Tarihin Işığında: TARİŞ DİRENİŞİ-1…

1980 Ocak-Şubat aylarında büyük bir direniş yaşandı İzmir’de. Tariş fabrikalarında işçiler, işçi kıyımına karşı direnişe geçti. Direniş fabrikalarda sınırlı kalmadı. Ege ve 9 Eylül Üniversitelerine ve yoksul gecekondu mahallelerine yayıldı. 12 Eylül faşist yönetimi ve devamındaki iktidarlar, bu direnişi “anarşi-terör”ün bir örneği olarak sundular; “Tariş Olayları” diye adlandırdılar.

1990 Mart tarihli Yeni Çözüm dergisinin 33. Sayısında yayınlanan “10. Yıldönümünde Tariş Direnişi” başlıklı değerlendirmeyi, Tariş Direnişinin yıldönümü vesilesiyle, bir tarih hatırlatması yapmak amacıyla tekrar yayınlıyoruz. “Tariş işçilerinden – Çiğli İplik fabrikasında çalışanDevrimci İşçi Hareketi mensubu Yaşar PİLİÇ” imzasıyla yayınlanan yazı, direnişin kapsamlı bir anlatımını içeriyor.

Bu büyük direniş, emekçilere, tüm halka yol gösteren bir direniştir. Direnme çizgisi, Tariş’ten Yüksel’e, Mahir Kılıç, Turan Aktaş direnişlerine uzanan bir kesintisizliktir. Direnişlerin biçimi değişmekte ancak içeriği ve tarihsel rolu değişmemektedir.

DİRENİŞİN GENEL TABLOSU

Faşizm, ülkemizde süreklidir. Bu, tekelci burjuvazinin yönetim biçiminde burjuva demokratik öğelerin değil, zorun, baskı ve terörün belirleyici olması anlamına gelir.

(…) ’79 sonlarında iktidarda CHP azınlık hükümeti vardır. Bir yandan sınıf mücadelesinin gelişimi engellenememekte, öte yandan mevcut ekonomik-siyasi bunalıma CHP çözüm olamamaktadır. CHP hükümeti alaşağı edilip yerine 3. Milliyetçi Cephe (MC) kurulur.

Yükselen mücadeleyi bastırmak, IMF politikalarının uygulanabilirlik zeminini yaratmak, tekelleşmeyi, sömürüyü pekiştirmek MC’nin önündeki başlıca hedeflerdir. Bunlara ulaşmak için, bir ayağıyla sivil faşist terör tırmandırılıp, devlet terörü de giderek artan bir biçimde uygulanırken, diğer ayağıyla kurumların faşist kadrolarla doldurulması, demokratik mevzilerin dağıtılması çabalarına girişilir.

Tariş de, hem bir demokratik mevzi olarak, hem de faşist kadro ve militanları doldurmaya elverişli bir işletme olarak 3. MC’nin saldırı hedefleri arasındadır. Ülkemizdeki KİT (Kamu İktisadi Teşekkülleri)nin genel durumu, burjuva partiler açısından her iktidar döneminde birer oy deposu ve “arpalık” işlevi gördükleri de düşünülürse, Tariş’in niçin saldırının hedeflerinden biri haline geldiği daha iyi anlaşılır.

İş artık saldırının sahnelenmesine kalmıştır.

22 Ocak ’80 sabahı İzmir sokakları hummalı bir faaliyet içindedir. Panzerler, silahlı timler tüm Tariş işletmelerini “arama” bahanesiyle kuşatmaktadırlar. Gerçekten de bu yalnızca bir bahanedir. Öyle ki, aramadan işletme müdürlerinin bile haberi yoktur. Öyle ki, daha arama falan olmadan, fabrika kapısında başlar baskı, gözdağı ve gözaltılar.

Tariş’li işçiler, aslında biçimini kestiremeseler de MC’nin haklarına, ekmeklerine saldıracağının beklentisi içindedirler zaten. Tüm işletmelerde aynı anda başlatılan operasyon her şeyi apaçık ortaya koymaktadır. Bu durumda Tariş işçilerine yapılacak tek şey kalır: Direnmek. Ve öyle de yaparlar.

(Ek olarak belirtmek gerekir ki, kamuoyuna “silah deposu” olarak sunulan işletmelerde yapılan aramalarda hiçbir şey bulunamamıştır. Sonrasında, Tariş Davası sırasında aramanın niçin yapıldığını, niçin genel bir operasyona başvurulduğunu hiçbir yetkili açıklayamamış, sorumluluğu birbirlerine atmışlardır… Ama o “niçin”in yanıtını işçiler o günden bilmektedirler. Tavırları da bunun ifadesi olmuştur.)

İşçilerin direnişinin üç talebi vardır:

1-İş ve can güvencesi sağlanması,

2-Keyfi olarak gözaltına alınanların serbest bırakılması,

3-İşletmelerdeki hasardan polisin sorumlu olduğunun açıklanması.

Kadınıyla erkeğiyle hemen tüm işçiler direniş saflarındadırlar. Direnişi daha örgütlü hale getirmek için kısa sürede iç organizasyonlar oluşturulur. Binlerce işçinin yemek, sağlık vb. ihtiyaçları bu organizasyon içinde karşılanmaya çalışılır… Polis ise işletmeleri tam bir ablukaya almıştır. Operasyon sırası ve devamında polisin vahşetini gören -ve çoğunlukla işçi, emekçi kesimin oturduğuÇimentepe, Gültepe’deki gecekondu halkı, Ege Üniversitesi ve liselerdeki öğrenciler protesto gösterileriyle, maddi katkılarıyla direnişe destek olurlar. Polis ve asker bu kez destek güçlere saldırır vahşice ama üniversitelerde, gecekondularda bulduğu yanıt da yine aynıdır. Özellikle gecekondu halkı günlerce süren bir direniş yaratır.

Tüm bunlar yaşanırken, direnişin 1. haftasında devreye DİSK girer. Birkaç gün önce İzmir’de yapılan mitingte “egemen sınıflara savaş” ilan eden DİSK’li yöneticiler, tek tek işletmeleri dolaşarak direnişi bitirmeye -açıkçası kırmayaçalışırlar ve kırarlar da. Son uğrakları Çiğli İplik Fabrikası‘dır. İşçiler burada karşı çıkarlar direnişin bitirilmesine, sert tepkiler gösterirler. Devrimci öncü işçiler, direnişin bu noktada bitirilmesinin faturasının ağır olacağını, bir ay içinde yeni saldırılara maruz kalınacağını, oysa verili durumda siyasi iktidara geri adım attırılabilineceğini vs. anlatmaya çalışırlar. Ne var ki, DİSK de kararlıdır(!). Başvurulan ayak oyunlarına işletmedeki revizyonist grupların yan çizmesi eklenince kararsızlık başgösterir. Devrimci işçiler ise tecrübe ve insiyatif eksiklikleriyle, direnişin DİSK’e rağmen sürdürülmesini sağlamada yetersizdirler.

Böylelikle direniş 31 Ocak’da sona erdirilir.

Direnişin Kırılmasını İşçi Kıyımı Takip Ediyor

Direniş, gözaltına alınan işçilerin salıverilmesi ve bir direniş deneyimi kazanılması dışında, esas talepleri açısından yenilgiyle sonuçlanmıştır aslında. Ve bu yenilgi ürününü -bir aya bile kalmadanbir hafta sonra verir.

6 Şubat’da gazetelerde Tariş yönetiminin koskoca ilanları vardır. Bu ilanlarda tüm Tariş işletmelerinin 1 hafta süreyle onarıma (revizyona) alınacağı ve bu süre içinde de tüm işçilerin izinli sayılacağı duyuruluyordu. İlanın altındaki gerçekse açıktı: İşçi kıyımı.

Evet, işçilerin tespiti yine doğruydu. Revizyon gerekçesi işçi kıyımından başka bir anlam taşımıyordu. Ve artık hiçbir güvencesi kalmayan, açlığa, işsizliğe itilen işçiler için bir kez daha direnmekten başka yol yoktu.

Direniş tekrar başlar.

Bu kez kavgaya girerken, işçilerin, sınıfının bilincinde olan işçilerin önünde 1974’de, bazı fabrikalar henüz montaj aşamasındayken sendikalarını seçebilmek için verdikleri mücadelenin; 75’de işçi kıyımıyla başlayıp faşistlerin saldırılarıyla tırmanan ve 16 işçinin yaralandığı, DİSK’in yanlış tutumuyla işçilerin atıldığı direnişin; 78’de işten atılan sekiz devrimci işçinin açlık grevinin, bunu desteklemek için yapılan yemek boykotu ve diğer destek eylemlerinin deneyimlerine ek olarak, nihayet daha bir hafta önce kırılan direnişlerinin dersleri vardır.

Birlikte hareket etmenin gücünü az çok kavratabilecek bir tarihe sahip yani Tariş’li işçiler. Buna o günkü toplumsal muhalefetin gücü de eklenince, işçiler direnişe coşku ve güvenle sarıldılar. Ama bir diğer yanıyla, köklü bir sınıf bilinci de değildi onları eyleme iten. Genel olarak bakıldığında, direnişe mevcut koşulların, siyasi iktidarın kendilerine dayattığı bir eylem olarak katılma söz konusuydu.

Direniş içinde Üretim Sürdürülür

Direniş kısa sürede hemen tüm işletmeleri kapsar. Barikatların ardında üretim de sürdürülmektedir bu kez. İşverenin revizyonun gerekçesi olarak ileri sürdüğü “işletmelerin üretim yapamayacak durumda olduğu” iddiasına işçiler üretimi sürdürerek yanıt verirler.

Teşhir olmanın da etkisiyle, iktidar, direnişlerin bir an önce kırılmasına yönelir. İşletmeleri ablukaya almakla yetinmeyip operasyonlar düzenlemeye başlar.

Saldırılar işçileri daha da duyarlı kılar. Artık gerçekten kaybedecekleri bir şey kalmamıştır çünkü.

Direniş boyunca İzmir de desteğini sürdürür, Protestolar, pankartlar, yürüyüşler, korsan gösteriler, AP binalarının basılması, desteğin değişik düzeydeki ifadeleridir.

Gazetelerdeki ilanla birlikte direnişin başlamasından bir gün sonra, 1 No.lu Üzüm İşletmesi’ndeki direniş polis tarafından düzenlenen bir operasyonla kırılır. Direniş sırasında pek çok işçi yaralanır. İşçiler toplu olarak gözaltına alınıp Alsancak Stadyumu’na götürülür.

Operasyonlar vahşice sürdürülür. Yağ Kombinası’nda, panzerlerle içeri girmeye çalışan polise karşı direnen işçilerden üçü polisin açtığı ateş sonucu yaralanır. Kurşun yağmuru altında ikinci kez boşaltılır fabrika.

Çevre destek güçlerin direnişini kırarak işçileri yalnız bırakmak için, gecekondularda barikatlar ardında yiğitçe sürdürülen direnişlere de saldırır oligarşi. Yurtsever bir işçi, Cemil Okan katledilir. Yaralılarla, gözaltılarla bastırılır direnişler.

Son Direniş Kalesi: Çiğli İplik

13 Şubat’da, bir tek işletme kalmıştır artık direnişi sürdüren: Çiğli İplik Fabrikası.

İşveren ve iktidar taktik değiştirip direnişi bölmeye çalışıyor önce. Tariş yönetimi verdiği yeni bir ilanla, isim isim belirterek 253 işçinin işine son verildiğini açıklıyor. İşçiler bunun bir manevra olduğunu, bugün başkalarınaysa yarın kendilerine olacağını görüyor.

Direniş sürüyor ancak diğer işletmelerdeki direnişlerin kırılmış olması belli bir tedirginliğe yol açıyor.

Bu manevradan bir sonuç alamayan iktidar asıl yöntemine dönüyor ve zora başvuruyor. Panzerler kapılara yükleniyor. Duvarlar, kapılar delik deşik ediliyor. Ama yine de sürdürülüyor saldırı. Yeni bir saldırıya karşı barikatlar sağlamlaştırılırken DİSK temsilcileri çıkıyorlar yine sahneye. “Diyaloglar“ başlıyor. Siyasi grupların bazıları taleplerinadını dahi anmayarak “arama yapılmaması güvencesiyle fabrikayı boşaltmayı” gündeme getiriyor. Elbette bu tavır tedirginliği boyutlandırıyor, çözülme başlıyor. Kimileri daha da ileri giderek “şartsız boşaltmayı” öneriyor. Çözülme derinleşiyor. Doğru direniş çizgisi azınlıkta kalıyor. Toplantıyı terk ederek görev yerlerine, barikatların ardına dönüyor.

Oligarşi, bir yandan fabrika boşaltılırken, son bir saldırıyla direnişi bütünüyle kırıyor. Yüzlerce işçi gözaltına alınıyor.

Sonrası işkence tezgahları, cezaevleri…

İçerdiği tüm eksik ve zaaflara karşın, yiğit, onurlu bir direniş olarak işçilerin haklarına sahip çıkmasının bir örneği olarak, işçi sınıfının mücadele tarihinde yerini alıyor Tariş Direnişi, deneyim ve dersler bırakarak.

DİRENİŞİN TEMEL NİTELİĞİ AÇISINDAN ELE ALINIŞI

Direnişin ortaya çıkışı, gelişimi, sonuçlanması göstermektedir ki, Tarîş Direnişine damgasını vuran temel özellik kendiliğindenliğidir. Devrimcilerin müdahaleleri direnişin kendiliğindenliğini aşma, direnişe çıkış noktasından daha kapsamlı bir yön verme değil, direnişi daha etkin kılma, çıkış noktasındaki hedef üzerinde direnişin kararlılığını sağlamayla sınırlıdır esas olarak.

(…) Tariş Direnişi sonrasında grupların çoğu, direnişte ne kadar “önder” olduklarını anlatma yarışındaydı. Bu yarış içinde, direnişin kendiliğinden karakteri görmezlikten geliniyor, bunun ortaya koyduğu görevler atlanıyordu. … Devrimci İşçi Hareketinin görevi salt alkışlamak değil kuşkusuz. “Partinin ödevi, işçilerin yardımına koşacak olanakları düşünmek değil (tabii kuru alkış hiç değil!), onların hareketine katılmak, buna ışık tutmaktır”(5)

Tariş Direnişinden bugüne, eylemlere, direnişlere, işçi sınıfının ekonomik karakterli hareketlerine böyle yaklaşmak gerekir. … “Her grev işçi sınıfına yeni bir deneyim kazandırır. Eğer grev başarıya ulaşırsa, birlikten doğan gücün örneğini verir ve diğerlerini/arkadaşlarının başarısından yararlanmaya isteklendirir. Eğer başarısızlığa uğrarsa, onları, bu başarısızlığın nedenlerini araştırmaya yöneltir ve mücadele için daha etkin yollar aramaya girişirler.” (6).

(…) Her direniş, kendi sınırlı talebi elde edilsin ya da edilmesin, işçilerin sınıf bilincini geliştirmenin, onların, örgütlülüğün gereğini göstererek sınıf sendikalarında bir araya gelmelerinin, siyasal örgütlülük içinde yer almalarının bir aracı, bir kanalı haline dönüştürülebilmelidir. Her direnişin güncel anlamda mücadelenin ivmesini yükseltmesinin ve uzun vadede iktidar perspektifli bir mücadeleye hizmet etmesinin asıl üzerinde durulması gereken kriterleri bunlardır.

Direnişin Yönetimi

Direniş ve yönetimi özel olarak üzerinde durulmaya değer yanlardan biridir.

22 Ocak sabahında panzerlerin işletmeleri kuşatmalarıyla başlayan saldırı, tüm Tariş işletmelerinden aynı anda yanıtı aldı: DİRENİŞ. Başlatılmasında örgütlü sendika DİSK’in bir karan yoktu. Sonrasında da, sendikanın direnişle ilgisi ya sözde destek ziyaretleriyle sınırlı kaldı ya da direnişi kırmak için ilgilendi ancak.

Hemen tüm işletmelerde direniş, saldırı anında orada olup karşı koyan vardiyalarla sınırlı kalmadı. Kısa sürede diğer vardiyalardaki işçiler de gelip katıldılar direnişe. İşletmelerde kitlesel bir direniş ve dayanışma havası egemendi. Bu geniş katılımın yanında, örneğin, daha önce birbirlerini “sosyal faşist” ya da “maocu faşist” olarak niteleyip, anti-faşist mücadeleden çok birbirleriyle uğraşanlar da ortak bir direniş ve eylem birliği platformunda yer almak durumunda kalıyorlardı.

Direnişe bu geniş katılımın, işçilerin bu birlikteliğinin temelinde yatan kuşkusuz son derece hayati, haklı ve somut talepleriydi. Buna bağlı olarak belirtilmesi gereken önemli bir olgu da, seçtikleri şube yöneticilerinin, işyeri temsilcilerinin ve işyerlerinde örgütlü siyasal grupların genelde direnişten yana olmalarıdır.

Direnişin yönetimi, yönlendirilmesi de bunların üzerine oturmuştu. Hemen tüm işletmelerde direnişin yönlendirilmesi, kısmi farklılıklar olsa da, üç ayrı organın -şube yönetimi, işyeri temsilcileri ve siyasi grupların temsilcilerinin oluşturduğu platformuyumlu, yer yer tek bir organ gibi çalışması üzerinde şekilleniyor, siyasal grupların oluşturduğu platform bir karar organı işlevi görürken, işyeri temsilcileri de yürütme görevinde ifadesini buluyordu.

Direnişin teknik açıdan (nöbetler, barikatlar vb.) örgütlendirilmesi, direniş süresince yemek, sağlık vb. ihtiyaçların karşılanması da bu organların ortak çalışmasının ürünüydü.

Direnişin yarattığı bu mekanizma “sovyetler” örneğinin başlangıcında olduğu gibi “dolaysız kitle mücadelesinin organları” olarak çıkmamıştır kuşkusuz. Bileşimi farklı, işlevi, hedefi sınırlıdır. Direnişin, sınıf mücadelesinin o somuttaki biçimlenişinin ihtiyaçlarına yanıt veren bir mekanizmadır. Ve asıl olarak burada görülmesi gereken iki olgu vardır.

Birincisi, Tariş Direnişinde devrimci-yurtsever örgütler olayların “arkasında” değil, içindedirler. Devrimci-yurtsever örgütlerin temsilcileri olanlar Tariş işçileridir, başkaları değil. Oligarşinin -cuntanınörgüt fobisiyle karartmaya çalıştığı yan budur. Oligarşi işçilerin devrimcileşmesinden, onların Tariş örneğini izlemelerinden korkuyor.

Oysa Tariş Direnişinin gerçeği buldur işte. Direniş, bir bütün olarak -apolitik olanından AP’li, CHP’li olanına, devrimcilere kadarTariş işçilerinin eseridir.

İkincisi, eğer Tariş Direnişi sınıf mücadelesinde kalıcı izler bırakan, bugün ondan coşkuyla, onurla söz edebileceğimiz bir direniş olduysa, bu, direnişte siyasi sloganlar atılmadığı, polise-askere direnilmediği, “arkasında” örgütler olmadığı için değil, tam tersine, devrimci-yurtsever örgütlerin, işçilerin içinde yer almasıyla oligarşinin tüm güçlerine karşı yiğitçe, kararlıca direnildiği içindir.

Evet, bugün Devrimci İşçi Hareketinin görevlerinden biri de, cuntanın işçi sınıfı içinde kökleştirmeye çalıştığı “siyasi örgüt” fobisini kırmak ve reformizmin, revizyonizmin bundan etkilenmiş taktiklerini, ayak oyunlarını tersyüz etmektir.

Bugün eğer mevcut iktidarlar, her şeye karşın işçi sınıfından çekiniyor, onu daha da fazla zapturapt altına almaya, bunun olmadığı yerde uzlaşmacı bir çizgiye yanaştırmaya çalışıyorlarsa, yer yer işçi sınıfına tavizler veriyorlarsa, bu, işçi sınıfının 15-16 Haziran’ları, Tariş’leri yaratabileceğini görmüş olmalarındandır.

(…) Tariş’li işçilerin direnişteki kararlılıkları, böylesine bir direnişi örgütleyebilmekteki başarıları sendikal örgütlülük dışında dinamiklere de sahip olmalarının sonucudur. … Tariş Direnişi bize işyerlerindeki mücadelenin -hele ki bizim gibi sendikaların ikide bir rahatlıkla kapatılabildiği bir ülkedesalt sendikalar düzeyinde bir örgütlenmeye bağlanmaması gerektiğini de öğretiyor.

– devam edecek –

Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.