Zorla Müdahale

Açlık Grevi HALKIN, Zorla Müdahale ZALİMİN Yöntemidir

Ölüm oruçları başladığından bu yana, çokça duyduğumuz bir kavram var: „Zorla müdahale“.
Zorla müdahale denilen nedir?
Zorla müdahale, esasında ZORLA BESLEME’dir.
Zorla besleme, bir insanın iradesi dışında, onun karşı çıkmasına rağmen, ZORLA yapılan bir uygulama olduğu için de bir işkenceye dönüşür.

Düşünün; bir insan yemek yemek istemiyor.

 


Siz onun ağzından, burnundan hortum sokup, midesine sıvı yiyecek akıtmaya çalışıyorsunuz.
Bunu zorla yaptığınız için, ağzından burnundan kanlar geliyor, zorla verilmeye çalışılan sıvı genzine kaçıyor, ağzının içi, burnunun içi tahriş oluyor…
Açlık grevi yapan direnişçinin elini kolunu bağlayıp, ağzından veya burnundan hortum sokup midesine sıvı besin akıtarak ya da etini parçalayıp damarlarından serum vererek yapılan zorla besleme, tartışmasız haksız hukuksuz bir zulüm yöntemidir. Bir işkencedir.
Bu işkence, dünya ve ülkemiz örneklerinde somutlandığı gibi ya ölümle ya da direnişçinin sakatlanıp yaşayan ölü haline getirilmesiyle sonuçlanmaktadır.

İktidarlar, Neden Açlık Grevi Direnişçilerine Zorla Müdahale Ediyorlar?

Amerika’dan Türkiye’ye, İsrail’den İngiltere’ye emperyalizm ve işbirlikçileri, dünya halklarının hak ve özgürlük mücadelesi içinde açlık grevi eylemi yapan direnişçileri niçin zorla beslemeye çalışmaktadır?
Amaç, direnişçinin sağlığı ya da yaşaması değildir.
Halk düşmanlarının amacı, direnişçinin açlık grevi eyleminde somutladığı taleplerini yok sayıp iradesini ezmektir. Direnişçinin açlığı, dile getirdiği talepleri somutlar. Bu gerçeklik karşısında, halk düşmanları öncelikle moral açıdan yenilmiş olurlar.
Küba Devrimi’nin ölümsüz önderi Fidel Castro bu gerçekliği şöyle ifade ediyor: “… Altmış gün boyunca açlık grevinde kalarak idealleri uğruna ölme kudretine sahip insanların huzurunda despotların eli ayağı titrer! Bunun yanında, yüzyıllar boyunca insani feda ruhunun simgesi haline gelen İsa’nın çarmıhtaki üç günü nedir ki?”
Söz konusu olan açlık grevi direnişçisinin moral üstünlüğüdür. Bu üstünlük ve halk saflarına yaydığı moral etki karşısında halk düşmanlarının eli ayağı gerçekten de titrer.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun hezeyan dolu açıklamaları, AKP hükümetinin örneğin Nuriye-Semih’in açlık grevini karalamak için Türkçe-İngilizce broşür bastırıp dağıtması, işte bu titreyişin ürünüdür.

Zorla Besleme, “Açlık Grevini Kaynağında Kurutma” Saldırısıdır

Ne yaparlarsa yapsınlar, direnişi kıramayınca bu kez “direnişi kaynağında kurutma” hesabıyla açlık grevi direnişçisini zorla beslemeye yönelirler. Direnişçiyi zorla beslemeye kalkmak ise işkencenin ta kendisidir. Ve sonuçları, dünya ve ülkemiz örneklerinde ölümcül olmaktadır.
Örneğin, ülkemizde 2000-2007 yılları arasında sürdürülen Büyük Ölüm Orucu Direnişi içinde gerçekleştirilen zorla müdahaleler sırasında birçok direnişçi öldürülmüş, 600’e yakın direnişçi de sakat bırakılmıştır.
Ancak zorla beslemeyle direnişi kırma hesaplarında yanılmışlardır.
Açlık grevinin kaynağı direnişçinin bedeni değildir. Bu yanıyla bedenine yapılacak zorla müdahaleler de direnişi yok edemez. Açlık grevinin kaynağı, direnişçinin bedeni değil asıl olarak taleplerinin haklılık ve meşruluğudur.

Açlık Grevi Halkların Direniş Biçimi, Zorla Müdahale Halk Düşmanlarının Yöntemidir


Siz hiç açlık grevi yapan burjuva gördünüz mü? Göremezsiniz. Ama değişik zaman ve mekanlarda açlık grevi yapan halktan insanları duymuş, okumuş, görmüşsünüzdür.
Bunun nedeni açlık grevinin içerik ve biçim olarak yoksul halkın eylem biçimi olmasıdır. Tarih boyunca böyle olmuştur.
Açlık grevi, haklılığın ve meşruluğun yöntemidir. Bir boyun eğmeme ve isyan biçimidir. Zorla müdahale ise, haksızlığın ve gayri-meşruluğun ifadesidir. Sindirme, yok etme, iradeyi ve direnişi kırma amaçlıdır.

“Zorla Besleme”de Sufrajetler, Iralılar Örneği

  1. yüzyılın başında İngiltere’deki kadın hakları savunucusu Süfrajetler sık sık tutuklanıyorlardı. İngiliz hükümeti Süfrajetler’in taleplerini görmezden gelmek için onları duvarların ardına gönderse de, Süfrajetler bu kez hapishanelerde açlık grevi yöntemine başvurdular. Bunun üzerine de İngiltere hükümeti, açlık grevi direnişçilerini zorla beslemeye yönelik bir uygulama başlattı. Sonuç kanlı oldu. 1909 yılında zorla müdahale sonucunda aralarında Mary Clarke, Jean Hewart ve Katherine Fry’ın da bulunduğu çok sayıda tutsak hayatını kaybetti.
    Yeri gelince “demokrasi ve özgürlüğün şampiyonu” olmayı kimselere bırakmayan İngiliz emperyalistleri, İrlandalı yurtseverlerin sürdürdüğü açlık grevlerinin karşısına da zorla beslemeyi çıkarttı. Ve 1917 yılında Dublin’deki Mountjoy Hapishanesi’nde açlık grevi yapan İrlandalı yurtsever Thomas Ashe, zorla müdahale sonucunda öldürüldü.
    Aradan yıllar geçse de İngiliz hükümetinin zorla müdahale politikası can almaya devam etti. Örneğin, IRA’lı Michael Gaughan da 1974 yılında hapishanede sürdürdüğü açlık grevi sırasında zorla “beslendikten”(!) sonra öldü.
    Amaç, Hak, Özgürlük, Adalet Talebini Yükselten Direnişleri Kırmaktır
    Ülkeler ve tarihler değişse de halk düşmanlarının açlık grevleri karşısında sergilediği zorla müdahale politikası aynı kalmıştır. Amaç, açlık grevinin hak ve özgürlük taleplerini gündeme taşımasının önünü kesmektir. İster 20. yüzyılın başında İngiltere’de olsun, ister 2000’lerin Türkiyesinde olsun, isterse 21. yüzyılın başında Amerikan Guantanamosu’nda olsun, amaç budur.

Guantanamo Örneği

Bilindiği gibi, Amerikan emperyalizmi 2001’den itibaren hiçbir hukuk kuralı tanımayarak “Müslüman terörist” diye kaçırdığı kişileri Guantanamo’daki toplama kampında tuttu. Bu duruma karşı çıkan kimi tutsaklar açlık grevi yapmaya başladığında Amerikan emperyalizminin cevabı, zorla besleme saldırısı oldu. Yaptıkları tam bir işkenceydi. Guantanamo’da bu iş için hazırlanmış özel odaların vardı.
Açlık grevcileri bu odalara götürülüp burada zorla besleme adı altında işkenceye maruz bırakılıyorlardı. Bu amaçla özel sandalyeler, tutsakların midesine indirilen hortumlar ve sıvı besinler hazırlanmıştı.
Uygulama şöyle şekilleniyordu: Üst üste 9 öğün yemek yemeyen tutsak buraya alınıyor. Plastik borular burnundan midesine kadar sokularak zorla beslemenin işkence seansı başlıyor. Tutsaklara yönelik neden zorla besleme yaptıklarının cevabı aşağıdaki gazete haberinde vardır:
“… Bir subay 11 Eylül 2005’te grevcilerin sayısının 131 civarına ulaştığını söyledi. Bir grevcinin ölmesi halinde yaşanılacak uluslararası etkinin endişeleri bildirildi.” (The New York Times 9 Şubat 2006)
Görüldüğü gibi zorla besleme saldırısının amacı direnişçinin sağlığı değildir. Onları direnişin dile getirdiği talepler ve bu uğurda şehit düşecekler üzerinden gerçeğin ortaya çıkması korkutmaktadır. Ama elbette bunu böyle ifade etmezler. Asıl amaçlarını yalan ve yaygara ile örtbas etmeye çalışırlar. Bakın, ABD Sağlık Bakanlığı savunma sekreteri, zorla müdahaleyi nasıl açıklıyor:
“… Bir kişinin intiharına izin verir misiniz? Yoksa sağlığını koruması için gerekli önlemleri alır ve hayatını mı korursunuz?” (NY Times, 22 Şubat 2006)

İsrail: Açlık Grevinden Değil, Zorla Beslemeden 50 Tutsak Öldü

Amerikan emperyalizmi zorla müdahale yapar da, işbirlikçileri siyonist İsrail ile AKP faşizmi geri mi durur? Onlar da Amerikan emperyalizminin ikiz çocuğu olarak efendilerinden öğrendikleri zorla müdahaleyi, direnen tutsaklara uygulamışlardır.
Örneğin, Filistinli avukat Muhammed Allan (30), 16 Kasım 2014’te tutuklandı. Ve tutukluluğunu protesto etmek için açlık grevine başladı. Bunun üzerine İsrail parlamentosu Knesset, Filistinli tutsakların “zorla beslenmesine” imkan tanıyacak bir yasa çıkardı.
Bu yasa tartışılırken söz alan Birleşik Arap Listesi milletvekillerinden Dov Khenin, “yasanın amacının, iddia edildiği gibi mahkumların hayatını kurtarmak olmadığını” belirtip ekledi: “İsrail’de şimdiye kadar açlık grevinden ölen bir mahkum olmadı ancak zorla beslemeden dolayı 50 mahkum öldü. Bu yasa öldürüyor ve uluslararası normlara aykırı eylemlere izin veriyor.”
Evet, o dönemde İsrail’de açlık grevinden dolayı ölen bir tutsak yok, ama zorla besleme yüzünden 50 Filistinli tutsak ölüyor.
Filistin Kurtuluş Örgütü’ne (FKÖ) bağlı Esir İşleri Yüksek Kurulu Başkanı İsa Karaki, bu durumu şöyle değerlendiriyor: “Zorla beslenme yasası esirlere karşı yapılan ahlaksız bir işkencedir. Öldürmenin yasallaştırılmasıdır. 1980 yılında Nefha Cezaevi’nde zorla beslenmelerinin ardından şehit olan 3 esirde olduğu gibi zorla besleme uygulaması ölüme neden olabilir.”

Zorla Müdahele Neden Sonuç Alamaz?

Zorla müdahalede amaç; direnişçiyi öldürmek veya yaşayan ölü haline getirerek; direnilemeyeceği, direnişin her koşulda kırılacağı düşüncesini yaratıp direnişçileri umutsuzlaştırmak, direnişten vazgeçirmektir.
Neden başarılı olamayacaklarının sebebini, 324 gün süren açlık grevi boyunca, zorla müdahale girişimleri ve tehditleriyle karşı karşıya kalan Nuriye Gülmen gayet sade bir şekilde anlatmıştı: “Ben her şeyi, açlık grevini bile unutsam, bize yapılan bu zulmü unutmayacağım. Kendime geldiğim an o serumu yine çıkartıp atacağım, yine açlık grevine gireceğim, taleplerim kabul edilene kadar…”
Nuriye Gülmen’i zorla müdahale saldırısı karşısında bu denli güçlü tutan, geçen yüzyılın başında İngiltere’deki Süfrajetler’den, bu yüzyılın başında Türkiye’deki 122’lere kadar uzanan, direniş geleneği ve iradesinde somutlanan moral üstünlüktür.
İşte bu moral güçle 2000-2007 Büyük Ölüm Orucu direnişçilerinden Fatma Hülya Tümgan, olası bir zorla besleme dayatması sırasında serum hortumunu parçalamak için tırnaklarını uzatmıştır. Ali Rıza Demir, serum şişesini tekme atarak parçalamıştır. Muharrem Karademir zorla müdahaleye meydan vermemek için feda eylemi yapmıştır. Gülay Kavak, serumu çıkartıp atmıştır.

Sonuç Olarak;

1- Zorla müdahale, dünya halklarının hak ve özgürlük mücadelesi içinde yerini bulan açlık direnişlerine karşı emperyalistler ve işbirlikçilerin ürettiği politikadır.
2- Zorla müdahale işkencedir.
3- Zorla müdahale ölümdür. Öyle ki, İsrail hapishanelerinde açlık grevinden kimse ölmemiş ama zorla besleme sırasında 50 Filistinli tutsak öldürülmüştür.
4- Zorla müdahaleyi boşa çıkartmak mümkündür. Boşa çıkartmanın yolu,
direnişçi açısından -Koçak gibi- direnişi sürdürmek,
dışarıdakiler açısından direnişçiyi SAHİPLENMEKTİR.

(Yürüyüş dergisinin 10 Eylül 2017 tarihli 31. nolu sayısındaki bilgilerden yararlanılmıştır.)

Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.