UZUN DİRENİŞLER ÜLKESİ TÜRKİYE 14. BÖLÜM: UZUN DİRENİŞLER GÖZE ALINMADAN SONUÇ ALINAMAZ, ZAFER KAZANILAMAZ!

“Uzun Direnişler Ülkesi Türkiye” başlıklı lyazı dizimizi, bugünkü 14. bölümle bitiriyoruz.
13 bölüm yayınladık.
ilk iki bölümde uzun direnişlerin gelişimini anlattık.
Sonraki 11 bölümde ise, uzun direnişçilerin kendileri anlattı uzun direnişleri.
İki temel sorumuz vardı röportajlarımızda:
1- Ülkemizde direnişler neden bu kadar uzun sürüyor?
2- Uzun direnişlerin zorlukları neler?

Direnişlerin neden uzun sürdüğü konusunda, her direnişin ve direnişçinin penceresinden farklı farklı vurgular öne çıktı. Ancak hepsinde ortak olan iki nokta vardı:
Birincisi, ülkemizin faşizmle yönetiliyor oluşu, anti-demokratik oluşu.
En çok vurgulanan ikinci neden ise, demokratik kitle örgütlerinin (Sendikaların, federasyonların, odaların) üzerlerine düşen görevleri yapmaması.
Uzun direnişler, bir bakıma, işte bu iki etkene karşı, faşist bir yönetim anlayışına karşı ve sendikalara, odalara yerleşmiş bürokrat, reformist, uzlaşmacı yönetimlerin teslimiyetciliğine karşı, sürüyor.

Direnişçilerin “uzun direnişin zorlukları” konusundaki cevapları, direnişin “kanıksanması”ndan, uzun sürmesinin yolaçtığı ailevi sorunlara kadar büyük bir çeşitlilik gösteriyordu.
Fakat, direnişin uzun sürmesi, sorunların çözümünü de içeriyor; her direniş kendi içinde bu zorluklara karşı, kendine özgü çözümler üretiyor.
Uzun direnişlerin zorlukları konusunu, son bölümde Türkan Albayrak özetledi:
“En zoru direnmemek”!

Bu kadar haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, keyfilik karşısında kalan tek seçenek direnmek.
Son üç yıldır, ülkemizin değişik köşelerinde her an süren ortalama 20-30 direniş var. Bunların kimileri 10, 20, 30 kişilik.. veya daha kitlesel.
Kimileri ise “tek kişi” tarafından sürdürülüyor.

Bu direnişlerin hemen hepsinin ortak özelliği, uzun sürmesi..
kimisi 300’li günlerde, kimisi 500’lü günlerde… kimi ise 1000’li günlere gelmiş.. Yani üç yıl olmuş…
Üstelik, bu uzun haftalar, aylar, yıllar, “olağan seyrinde” yaşanan bir süreç de değil.
Direnişçilerin en sık yaşadıkları olağandışılık, gözaltılar.
Öyle ki, en çarpıcı biçimde Yüksel’de görüldüğü gibi, bir çok direnişte gözaltılar artık “olağan” olmuş.
O gün gözaltı olmazsa, olağandışı bir gün yaşanmış sayılıyor.
Bazen polis, bazen patronlar ve çoğu zaman da patronlar ve polis içiçe, direnişleri kırmak için ellerinden geleni yapıyorlar, akla gelebilecek her yönteme başvuruyorlar.
Burada da başvurulan iki temel yöntem var:
Bir: polis terörü
İki: psikolojik savaş.

Bütün bu teröre, demagojiye karşı direnişçilerin de iki silahı var:
Bir: Direnme cüret ve kararlılıkları.
İki: Ezilenlerin silahı dayanışma.

İki taraf da aylar süren direnişler boyunca elindeki bütün silahları kullanıyor. Biz bu röportajları okuduktan sonra bir kez daha şurayı artık çok net gördük;
kısa süreli direnişlerle sonuç almak en azından bugünkü koşullarda neredeyse istisnai bir durumdur.
Haklarını, özgürlüklerini, toprağını, ormanını, işini savunmak isteyen, uzun direnişleri göze alacak.

Ve yine direnişçilerin röportajlarını okuyarak tekrar bildik ve inandık ki; emekçilerin, haklı olanların tarafı kazanacak!

Sosyal ağlarda paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.