Şeyh Bedrettin Ayaklanması…

“Madem ki bu kerre mağlubuz”…

BÖLÜM 2 –

“Bir kişi inancı için vuruşarak ölürse, inancı da doğruysa o ölmüş sayılmaz… Tarih gelecek için kavga verip, yitmiş bile olsa, insanlık için vuruşanları hiç unutmaz.”

Bundan tam 580 yıl önce böyle diyordu Şeyh Bedrettin. Kendinden 200 yıl önce hakça düzen için ayağa kalkan Baba İshak’ları unutmayan Anadolu halkını görmenin güveniyle söylüyordu bu sözleri. Biliyordu ki, Bedrettin adı da, Anadolu’da, dünyada eşitlik için savaşlar sürdükçeunutulmayacaktı.
“Bin yıllık isyanımız” dizimizde geçen hafta Şeyh Bedrettin isyanının başlangıç koşullarını, o günün Osmanlısında Anadolu halkının durumunu ve Bedrettin’in eşitlikçi, adaletli kişiliğini anlatmış, Bedrettin’in “artık harekete geçme zamanı gelmiştir” diyerek ayaklanmayı başlatma kararını yazmıştık…

Duyduk ki
Mustafa huruç eylemiş
Aydın elinde Karaburunda.
Bedreddinin kelâmını
söylemiş
köylünün huzurunda

Bedrettin, müridlerinden en bilge ve en yiğit olan Börklüce Mustafa’yı Anadolu Şeyhi olarak Aydın, İzmir, Urla ve Karaburun yöresine; Torlak Kemal’i ise Börklüce’nin komutasında Manisa’ya gönderir. Kendisi de hazırlıklar tamam olunca Rumeli’ye geçecek ve Hakikat düzenini orada kuracaktır. Bunun için de Rumeli’ye Kadı Botog’u örgütlenme çalışmaları için gönderir. Bedrettin hareketini ayıran en önemli özelliklerden birisidir bu durum. Diğer ayaklanmaların bir çoğu bir kıvılcımla, bir patlamayla meydana gelip gelişirken, Bedrettin hareketi başından itibaren örgütlü
gelişmiştir. Hazırlıklar iki yıla yakın sürer. Bu süre içinde halka, eşitlikçi bir düzenin propagandası yapılır.

Börklüce’nin, “ben senin emlâkına tasarruf edebildiğim gibi sen de benim emlâkıma aynı suretle tasarruf edebilirsin.” sözleri, Aydın halkına hitaben konuşmaları bunun örnekleridir. Çok basit, çok yalındır kurulmak istenen düzen. Çünkü zulüm ve yoksulluk yalın ve çıplak haliyle hüküm sürmektedir Anadolu toprağında.

Bedrettin hareketinin fiili olarak önderliğini Börklüce Mustafa yapmaktadır. “Dede Sultan” adıyla anılan Börklüce’nin faaliyetleri sadece propaganda ile sınırlı kalmaz. Aynı zamanda beylerin, paşaların konakları, toprakları ele geçirilir halka dağıtılır. Bir nevi gerilla tarzında eylemlerle Aydın ve yöresindeki egemen sınıflara büyük darbeler vurulur. Halkın isyanı ilk olarak vergileri ödemeyi reddederek başlar. İlkin bir köyde gelişen hareket giderek tüm Aydın iline yayılır. Sonra Ege’ye. Bu arada Manisa yöresinde de Torlak Kemal benzer çalışmaları yürütmektedir.

Sadece köylüler değil, esnaflar da ayaklanmaya katılır. Özellikle Rumeli’de, adalarda yaşayan, müslüman olmayan halklarla geliştirilen ilişkiler sonucu her dinden, her milliyetten yoksul halk Bedrettin’in saflarındadır. Köylüler, Ahiler birlikte üretip, birlikte tüketecekleri düzeni Aydın-Karaburun bölgesinde kurmaya başlarlar. Ortaklar kenti böyle ortaya çıkar.
Ortaklar’da yaşam kollektiftir. Bir kardeşlik ormanı gibidir. Halk kendisi için ürettiğinde ne kadar yaratıcı olabildiğini orada görür. Buğdayı samanından ayırmak için sıradan bir köylünün yeldeğirmeni benzeri bir alet geliştirerek, rüzgar elde etmesi gibi örneklere rastlanır. Yaşamı kolaylaştıran buluşlar hemen tüm köylere yayılır. Bilim, halkın hizmetindedir Ortaklar’da. Ortaklar’ın yönetimi de yine halkın katıldığı kurullarda belirlenir. Kadınlar erkeklerle eşit görülmektedir, erkeğin sahip olduğu her hakka sahiptirler ve üretimde doğrudan yer almaktadırlar. Nasıl ki, adalet ve eşitlik temelindeki düzenlerinin adı Hakikat ise, onların adı da Hakikat Bacıları’dır. O düzenin yaşaması için erkeklerle birlikte düşmana karşı ceng ederler. Ortaklar’da adalet herkese eşit uygulanır ve eğitimi temel alır…

Manisa yöresindeki kolektif yaşamın ilk kuruluşunda buğday sıkıntısı çekilmektedir, bir Torlak, savaşçı olmasının verdiği güçle ve eski
alışkanlıklarının etkisiyle zorla buğdaya el koyar. Bunun üzerine ortaklar düzeni tarafından halk önünde yargılanan Torlak buğdayı zorla aldığı köye gönderilir ve köylülerin kendine vereceği cezaya razı olması istenir… Yine bir başka olayda da genç kızlara sarkıntılık yapan iki Torlak toplumdan tecrit ve teşhir cezasına çarptırılır. “Bacılarımızın şerefiyle oynayan ahlaksızların başına gelecek budur” denilerek develere bindirilip yarı çıplak dolaştırılırlar. Buna benzer örneklerle halka yeni adalet anlayışı kavratılmaya çalışılır.

EŞİTLİKÇİ DÜZEN
OSMANLI’YI HUZURSUZ EDİYOR

Osmanlı ortaklar düzenini, etkisini çok geçmeden duyar. Tehlike büyüktür. Halk eşitlik düşüncesine alıştıkça onu teba yapmak çok daha zorlaşacaktır. Bunun için tez elden kanla, kıyımla bastırılmalıdır.

İlk olarak Aydın ve yöresindeki beylikler kullanılır. Manisa beyi Aydın’a, ortakların üzerine gönderilir. Bu esnada Torlak Kemal bu durumdan yararlanarak Manisa’yı ele geçirir. Hakikat savaşçıları eşitlik düzenlerini yiğitçe savunurlar ve bey ordularını yenilgiye uğratırlar. Bunun üzerine Osmanlı ayaklanmayı bastırmak için Bayazıt Paşa komutasında bir ordu hazırlayıp Börklüce Mustafa’nın üzerine gönderir. Anadolu’da ne kadar bey, egemen varsa Osmanlı ordusuna katılır. Çünkü karşılarında halk
vardır, yoksulların isyanı vardır. Bunun için tüm ayrılıklarını bir kenara bırakıp, halkın isyanına karşı birleşirler.

İZNİK SÜRGÜNÜ,
SÜRGÜNÜNE SON VERİYOR

Bu kasaba İznik kasabası.
Bu ev esnaf mahallesinde bir ev.
Bu evde
bir ihtiyar vardır
Bedreddin adında.
Boyu küçük
sakalı büyük
sakalı ak.
Çekik çocuk gözleri kurnaz
ve sarı parmakları saz gibi.

Börklüce Mustafa’nın ve Torlak Kemal’in Hakikat düzenini kurmadaki başarıları ve Rumeli’de hazırlıkların tamamlanması üzerine İznik sürgünü Bedrettin, bir gece vakti kaçarak İsfendiyar’a, oradan Eflak’a ve nihayet binlerce müridinin yolunu gözlediği Ağaçdenizi’ne (Deliorman. Şimdi Romanya sınırları içindedir.) geçer. O da burada kuracaktır Ortaklar düzenini. Ayaklanmayı Rumeli’ne yayacaktır. Savaş hazırlıklarına da başlar. Çünkü içinde yöneticilik yaptığı Osmanlı’yı iyi tanımaktadır. Ege bölgesinde müridlerinin başarısını duyup da durmayacağını, eşitlikçi bir düzenin gelişmesine, yoksulun hakkını bilir hale gelmesine izin vermeyeceğini bilmektedir.
Çevre köylere haber salınır, yeni düzenin adı duyurulur, cenge çağrılır yiğitler…

Her şahin peşine
yüz aslan takıp gelmiş.
Köylü, bey ekinini,
çırak çarşıyı yakıp
reaya zinciri bırakıp gelmiş.
Yani Rumelinde bizden
ne varsa tekmil
kol kol Ağaçdenizine
akıp gelmiş…

“İRİŞ DEDE SULTANIM, İRİŞ”

Bedrettin’in Hakikat düzenine inananlar, üzerlerine katbekat silah ve asker gücüyle yürüyen Osmanlı’ya karşı Aydın-Karaburun’da direnirler. Yiğitdirler, adaletli bir düzeni yaşamış, görmüşler, kaybetmek istemezler. Bunun için büyük bir inançla savaşırlar. Osmanlı, düzenine başkaldıranlara örnek olsun diye oluk oluk kan akıtır tüm Ege’de. Kanının son damlasına kadar çarpışan 10 bin savaşçıdan geriye kalan 2 binle birlikte Börklüce Mustafa da esir düşer. Çelebi Mehmet’in yağma ve talan düzeni için kan döken Bayazıt Paşa, ondan pişmanlık getirmesini ister.
Davasına inanan her önder gibi Börklüce’nin cevabı da tereddütsüz olur.
“Bre Beyazıd Paşa… eğer yaptıklarım yasaya ve dahi kutsal kitaplara aykırı olsaydı nice utanmaz sömürücü var ise bizi yitirmeye sıvanabilir miydi? Eğer bizim inancımız insanları mutluluğa kavuşturmasaydı sizin gibi yaratıklar buna düşman olur muydu? Bunca tanık var iken sen benden inancımı yadsımamı istersin he mi? Bizim canımızı seninki gibi kutlu mu saymaktasın. İşte canımız, işte siz, dilediğinizce harcayabilirsiniz.”

Çarmıha gerilir Börklüce’nin yaralı bedeni. En büyük acı ellerine çakılan çiviler, sırayla koparılan kolları, bacakları değil, savaşçılarının gözlerinin önünde boynunun vurulmasıdır.

Satırı çaldı cellât.
Çıplak boyunlar yarıldı
nar gibi,
yeşil bir daldan
düşen elmalar gibi
birbiri ardına düştü başlar.
Ve her baş düşerken yere
çarmıhından Mustafa
baktı son defa.
Ve her yere düşen başın
kılı depremedi:

-İriş
Dede Sultanım iriş!
dedi bir,
başka bir söz demedi…

Halka gözdağı vermek, ayaklandığında, zulme ve açlığa başkaldırdığında ne olacağını göstermek için Börklüce Mustafa’nın çarmıha gerili bedeni kentlerde dolaştırılır. Börklüce’nin katledilmesinden sonra Manisa üzerine yürüyen Osmanlı, Torlak Kemal’i ve savaşçılarını da kılıçtan geçirir. Ege bölgesinde ortaklar düzeninin kurulduğu ne kadar kent, köy varsa yol boyunca tümü katliamlara uğratılır.

“MADEMKİ BU KERRE MAĞLUBUZ…”
Bu arada Bedrettin’in Rumeli’de kurduğu Hakikat düzeni gelişmekte halk akın akın bu düzene katılmaktadır. Tehlikenin büyüklüğünün farkında olan Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet bizzat Rumeli üzerine yürür. Bu arada Bayazıt Paşa, Bedrettin’in yanına sokup, “müridi” yaptığı adamlarının marifetiyle Bedrettini esir alır ve Serez’de karargah kuran Çelebi Mehmet’in huzuruna çıkarır. Anadolu’nun en örgütlü isyanına önderlik eden bu bilge kişiden nedamet getirmelerini beklemeleri boşunadır. Düzmece bir mahkeme kurulur, Bedrettin yargılanır. O koşullarda da olsa düşüncelerini savunur, yargılanan değil yargılayan olur.

Bedreddin gülümsedi.
Aydınlandı içi gözlerinin,
dedi:

– Madem ki
bu kerre mağlubuz
netsek, neylesek zaid.
Gayrı uzatman sözü.
Mademki fetva bize aid
verin ki basak bağrına
mührümüzü..

Bedrettin Serez çarşısında çırılçıplak asılır. Bedrettin’in düşünceleri, bilgisi karşısında söyleyecek hiçbir şey bulamayan egemenler onu bu şekilde aşağılamak isterler, halka gözdağı olsun isterler. Ama ne Bedrettin’in o günün koşullarında şekillenen eşitlik, adalet düzenini, ne Bedrettin yiğitlerini Anadolu halkının kafasında söküp atamazlar…

Kılıç üşürürdü beyi, sultanı,
Atını koşturdu veziri, hanı
Biz de helal ettik
bu kuşça canı
And verdik yoluna,
dökeriz kanı
İriş Dede Sultan
kavgaya iriş
İmdi can günüdür,
gazaya giriş…

(Anadolu Türkmenlerinin Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa için yaktığı ağıtlardan)



Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.