KERBELA VE HZ. HÜSEYİN

13 asır geçti aradan… Ama ne Kerbela katliamının yürekleri dağlayan acısı unutuldu, ne de Kerbela’nın temsil ettiği zalime boyun eğmeme, ölümüne direnme ruhu, bu 13 asır boyunca gelmiş geçmiş Yezitler’ce unutturulabildi.

Alevi, Şii, Bektaşi inancından halklar, yine “Matem Ayı”nda Kerbela şehitlerinin yasını tutarken, dünyanın dört bir yanında bugünün Yezitler’ine karşı direnenler var.

ÇETİN YOLUN SONU ÖLÜME GİTSE BİLE, KURTULUŞUMUZ BU YOLDADIR

Kerbela’da yaşanan katliam, Aleviler için yüzyıllar boyu yaşanan katliam ve yok etme politikasının özetidir adeta. Hz. Muhammed’den sonra, Kerbela’ya gelene kadar iktidar hep Hz. Ali’nin hakkıydı. Buna rağmen önce Ebubekir, Ömer, Osman halife oldu.

Hz. Ali zorunlu olarak halife seçilince, Muaviye’nin adamları tarafından camide namaz kılarken öldürüldü. Muaviye başa geçince bir süre sonra İmam Hasan’ı zehirlediler. Ve Muaviye’nin oğlu Yezid halifelik makamına oturdu. Oysa hak İmam Hüseyin’e geçmişti. Kerbela’nın başlangıcı da Yezid’in iktidarda kalma mücadelesidir.

Yezid’in yerine, Hz. Hüseyin’i halife seçeceğini belirten Aleviler, Hz. Hüseyin ve yanındaki 72 kişi ile birlikte Kerbela çölünde hak ve adalet için ölümüne direndi. 72 kişi yaklaşık 5 bin kişilik Yezid’in ordusuna karşı başkaldırdı. Biat etmedi. 72 savaşçı, 72 biat etmeyen yürek, zalime karşı gelerek yiğitçe dövüştüler ve Zeynel Abidin hariç hepsi şehit düştüler.

Hz. Ali’nin ardından, Muaviye, kendisini halife ilan ederek, Kûfeliler’in halife seçtikleri, Ali’nin büyük oğlu Hasan’ın kendine biat etmesini istedi. Hasan’ın kabul etmemesi üzerine, 60 bin kişilik ordusuyla, şimdiki Irak topraklarına yürüyen Muaviye, savaşçı bir kişiliğe sahip olmayan Hasan’ın ordusunu yendi ve bir anlaşma imzalandı. Ancak, zalim aynı zamanda namerttir. Anlaşmaya göre, Hasan’a bağlı olanlara zulmedilmeyecek, hutbelerde Hz. Ali aleyhinde konuşulmayacak, kardeşi Hüseyin’e biat etmesi için baskı yapılmayacak ve Muaviye’nin ölümünün ardından halifelik onun soyuna geçmeyecekti.

Muaviye bu şartların hiçbirine uymadı, zulüm dört bir yanı sardı, kendi iktidarı önünde tehlike gördüğü Hz. Hasan katledildi ve Muaviye ölümü öncesinde kendisinden sonra halife olarak oğlu Yezit’i ilan etti. Başından beri zalime boyun eğmeyen Hz. Hüseyin, Yezit’e biat etmeyi de reddederek Mekke’ye geçti.

Zulüm altında inleyen Kûfe halkının yardıma çağırması, kendisine biat edeceğini bildirmesi üzerine de, Kûfe’ye hareket etti. Bu yürüyüş tarihe Kerbela olarak geçecek olan ve zalimle ezilenlerin savaşının tarihsel bir simgesine dönüşecek olan olayın da başlangıcı oldu. İmam Hüseyin, Kûfe halkının o lanetli ihanetini ve Yezit’e biat ettiklerini yolda öğrendiğinde, beraberindekilere “isteyenlerin dönebileceğini” söyledi. İnancı olmayanlar, inançlarını ölümü pahasına savunmayı göze alamayanlar döndüler. İnananlar ölümün üstüne yürüdüler.

Ve Irak topraklarında, Fırat Nehri kıyısındaki Kerbela denilen yerde kuşatıldılar. Bir avuçtular, karşılarında Yezit’in binlerce askeri vardı. Yezit’in komutanı, yeniden biat ederek kurtulmasını teklif ettiğinde, tereddütsüz cevap verdi Hüseyin: “Biz küfre batan Yezit’e ve Ebu Süfyan soyuna başegmemeye karar vermişiz. Bu nedenle, bizleri bekleyen ancak ve ancak, şehitliktir… Ey Eh- libeyt! Ey yoldaşlar! Bu çetin yolun sonu ölüme gitse bile, bizim kurtuluşumuz bu yoldadır…”

Hüseyin (M.S. 680) Muharrem ayının 7. günü Kerbela çölünde Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının suları tükenir. Su almak için Fırat’a gidenler oklarla vurularak katledilir. Sekiz gün boyunca susuz kalırlar. En son İmam Hüseyin, kardeşi Abbas’ı, Fırat’tan su alması için yollar. Abbas tüm kuşatmayı aşarak ancak 20 kırba su getirir. Ardından Hüseyin diğer oğlu Ekber’i su getirmesi için gönderir. O da bir kırba ancak getirebilir. Bu durumdan dolayı Hüseyin yeniden Yezid’in ordusuyla görüşerek ikna etmeye çalışır. Âmâ sonuç alamaz.

Hüseyin Yezid’in ordusunun ikna olmadığını görünce kendisiyle birlikte olan yoldaşlarını, yakınlarını toplar. Yezid’in isteğinin kendisi olduğunu, isteyen herkesin gidebileceğini dile getirir. Buna rağmen onu hiç kimse terketmez. Tek başına da kalsa bile şehit olana dek savaşacağını söyler. Hüseyin ile birlikte ailesinden 18 ve yoldaşlarından 54 kişi olmak üzere savaşa girebilecek 72 kişi vardır. Geri kalanlar ise kadınlar ve çocuklardır. Su ve yiyecekleri iyice tükenmiştir. Ve savaş başlar. Yezid’in ordusu önce çocukları, bebekleri, yaşlıları uzaktan oklarla öldürür, Hz. Hüseyin’in kardeşleri, yeğenleri ardı sıra Kerbela toprağına düşer.

Yetmiş iki savaşçı Yezid’in 5 bin kişilik ordusuna karşı durur. Muharrem ayının 10. gününde önce 18 yaşındaki oğlu Ali Ekber, ardından meme çocuğu Ali Asgar babasının kucağında vurulur. Amansız savaş tüm şiddetiyle başlar. Hüseyin, dedesinden ve babasından kalan emanetleri oğlu Zeynelabidin’e teslim eder. Babasının yadigarı Zülfikar’ı boynuna asar. Hz.Hamza’nın kalkanını omuzuna alıp, Kerbela meydanına çıkar. Yezid’in 40 askerini öldürür. Yezid’in tüm ordusunun vicdanları körelmiştir. İnsanlığı unutmuşlardır. Yalnızca Yezid ordusunun öncü müfrezesi olan genç kumandan hür, tek başına Hüseyin’in tarafına geçer ve yiğitçe vuruşarak orada şehit düşer. Muharrem ayının 10.günü ikindi üzeri, sağ kalan tek yetişkin erkek Hüseyin, çadırda inleyen bir buçuk yaşındaki oğlunu alıp, kollarıyla havaya kaldırarak ona olsun açmalarını bir damla su vermelerini ister.

Hüseyin çocuğu havada tutarken, Yezid’in keskin okçularından biri çocuğun boğazına bir ok yollar. Çocuk babasının elinde şehit düşer. Hüseyin’i orada ok yağmuruna tutanlar, kan içinde olan Hüseyin’i öldürdükten sonra kafasını gövdesinden ayırırlar. Yezid’in ordusu Hüseyin’in gövdesini Kerbela’da bırakır. Kesik başını ise bir mızrağın ucuna takar ve oradan da Şam’a götürürler. Yezid Hüseyin’in başını bir değnek ile alır ve ağzının içini karıştırır. En büyük rakibinin soyunu kuruttuğu düşüncesi ile Hüseyin ‘in başını bir mızrağa geçirir.

KERBELA ZALİMLER İÇİN BİR KORKU, MAZLUMLAR İÇİN DİRENİŞ RUHUDUR

Kerbela, yüzeysel değerlendirmelerde dile getirildiği üzere, basit bir iktidar savaşının sonucu değildir. Halkların tarihinde haklı yerini bulan, zalime karşı ezilenlerin bir isyanıdır. İmam Hüseyin’in “inat etmeyip” biat etmesini isteyen Yezit’in komutanına verdiği cevap, bu yürüyüşün anlamını ve Kerbela’nın gerçekte ne olduğunu da çok açık ortaya koymaktadır.

Kendisinin boyun eğmesiyle Yezit’in zulmünün bitmeyeceğini bildiğini söyleyen Hüseyin, “Sanılmasın ki, kibrimden dolayı boyun eğmiyorum Yezit’e. Ben benden sonra gelecekleri düşünerek, bir insanın ne kadar güçlü olursa olsun, yine de gücünü kıracak birilerinin şu dünyada var olabilecegini göstermek istiyorum.” der.

Ve 13 asırdır unutulmayacak şekilde gösterir. Kerbela’yı Kerbela yapan bu anlayıştır. Onu, ezilenlerin, yoksulların zalimlere ve saltanatın sahiplerine karşı bir isyan bayrağına dönüştüren bu ruhtur. İnanan insanların kendilerini feda ederek nasıl büyük bir gelenek yaratabileceklerinin yıkılamayan bir kalesidir Kerbela.

Bu yüzden egemen sınıflar Kerbela ruhundan korkarlar, ezilenlerin bu ruhla hareket etmesini önlemek için bir yandan katliamlarla, baskı ve zulümle sindirmek ister, öte yandan Kerbela’nın ve Muharrem Orucu’nun ifade ettiği zalime isyan içeriğini boşaltmaya çalışırlar.

KERBELA RUHUNU YAŞATANLAR VE İHANET EDENLER

Tarih boyunca ezenle ezilen arasındaki savaşın biçimi, yeri, savaşanların kimliği değişmiş ama özü hep aynı olmuştur. Bugün Kerbela’nın da içinde bulunduğu Irak topraklarında Yezit’i ABD orduları simgelerken, topraklarının kurtuluşu için savaşanlar Hüseyin’in soyudur, Kerbela ruhunu yaşatanlardır.

“Ali’nin yolundayız” dememeleri bunu değiştirmiyor. Öte yandan; Kerbela’nın yıldönümünde ağıtlar yakan Irak Şiiler’i, -belli bir kesimi hariç- Kerbela’ya ihanet etmişlerdir. Kerbela, iktidar ve çıkar uğruna zalimle uzlaşmayı kökten reddeden bir kültürdür. Bunun yerine ölümü yücelik saymaktır. Sadr’ın direnişini dini yetkisini kullanarak durduran, seçim sandığından nasıl olsa biz çıkacağız hesabıyla işgale direnmeyip işgalcinin seçimini meşrulaştıran Şii dini lider Sistani hangi Kerbela ruhunu temsil ediyor?

Bu Kerbela’nın değil, ama kapitalizmin öğrettiği bencilliğin, dini pragmatizmin kültürüdür. Alevilik, Şiilik ve “Haksızlığa boyun eğenler yalnız haklarını değil onurlarını da yitirirler” diyen Hz. Ali’nin yolundan gitmek; Hüseyin’e ve Kerbela şehitlerine ağıtlar yakmak değildir. Onların felsefesine, zalime isyan eden anlayışına sahip olmaktır. Zalimin karşısına dikilmeyenler, zulme seyirci kalanlar, bu yolun ehlileştirilmiş, düzeniçileştirilmiş takipçileridir. Ki, onlar gerçekte zulmün ortağı olmuş sayılırlar.

Hüseyin’e ihanet ettikleri halde ardından gözyaşı döken Kûfe halkına, “Siz imam-ı zamânın katline ortak, en azından seyirci kalma alçaklığını içinize sindirdiniz. Onun mübarek kanının pıhtıları hâlâ ellerinizde ve siz onları asla temizleyemeyeceksiniz!” diye seslenen, İmam Hüseyin’in kız kardeşi Zeyneb’in sözleri onlar için de geçerli sayılmaz mı?

KERBELA’DA ZALİME BOYUN EĞMEME VARDIR

İnançları uğruna ölümü göze almak vardır. Devrimciler kuşatıldıkları her yerde zalime boyun eğmeyi reddederek ölümü seçiyorlar onyıllardır.

19-22 Aralık hapishaneler katliamı ve direnişi bunun en üst boyutta ifadesidir. Kimlikler değişmiştir ama o gün hapishanelerin içinde ve dışında Hüseyin ve yoldaşlarıyla Yezit ve orduları vardı. “Teslim mi olacaksınız, ölecek misiniz” dayatmasına, büyük bir kararlılıkla ölüm tercihlerini haykırdılar.

Teslim olmak, düşüncelerinden, inançlarından vazgeçmekti. Vaçgezmediler. Alev alev tutuşup, kurşun yağmurlarına tutulup öldüler. Zalimin ordularının kılıçları, bugünde halkları katlediyor. Tarihte halkların bütün direniş geleneklerini ideolojilerinde, direnişlerinde bütünleştiren devrimciler yine teslim olmayı reddediyorlar. Ve ölüyorlar.

KERBELA RUHU BUGÜN DE GEREKLİDİR

KERBELA DİRENİŞİ BİZE DİYOR Kİ; Emperyalistler ve işbirlikçileri zulümleriyle ”her yeri Kerbela’ya çevirirken”, halklar da direnişleriyle yeni Kerbelalar yaratıyorlar. Bugün; direniş ruhu ve düşüncesi yok edilmek isteniyor, direnenler “akılsızlıkla, politika bilmemekle” suçlanıyor, mazlumdan yana olmak adına zalimle uzlaşmanın ve bir arada yaşamanın teorileri yapılıyor, zalimler tecrit edip yoketmek istiyorlar.

Böyle bir dünyada ve Türkiye’de; zalim ne denli güçlü olursa olsun, ona karşı direnmek, bugün belki 13 asır öncesinden çok daha geçerli bir düşünce olmak zorundadır. Kerbela’nın yolu, direniş ruhunun yaşatılmasından geçer.

Kerbela’nın acısını yaşayanların yeri de; her ne koşulda olursa olsun direniş düşüncesini yaşatanların, zulme başeğmeyenlerin ve inançları için ölümün üstüne yürüyenlerin yanıbaşıdır.

Halkız Biz kitabından alıntıdır

Sosyal ağlarda paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.