DİRENE DİRENE KAZANACAĞIZ

Eda Deniz’in başucunda asılı dövizin üzerinde şöyle yazıyor: “Direne direne kazanacağız!”.
Eda Deniz’in direnişini sürdürdüğü Berlin direniş çadırından binlerce kilometre uzakta, Urfa’nın bir köşesinde, atılan bir işçi için direnişe geçen işçiler, aynı sloganı atıyorlar: “Direne direne kazanacağız!”.
Çünkü hayatın gerçeği bu.
Çünkü sınıflar mücadelesinin kuralı bu.

Dünya halkları direnmek gerektiğini kimi zaman sezgileriyle, kimim zaman tecrübeleriyle, kimi zaman bilinçleriyle biliyorlar.
Onur için
namus için
adalet için
ekmek için
özgürlük için
direnmek gerektiğini tarih söylüyor.
Yine tarihten öğreniyoruz ki;
bunlar, hiçbir yerde direnişsiz kazanılmadı.

Bunun için,
direnmek, sınıflar mücadelesinin içinde yer alan her güç için, her örgüt için, her kişi için.. tartışılamayacak bir doğallıktır.

Direnişe karşı olanlar da var.
Direnişlerin bir yararı olmayacağını iddia edenler de var.
Neden?
onların gerekçesi ne?

Direnmek, BEDEL isteyen bir iştir.
Direnmekten yana olup olmamanın bam teli burasıdır.
Bu bedel çok çeşitlidir:
işten atılmaktır.
okuldan atılmaktır.
dayak yemektir.
aç, açıkta kalmaktır.
işkence görmektir.
tutsak edilmektir.
ve nihayet bu bedel
bazen kan’dır, bazen can!

Urfa’daki işçiler, tek bir işçi arkadaşları için direnişe geçerken tabii çok güzel, çok onurlu, çok gurur duyulacak bir davranış sergiliyorlar.
Ve o işçiler biliyor ki,
bu tavrı gösterdikleri için kendileri de işten atılabilirler.
evde çocukları aç kalabilir.
gözaltına alınabilirler.
En küçük bir direnişte bile işte böyle bedeller var.

Direnişe “karşı” olanların göze alamadıkları işte budur.
SAYISIZ DİRENİŞTE ZAFERLER KAZANDIK.
VE SAYISIZ DİRENİŞTE, SAYISIZ CANLAR VERDİK.

Bugün de dünyanın neresinde olursanız olun; direnmeye devam etmekten başka yol yoktur.
Normal zamanda “açlık grevine” karşı olduklarını söyleyen yüzlerce avukat, bakıyorsunuz açlık grevi yapıyor. Dün Beyaz Saray önünde bir grup 5 günlük açlık grevine başladı. Belki onlar da “karşılar”dı açlık grevine.
Agrobay’da ev kadınları, emekçiler, çatıya çıkıp pankart asıyorlar. Oysa çatılara çıkıp pankartlar asmak, “devrimcilerin işi” olarak görülür çoğu zaman. Ama devrimcilerin tüm yöntemleri, sınıflar mücadelesinin ihtiyaç ve koşullarından doğmuştur zaten. Ev kadınları da, emekçiler de çatılara çıkıp pankart asabiliyorlar. Grup Yorum’un çatı konserleri gibi, işçiler, açıklamalarını çatıda yapıyorlar. Başka yerlerde, sapanları kuşanıp barikatlarda dövüşebiliyorlar.
Devrimcilerin direnişleri, direniş yöntemleri, her dönem olduğu gibi, bugün de halklara örnek oluyor, en umutsuz anlarında ışık oluyor, yol gösteriyor. Her direnişin hayatın, kavganın ve halkın içinde bir karşılığı vardır. Bu kesindir.

Evet, Eda  Deniz Haydaroğlu’nun başucuna astığı gibi, “direne direne kazanacağız”.
Hayatın kuralı bu.
Sınıflar mücadelesinin gereği bu.

Direnenlere selam olsun!
Bedelleri göze alarak halklara zaferler armağan edenlere selam olsun.

Sosyal ağlarda paylaşın