Denizler Kimdi?

Sabahtı.6 Mayıs’tı. Ankara Merkez Kapalı Hapishanesi’nin avlusunda bir darağacı kurulmuştu.
Darağacının başında bir cellat.
Darağacının ucunda uzanan bir urgan… urganın ucunda bir ilmik.
Cellat, ilmiği açtı elleriyle… bir kafanın geçebileceği kadar genişletti. İlmiği elleri bağlı Deniz’in başından geçirip boğaz hizasına getirdi.
Herkes susmuştu.
Tarih tanıktı.
Sessizlik Deniz’in gür, tok sesiyle bozuldu:
İlmik boynuna geçmiş, haykırıyordu tarihe ve halkına:
“Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye, Yaşasın Türk ve Kürt Halklarının Kardeşliği, Yaşasın İşçiler
Köylüler, Kahrolsun Emperyalizm!”
Deniz son sözünü söyledi, tabure tekmelendi.
Yusuf getirildi darağacının altına. Aynı işlemler tekrarlandı.
Tarih Yusuf’un sözlerini kaydetti bu kez:
“Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için şerefimle bir defa ölüyorum. Sizler bizi asanlar, şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımızın hizmetindeyiz. Sizler
Amerika’nın hizmetindesiniz. Yaşasın Devrimciler, Kahrolsun Faşizm!”
Tabure tekmelendi, ilmik boğazda düğümlendi, tarih asılanın zaferini kaydetti.


Hüseyin geldi.
Cellat korkuyordu. Savcı sabırsızdı. Bir an önce olsun bitsin istiyorlardı. Sabırdedi Hüseyin. Daha son sözünü söylememişti.
Darağacının altında söyleyecekti son sözünü:
Şimdi havalandırmada yankılanan ses onun sesiydi:
“Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şereşe taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın İşçiler, Köylüler ve Yaşasın Devrimciler! Kahrolsun Faşizm!”
Tabure üçüncü kez tekmelendi.
Üç yiğit asıldı.
Üç yiğit tarihe yazıldı.
Darağacında üç fidan oldular o andan itibaren.

*

4-5-6 Mayıs günlerinde, ülkemizin bir çok yerinde ve Avrupa’da çeşitli şehirlerde “Darağacında üç fidan”la ilgili anmalar düzenlendi.
Binlerce insan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ıandılar.

*

Anmalar, büyük bir sahiplenmedir.
Onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen, onların unutulmadığınınkanıtıdır.
Anmalar, devrim, sosyalizm öldü, zamanı geçti diyenlere cevaptı.
Bazı anmalarda ise sahipleniyorlar mı, içini mi boşaltıyorlar, tartışmalıydı.
Kimi anmalarda dediler ki, Denizlerin yolu Mustafa Kemaller’in yoludur.
Yalandır, yanlıştır.
Bazı anmalarda dediler ki, onlar “barışın savunucusydu”.
Yanlıştır, çarpıtmadır.
Bazı anmalarda dediler ki,
Kimseyi öldürmediler, ellerine silah almadılar.
Çarpıtmadır, inkardır.
Dediler ki, iyi çocuktular, temiz çocuktular.
Kime göre, neye göre?
Peki ama kimdir Denizler?
Bu tanımlar onları ne kadar ve nasıl anlatıyor?

*

Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in tanımak için
onların kurucusu oldukları ÖRGÜTÜ tanımak ve, onların EYLEMLERİNİ bilmek gerekir.

*

İŞTE ÖRGÜTLERİ:
Deniz, Yusuf, İnan, 1960’ların anti-emperyalist mücadelesinin gençlik önderleri içindeydiler. Dönem, yoğun bir ideolojik arayış ve netleşme dönemiydi. Türkiye devriminin yolunu arıyordu devrimciler. Mahirler, Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi’yle cevap buldular bu arayışa. Hüseyin İnan, Türkiye Devriminin Yolu başlıklı bir broşür yazdı; onların çözümü de Halk Savaşı oldu.
Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, bu ideolojik ayrışmalarının sonunda, “halkımızın kurtuluşunun yolu silahlı mücadeleden geçer”diyerek reformist gelenekten koptular.
Ankara’da Hüseyin İnan’ın, İstanbul’da Deniz Gezmiş’in çevresinde örgütlenen iki grup, bu doğrultuda birleşerek Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu (THKO) kurdular. Kurucu kadroları ara-
sında Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Sinan Cemgil, Cihan Alptekin, Alpaslan Özdoğan gibi gençlik önderleri vardı.
THKO, 1969 ortalarından itibaren silahlı eylemlerebaşladı.
THKO’yu oluşturankadroların önemli bir kesimi, aynı dönemde Filistin’e giderek askeri eğitim aldılar. Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, hem hareketin politik önderleriydiler, hem de THKO’nun Ankara’daki ilk gerilla grubunu oluşturuyorlardı. Kırda Sinan Cemgil’in, İstanbul’da Cihan Alptekin’in sorumluluğundaki iki gerilla grubuyla, THKO’nun çizgisi doğrultusunda silahlı mücadele sürdürüldü.

  1. İŞTE EYLEMLERİ:
    THKO’nun o zamanki bazı eylemleri şunlardır:
  2. 15 Şubat 1971’de Ankara Balgat’taki ABD üssünde Amerikalı bir çavuş kaçırıldı. Çavuş 17 saat
    sonra serbest bırakıldı.
  3. 3 Mart 1971’de NATO üssünde görevli 4 Amerikan askeri kaçırıldı.
  4. Kavaklıdere Polis Karakolu’na, yine Ankara’da bir Amerikan askeri tesisine yönelik eylemler yapıldı.
  5. 3 Mayıs 1972’de, Türk Hava Yolları’na ait bir uçak aynı
    amaçla kaçırıldı.
  6. 4 Mayıs’ta Denizleri serbest bıraktırmak için Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken’e yöne-
    lik bir eylem yapıldı, eylemde Asım Yıldızhan şehit düştü.

*

İŞTE SÖZLERİ:
4 Mart 1971 tarihliTürkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) imzalı bildiride deniyordu ki:

  • Bütün yurtseverler: Şerefsiz yaşamaktansa şerefle ölmek, yalvarmak yerine zora başvurmak,başkasına değil kendine ve kendin gibi olanlara güvenmek, nerede ve nasıl olursa ol-
    sun hainlere boyun eğmemek parolamızdır.
  • Devrimciler: Barışçıl şartlar içinde mücadele metotlarını bırakınız. Halk kitlelerini kurtuluşa götürecek olan şiddet politikasını temel alan silahlı mücadeleye … katılınız.Ulusal kurtuluş savaşının haklı bayrağını emperyalizmin saldırgan politikasına karşı hep beraber dalgalandıralım.
  • Tekrar ediyoruz; Düşmanın sayısına, zenginliğine, dehşetine ve imkanlarına aldırmayınız. Onun elindeki silah ve imkanlarını aldığımız zaman, bizi durduracak hiçbir güç kalmayacaktır. Kendimize ve kendimiz gibilerine olan güvensizliği yok edelim.
    Şiunu iyi bilelim ki, halkın yani bizlerin gücü karşısında hiçbir kuvvet dayanmaya muktedir değildir. Bu şerefli kavgada, kutsal görevimizi alalım. Yarının Türkiye’si bize cennet, düşmana zindan olacaktır. …”

Tüm hayatını silahlı mücadele temelinde bir kurtuluş savaşına adamış bir devrimciyi, “kimseyi öldürmemişti” sözleriyle “savunmaya”(!) kalkışmak, onu sahiplenmek değil, onun siyasi kimliğini karartmaktır. Amerikan emperyalizmine karşı bağımsızlık savaşı açan, silahlı bir örgüt kuran devrimcileri, sıradan, ideolojisiz, örgütsüz insanlar gibi gösterip bir “yiğitlik efsanesi” içinde boğmaya çalışıyorlar.

*

Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan; 6 Mayıs 1972’de, 12 Mart askeri faşist Cuntası’nın
kararı ve düzen partilerinin parlamentodaki temsilcilerinin onayıyla idam edildiler.
Kısaca özetledik; işte örgütleri, işte eylemleri, işte sözleri.
Askeri çizgilerinde, askeri örgütlenme anlayışlarında eleştirilecek yönleri vardır.
Teorilerinde, faşizmin mahkemelerindeki savunmalarında, kurtuluş savaşına ilişkin abartılı, yanlış tesbitler, 1961 Anayasası’na aşırı vurgular vardır. Ancak bunların hiçbiri onların silahlı devrim cephesindeyer aldığı, halkın kurtuluşunun yolunu silahlı mücadelede gördükleri gerçeğini ortadan kaldırmaz.
Deniz Hüseyin Yusuf, darağacına giden yolda, hiçbir tereddüt göstermediler. Faşizmin teslimiyet, uzlaşma önerilerini reddettiler. THKO’yu, sürdürdükleri mücadeleyi ve sosyalizmi son nefeslerine kadar savundular.
Bu nedenle, başta aktardığımız, anmalarda onlara ilişkin yapılan tanımlamalar, GERÇEĞİ YANSITMIYOR. Bu yanlış tanımlar, onları tanımamanın değil; ONLARIN İHTİLALCİ ÖZÜNÜ BOŞALTMAK amacının sonucudur.
NEDEN BÖYLE YAPIYORLAR?
Çünkü onları OLDUKLARI GİBİ SAVUNMA CÜRETİNE VE TUTARLILIĞINA SAHİP DEĞİLLER.
Onları -önce- DÜZENİN KABUL EDEBİLECEĞİ BİR HALE GETİRİP -sonra- SAHİPLENİYORLAR.

*

İYİ ÇOCUKLAR, KÖTÜ ÇOCUKLAR
Halk düşmanlarını öldürmek onların stratejisinin bir parçasıdır. Bu nedenle silahlı mücadeleyi, gerilla mücadelesini savunan ve uygulamaya çalışan, Halk Savaşı stratajisini izleyen bir hareketin önder kadroları, kişisel olarak birini öldürüp öldürmemesiyle değerlendirilemez.
Açık ve çıplak gerçek şudur: Denizler, yola çıkarkan, bu yolda ölmeye de öldürmeye de hazırdırlar. Savundukları strtatejinin doğasına uygun olan da budur.
Bu nedenle Denizleri bugün silahlı mücadeleyle bağlarını kopararak tanımlamak, onun üzerinden “iyi çocuktular, temiz çocuktular” edebiyatı yapmak, DENİZLER GERÇEĞİNİ ÇARPITMAKTIR. UZLAŞMACI, REFORMİST, KENDİNİ DÜZENE KABUL ETTİRMEYE ÇALIŞAN BİR BAKIŞ AÇISIYLA ÇARPITMAKTIR.
İyi çocuk, temiz çocuk olmanın yolu, kimseyi öldürmemekse, o zaman, Anadolu’nun emperyalist işgalden kurtuluşu savaşında düşman askerlerini öldüren gençlerimiz iyi çocuklar, temiz çocuklar değil miydi? Dünyanın dört bir yanında halklarının bağımsızlığı, özgürlüğü için, ekmek ve adalet için kurşun sıkanlar, kötü çocuklar, kirli çocuklar mı?

*

SONUÇ:

Hüseyin İnan, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan için üç temel nokta var:
BİR;dönemin mücadelesine damgasını vuran “Bağımsız Türkiye” ve “anti-emperyalizm” mücadelesinin bayrağıdırlar.
Emperyalizm değişti, demokratikleşti diyenler, Amerikan emperyalizmiyle işbirliği yapanlar, Avrupa emperyalizminin şemsiyesi altına girmeyi savunanlar, DENİZLERİ SAVUNAMAZLAR.

İKİ: Tam Bağımsız Türkiyediyemiyenler, “Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi” demeyenler, anti-emperyalist savaş vermeyenler, darağaçında Tam Bağımsız Türkiye sloganıyla can verenleri SAVUNAMAZLAR.

ÜÇ:Denizler, parlamenter mücadelenin değil, halk savaşının savunucusudurlar.
Bugün parlamenterizm batağına batmış olanlar, DENİZLERİ SAHİPLENİYORUZ, SAVUNUYORUZ İDDİASINDA BULUNAMAZLAR.

DÖRT : İdam sehpasına giderken ÖLÜM MUTLAKKEN asla geri adım atmadılar, düşman karşısında başeğmediler, halk ve vatan için, devrim ve sosyalizm içinkendilerini feda ettiler. Düşmanın teslim alma politikaları karşısında uzlaşmayı savunup, bu mücadele içinde ölmeyi, şehitliği, fedayı savunmayanlar, DENİZLERİ SAVUNAMAZLAR.

BEŞ:Direnenleri, düşünceleri ve inançları için kendilerini feda edenleri, “Ölü seviciler”, “ölümü
kutsayanlar”, “intihar çizgisi”diye niteleyenler, Denizlerin darağacına uzanan mücadelesini övüyorlarsa orada bir riyakarlık, istismarcılık vardır.

*

ONLARI DAHA FAZLA İNCİTMEYİN!
Yazımızı son olarak bir alıntıyla bitiriyoruz:

“Yürüyorlardı. Yürüyebiliyor musunuz?
Savaşıyorlardı. Savaşabiliyor musunuz?
İşkencelere, hapisliklere direnmişlerdi. Direnebiliyor musunuz?
Ölüm dahil herşeyi göze almışlardı. Alabiliyor musunuz?

Bu sorulara cevabınız evetse, evet, onları canı gönülden anabilirsiniz.
Cevabınız evetse, onlar sizde yaşıyor demektir.
Cevabınız evetse, orada atacağınız her slogan yürekten demektir.
Ama bu sorulara cevabnız hayırsa, bırakın anmayın onları.
Kendinizi de başkalarını da kandırmayın.
Artık bir ilginizin kalmadığı o mücadeleyi ve o değerli insanları daha fazla incitmeyin.”
(Yürüyüş, sayı: 151)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.