“BİR DEV-GENÇ’İMİZ VAR” Dev-Genç’in Yarım Asırlık Öyküsü

4.  BÖLÜM…

1970’lerin ortalarındayız. Dev-Genç tarihinde dolaşmaya devam ediyoruz. O yılları kimimiz hatırlar, kimimiz yeni öğrenirken, Dev-Genç adının nasıl zorlu bir kavganın ürünü olduğunu görüyoruz. Bir örgütlenmenin, bir adın nasıl bu kadar yaşayabildiğini, isim olarak yaşamanın da ötesinde, bir örgütlenmenin nasıl kesintisiz olarak örgütsel varlığını bu kadar uzun zaman sürdürebildiğini görüyoruz bu tarihte.

***

Faşizmin saldırılarının arttığı ve gençliğin merkezi bir örgütlenmeye daha çok ihtiyaç duyduğu bu yıllarda oportünizmin, revizyonizmin grupçuluğu nedeniyle gençlik faşizme karşı mücadelede böyle bir örgütlenmeden yoksun kaldı. Sorun sadece örgütlenme düzeyindeki bu parçalanmışlık da değildi. Faşizme karşı mücadelede de çarpık anlayışlar ortaya çıkmıştı.

Buna rağmen 1976’nın yaz aylarında kurulan İYÖD, İstanbul gençliğinin örgütlenmesi ve faşizme karşı mücadelesinde bir boşluk doğmasına izin vermedi. İYÖD sayesinde İstanbul’daki bütün okullarda iradi bir mücadele örgütlendi.

Dev-Genç ismini kullanmaya korkanlar…

Elbette sürece dair tartışmalar, ayrışmalar, örgütlenmeler, sadece gençlik alanında cereyan etmiyordu. Sürecin daha tam görülüp anlaşılabilmesi açısından bu noktada da birkaç not düşelim. Cepheciler kendilerini Kurtuluş Grubu olarak ifade etmeye başladılar bu dönemde. Mahir’in ortaya koyduğu devrimci stratejinin sağ ve sol yorumları temelinde yeni gruplaşmaların ortaya çıkmasıyla birlikte ideolojik mücadelenin önemi de artmıştı. İdeolojik mücadeleyi güçlü bir biçimde yürütebilmek için en önemli ihtiyaçlardan biri de bir dergiydi. Tüm ülke çapındaki Cephe potansiyelini toparlamak, Parti-Cephe çizgisinin ele alınışındaki sapmalara karşı ideolojik mücadeleyi geliştirmek, Ceepheciler arasında ideolojik birliği sağlamak için, Ankara ve İstanbul’daki Cephe savunucularının ortak kararıyla 1975 Aralık ayında Devrimci Gençlik dergisi çıkarılmaya başlandı.

Bunun ardından da ülke çapında gençlik örgütlenmelerinin merkezileştirilmesi hedefleniyordu.

Devrimci Gençlik dergisinin çıkması, Dev-Gençliler arasında coşku ve heyecanla karşılandı. Hatta, Cepheciler, bir çok yerde bu ismi kullanmaya başladılar. Ama ilginçtir, Ankara’daki pasifist ve tasfiyeci hizip, Dev-Genç isminin kullanılmasını da erken(!) buluyor ve bu ismin kullanılmasına karşı çıkıyordu. Dev-Genç ismine işte o tartışma içinde de Cephecilerin önderlik ettiği İstanbul gençliği sahip çıkmış ve 12 Mart öncesinden yaratılan bu onurlu, şanlı isim, bu sahiplenmeyle birlikte buradan tüm Türkiye geneline yayılmıştır.

Dev-Genç dergisi, Ankara’daki sağcı pasifist kafa yapısının yansıması olarak, daha ilk sayısından itibaren anti-faşist mücadele ve Kürt sorunu konularında çarpık bir anlayışı savunarak çıkmaya başladı. Bu da İstanbul’daki Cephecilerle Ankara’daki “Cepheciler” arasındaki ayrımı derinleştirdi.

Gençliğin Merkezi Örgütlenmesi DGDF…

Dev-Gençliler İstanbul dışında,  Ankara’da, Erzurum’da da örgütlenip derneklerini kurmuşlardı. Keza bunun dışında da birçok şehirde Dev-Gençliler örgütlenmekteydiler. Merkezi örgütlenme daha büyük ve kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmişti. İşte bu paralelde, İstanbul ve Ankara’daki Cephecilerin ortak kararıyla merkezi bir gençlik örgütlenmesi kuruldu. 1976 Kasım ayında AYÖD (Ankara Yüksek Öğrenim Derneği), EYÖD (ErzurumYüksek Öğrenim Derneği) ve İYÖD (İstanbul Yüksek Öğrenim Derneği) tarafından Devrimci Gençlik Dernekleri Federasyonu (DGDF) kuruldu. Yönetim Kurulu’nu oluşturan 10 kişiden 5’i İstanbul’dan, 5’i Ankara’dan seçilmişti. İstanbul’daki Cepheci grubun beklentisi, bu merkezileşmeyle birlikte, hem gençliğin anti-faşist mücadelesinin güçlendirilmesi, hem ideolojik netliğin sağlanmasıydı, fakat ne pratikte merkezilik, ne de ideolojide netlik sağlanamadı.

1976-77 yılları anti-faşist mücadelenin en üst düzeye yükseldiği yıllar oldu. Bu süreçte Ankara’da faşizme karşı mücadele sağ bir anlayış ortaya çıkarken, İstanbul Dev-Genç, yürüttüğü militan anti-faşist mücadelesiyle öne çıktı.

Faşist İşgaller Dev Genç’in Öncülüğünde Kırıldı…

Demirel, Türkeş ve Erbakan’ın oluşturduğu Milliyetçi Cephe (MC) hükümetinin kurulmasıyla birlikte devletin bütün kurumlarında yukarıdan aşağıya faşist bir kadrolaşmaya gidildi. Mahalleler, fabrikalar, okullar faşistler tarafından işgal edilerek, terör estirildi. Faşistlerin işsiz, lümpen gençlik başta olmak üzere gençliğin çeşitli kesimlerini aldatarak oluşturduğu Ülkü Ocakları, polisle işbirliği halinde okullarda, yurtlarda saldırıya geçti. Her gün birkaç devrimcinin katledildiği bir ortamda can güvenliğinin sağlanması bütün halk kesimlerinin temel taleplerinden biri haline geldi. Ya faşist terör karşısında boyun eğilecek ya da bu saldırıları durdurmak için militanca bir mücadele verilecekti. Bu soruya verilen cevap, sol içinde yeni ayrışmaların da yaşanmasına neden oldu. Oportünizm “provakasyona gelmiş oluruz” anlayışıyla faşizme karşı militan bir mücadelenin uzağında kaldı.

1976-77 döneminde faşistler tüm okullarda saldırmaya başladılar. Üç okulda peş peşe 7 devrimci öğrenci katledildi. Bunun üzerine Dev-Genç “Faşist İşgalleri Kıralım” kampanyası başlattı: Cepheciler etkin oldukları okulların faşistler tarafından ele geçirilmesine karşı mücadele ettiler. Bununla da yetinmeyerek faşist işgal altındaki okullarda da faşist işgalleri kırmak için mücadele verdiler. Dev-Gençliler yeri geldi okullarda ve yurtlarda 10-15 kişiyle de olsa faşist işgalleri kırmak için cüretli ve zorlu kavgalara girdiler.

Her işgalin kırılması başlı başına sabırlı, kararlı, militan ve cüretli bir çalışmanın ürünüydü. O okullarda, okul dışında sabırla örgütlenme çalışması yapılıyor, okulun ilerici öğrenci kitlesine değişik yollarla ulaşılıyor, adım adım örgütlenme geliştirilerek işgaller de adım adım kırıyordu. Yani öyle hemen faşistlere karşı bir saldırı yapalım, okulu kurtaralım denilerek sürdürülmüyordu bu mücadele; zaten öyle sonuç da alınamazdı.

Pek çok okuldaki faşist işgaller Dev-Genç’in militan mücadelesiyle kırıldı. Dev-Genç’in uzun bir süre sürdürdüğü “Faşist İşgalleri Kıralım” kampanyası, faşistlerin işgalleri yaygınlaştırmasının da önünü kesti. Oportünist, revizyonist grupların genellikle bu mücadelenin uzağında kalmasına rağmen, kampanyayla demokratik mevzilerin faşistlere terkedilmesi engellendi. Faşist işgallere karşı dişe diş kavga verilen bu süreç, aynı zamanda faşist teröre karşı mücadele vermeyen oportünizm ve revizyonizmin de kitlelerin gözünde teşhir olmasını beraberinde getirdi.

Faşist teröre karşı yürütülen kararlı mücadele sonucunda, faşist işgal nedeneyle okullarından ayrılıp memleketlerine giden birçok öğrenci yeniden okullarına dönebildi. Dev-Genç faşizme karşı militan mücadele anlayışıyla yeni bir mücadele geleneğinin yaratılmasının öncüsü oldu. Bu kararlılığı sayesinde kitlelerin güvenini kazanırken, gençlik mücadelesinin önder gücü haline geldi.

Kitleselleşen, öncülüğü pekişen Dev-Genç, tarihe izler bırakıyor…

Devrimci Gençlik, anti-faşist mücadeleyi geliştirirken İstanbul’daki üniversitelerin çoğunda birim dernekleri kurarak bunlar aracılığıyla akademik-demokratik mücadelenin yükseltilmesine de öncülük yaptı. Gerek anti-faşist, gerekse de akademik-demokratik mücadele, gençliğin belli ölçülerde bilinçlenmesini, politikleşmesini de sağlıyordu.

Dev-Genç bu mücadeledeki tartışılmaz öncülüğü ve sabırlı, emekçi örgütlenme çalışmasıyla, gençlik kitlesi için bir çekim merkezi olmuştu elbette; güçlenme, kitleselleşme, cenaze törenlerinden diğer mitinglere kadar kendini her biçimde gösteriyordu. Mesela, 1 Mayıs 1977’de 50 bin kişilik bir kortejle yürüyordu Taksim alanına. DİSK’in engellemelerine rağmen alana giren Dev-Genç korteji, Taksim anıtının çevresine yerleşmiş ve anıta astığı Dev-Genç pankartı, 1 Mayıslar’ın tarihi resimlerinden biri olarak miras kalmıştır. Katliam sırasında da alanda kalan ve örgütlü davranan tek güç olarak hafızalara kazındı Dev-Gençliler.

Gençliğe yönelik sivil ve resmi devlet terörü sürerken, Dev-Genç bu saldırıların hiçbirini karşılıksız bırakmadı. 25 Ocak 1977’de Cerrahpaşa öğrencisi olan Hüseyin Yabuz ve Baki Ünlü’nün, Site Yurdundan çıkarken katledilmesi üzerine Cerrahpaşa Tıp Fakültesinin İstanbul’un her yerinden gelen binlerce öğrencinin katılımıyla İşgal edilmesi örneğinde olduğu gibi, saldırılara militan ve kitlesel cevaplar verildi.

Keza, 16 Mart 1978 İstanbul Üniversitesi katliamı, Maraş, Çorum, Sivas, Malatya, Elazığ’da faşistler tarafından gerçekleştirilen katliamlara karşı da çeşitli eylemler örgütlendi, Dev-Genç’in bunlara ilişkin eylemleri, katliamlara verilen en güçlü cevaplar oldu.

16 Mart Katliamı Protestosu’nda Dev-Genç cenazeleri kaldırdıktan sonra okuldaki polisleri kovarak, Merkez binayı 2000 kişiyle işgal etti. Liseliler, ortaokul öğrencileri, işçiler, memurlar halktan binlerce insan işgale katıldı. Ertesi gün Dev-Genç öncülüğünde, binlerce kişinin katıldığı büyük yürüyüşlerden biri düzenlendi. 16 Mart katliamından sonra okuldaki faşist işgale son verildi.

Eylemlerin daha çok İYÖD aracılığıyla örgütlendiği bu dönemin önemli yanlarından biri de, Mahirler’i sahiplenmenin hem ideolojik, politik düzeyde netleşmesi, hem anmaların artık daha sistemli hale gelmesidir. 1977’nin 30 Mart anmaları, birkaç açıdan önceki yıllardan ayrılıyordu. Birincisi, alabildiğine yaygındı bu kez anma ve eylemler; Yürüyüşler mitingler dışında İstanbul’un her yerinde afişlemeler, pullamalar ve duvar yazılamaları yapılmıştı. Ayrıca hemen tüm yurtlarda ve okullarda forumlar düzenlendi. Ayrıca 1977 yılının 30 Mart anmalarını ayırdedici kılan bir yanı da, anmaların, forumların yapıldığı üç yurda o gece faşsitler tarafından saldırı düzenlenmiş olmasıydı. Silahlı saldırılara silahla cevap verildi; üç yurtta çatışmalar sabaha kadar sürdü.

Dev-Genç’ten sol içi çatışmaya tavır…

Bu dönem aynı zamanda solda olumsuz bir geleneğin uç verdiği, sol içi çatışmanın da yaşanmaya başladığı bir dönemdir. Anti-faşist mücadelede yer almayan sol, birbirine karşı «Maocu bozkurt, sosyal faşist, sosyal emperyalist» tezleriyle saldırmaya başlamıştır. Dev-Genç bu tezleri ideolojik olarak mahkum ederken, pratik olarak da sol içi çatışmanın dışında kalmış, bu tür tavırların anti-faşist mücadeleyi engellediğini söylemiştir.

Faşizm karşısında birlik olunması, tek cepheden mücadele yürütülmesi gerektiği bir dönemde, solun kendi ideolojisine güvensizliği ve çarpık devrimcilik anlayışı sonucunda sol içi düşmanlıklar, çatışmalar yaşanmıştır. Dev-Genç anti-emperyalist, anti-faşist mücadelenin, akademik-demokratik mücadelenin geliştirilmesinde ilkleri yaratırken, militan bir devrimcilik anlayışı geliştirirken sol içi çatışmaya da tavır alarak, soldan kendisine yönelen saldırılara rağmen bu çatışmanın dışında kalarak, bu noktada bir başka geleneğin yaratıcısı oluyordu. Dev-Genç sol içi çatışmayı mahkum eden geleneğin de yaratıcısı olmuştur.

Dev-Genç sol içinde yaşanan sorunlarda ikna yöntemini ve ideolojik mücadeleyi tercih etmiş, başka ülkelerin Komünist Partileri’nin “şubesi” şeklinde geliştirilen anlayışı reddederek, her ülke devrimci mücadelesinin kendi koşullarına uygun bir şekilde sürdürülmesi gerektiğini savunmuştur. Faşizme karşı mücadele bir tek kurşun sıkmayıp, devrimcilere saldıran anlayışların karşısında olmuştur.

1977 Nisan ayında İstanbul Siyasal Yüksek Okulu’nda faşist saldırılara karşı nöbet tutan öğrencisi Dev-Genç’li Kemal Karaca, KSD tarafından pusu kurularak katledildi. KSD, Dev-Genç’in gelişimini mücadele içinde engelleyemeyeceğini anlayınca saldırılardan medet ummuştu. Böylece Dev-Genç’i, sol içi çatışma ortamının içine çekerek zayıflatmış, prestij kaybına uğramasını sağlamış olacaktı. Ancak Dev-Genç, KSD’nin beklediği tarzda karşılık vermedi. Sol içi çatışma bataklığına düşmedi.

İstanbul çapında yürütülen teşhir kampanyası ile bu cinayet kitleler ve sol nezdinde mahkum edildi. Bir çok insan bu teşhir sonucunda Kurtuluş’la ilişkisini keserken, bir ay sonra Kurtuluş’un İstanbul’daki varlığı yok denecek hale geldi.

Dev-Genç sol içi şiddete aldığı devrimci tavır ve sorunu çözme yöntemiyle Türkiye solunda devrimci bir geleneğin daha yaratılmasına öncülük etmiştir. Bu anlayış, Devrimci Hareketin Marksist-Leninist anlayışının ve doğru devrimci politikalarının sonucunda yıllar içinde bir Cephe kültürü haline gelerek gelenekselleştirilmiştir.

Dev-Gençliler İşçilerle…

Dev-Genç’i gençliğin de ötesinde, Türkiye halkları nezdinde böylesine saygın, unutulmaz yapan nedenlerden biri de, hemen bütün tarihi boyunca, halkın diğer kesimlerinin direnişleriyle iç içe olmasıdır. Bu konuda öyle çok örnek vardır ki..

Dev-Genç bir çok yerde fabrikalardaki işçi direnişlerine destek verirken, kimi yerlerde de doğrudan işçi sınıfı içinde örgütlendirme, bilinçlendirme çalışması yürütmüştür. Ki bu çalışmalar devrimci hareketin daha sonradan geliştireceği işçi örgütlenmesinin de ilk adımlarını oluşturmuştur. Dev-Genç’in grevlere desteği de kitlesel destek vermekten, grev çadırlarını faşist saldırılara karşı korumaya, işçiler içinde siyasal çalışma yürütmekten maddi dayanışmayı örgütlemeye kadar çok yönlü bir destektir.

 70’lerin sonlarından bazı örnekleri aktarırsak, şunlar öne çıkar. 1976 Profilo işgali, Dev-Genç’lilerin yoğun katılımı ve desteğiyle gerçekleşmiş direnişlerden biridir. 1978 MESS grevi, yine Dev-Gençlilerin fiili katılımının önemli olduğu bir grevdir. 1977-78’de Pancar Motor direnişinde aktif rol oynadı. 1976-77-78’de Bereç, Demirdöküm, Man, Sungurlar, Şahin, Motor, Tek-San, Mintaks, Tekel Cibali, Sheraton, İntercontinental, Etap, İETT fabrika ve işyerlerindeki grev ve direnişlerde de vardı Dev-Genç’liler. Aslında şöyle söylemek daha doğru olacaktır; İstanbul’da o dönemde Dev-Gençlilerin gitmediği, ulaşmadığı hemen hiçbir büyük işçi direnişi yoktur…

— devam edecek —

Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.