AKP FAŞİZMİ İLE OLİGARŞİK DÜZENİN TEMİNATI ANAYASA MAHKEMESİ ARASINDAKİ KAVGA, FAŞİZMİN YÖNETEMEME KRİZİNİN İTİRAFIDIR!

Son günlerde, ülkemizin faşizmle yönetildiğini ve faşizmde hukuk devleti değil yasa devleti ilkelerinin geçerli olduğu tespitimizi doğrulayan onlarca örnek yaşanıyor.

Bu örneklerden sonuncusu, Anayasa Mahkemesi’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği yeniden yargılama kararının İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tanınmaması üzerine yaşanan gelişmeler oldu.

Anayasa Mahkemesi (AYM) CHP İstanbul eski milletvekili Enis Berberoğlu’nun, MİT Tırları Davasında hakkında verilen mahkumiyet kararıyla ilgili olarak yaptığı bireysel başvuru üzerine verdiği kararda, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılanması gerektiğine hükmetti.

Ancak Enis Berberoğlu hakkında yargılamayı yapan ve cezalandırılmasına karar veren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin bu kararına uymayacağını açıkladı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin verdiği ihlal ve yeniden yargı- lama kararıyla yerindelik denetimi yaptığını, oysa AYM’nin böyle bir yetkisinin olmadığını söyleyerek, kendi yetkilerini de aşan bir karara imza attı.

Bu kararın altında imzası olan isimlerden biri ise Akın Gürlek’ten başkası değildi.

Akın Gürlek hepimizin yakından tanıdığı, halkın avukatlarına 159 yıl ceza veren ve halkın avukatı Ebru Timtik’in katillerinden biri olan İstanbul 37. Ağır Ceza mahkemesinin başkanıydı. Elbette sadece halkın avukatlarına verilen cezanın mimarlarından değildi Akın Gürlek.

Görev yaptığı İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi ve 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bir- çok siyasi davaya bakan Akın Gürlek; CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, eski HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder ile Sözcü gazetesi yazarlarına da ağır cezalar verdi.

Halkın avukatlarının yargılandığı davanın tek “delili” olan iftiracı Berk Ercan’ın ifadeleri hak- kında haber yapan gazeteci Canan Coşkun da Akın Gürlek’in hukuksuz bir şekilde cezalandır- dıkları arasındaydı.

Son olarak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atanan Akın Gürlek, geçtiğimiz hafta- larda Can Dündar’ın tüm malvarlığına el koyma kararı vermişti. AKP’nin cübbeli celladı, mahkeme mahkeme dolaştırdığı özel yetkili hakimi Akın Gürlek’in son icraatı ise AYM kararını tanımamak oldu.

Akın Gürlek AKP faşizminin talimatları doğrultusunda hareket etmeye, AKP’nin emirlerini her şeyin üstünde görmeye o kadar alışmıştı ki, “hukukun üstünlüğü” yalanına inanıyormuş gibi görünme, Türkiye’yi bir “hukuk devleti” imiş gibi gösterme ihtiyacı bile hissetmeden AYM’nin Enis Berberoğlu hakkında verdiği karara uymayacağını açıkladı.

Oysa “hukuk devleti” ve “hukukun üstünlüğü” ilkelerine göre AYM’nin verdiği kararlar tartışılabilir ancak bu kararlar herkesi bağlar, tüm organların ve herkesin bu kararlara uyması ve uygulaması gerekirdi.

Bu durum sadece hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin sonucu değil, Anayasa’dan da doğan bir zorunluluktur aynı zamanda. Anayasa’nın 153. Maddesine göre, “Anayasa Mahkemesi kararları (…) yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar”

Kısacası burjuvazinin hukukuna göre, AYM kararları herkesi bağlar. Ancak AKP’nin cübbeli celladı Akın Gürlek kendinden o kadar emindir ki, ne kendini ne kapıkulu olduğu AKP’yi bu “herkes” içinde değil, herkesten hatta AYM’den ve hukuktan da üstün görmektedir.

Dolayısıyla Akın Gürlek, hukukun değil faşizmin çıkarlarının üstünlüğüne inanmaktadır. Verdiği kararla da “hukuk devleti”, “hukukun üstünlüğü” gibi kavramların yalan olduğunu, faşizmde bunların hiçbirinin geçerli olmadığını göstermektedir. Yani bir bakıma, gerçekte olanı ifade etmektedir Akın Gürlek.

Elbette ne Akın Gürlek ilktir ne de Akın Gürlek tarafından verilen bu kararla AYM kararını tanımama, bu karara uymamanın ilk örneği yaşanmıştır. Daha önce de birçok kez benzer kararlar verilmiş- tir.

FETÖ üyeliği suçlamasıyla yargılanıp cezalandırılan gazeteciler Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında AYM’nin verdiği ihlal kararı da aynı şekilde uygulanmamış, mahkeme bu karara uymayacağını açıklamıştı. Sadece mahkeme değil AKP cenahı da topyekün AYM kararına uyulmamasını savunmuştu.

Bununla da sınırlı değildi, yine MİT Tırları Davası’nda AYM’nin Can Dündar’ın haksız tutukluluk nedeniyle yaptığı başvuruyu kabul edip tahliye yolunu açan karar vermesi üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “kimse benden bu karara saygı duymamı beklemesin, bu karara uymuyorum da, saygı da duymuyorum…” demişti.

Yani Akın Gürlek’in AYM kararına uymamakta bu kadar pervasız olmasının sebebi arkasındaki AKP faşizminin desteğidir.

Bu durum, Akın Gürlek tarafından verilen kararın ardından bir AYM üyesinin kişisel twitter hesabından yaptığı bir paylaşım üzerine yaşanan tartışmalarda da kendini gösterdi. AYM üyelerinden Engin Yıldırım, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin AYM kararını tanımayacağını açıkladığı gün, kişisel twitter hesabından, AYM binasının tüm ışıklarının yandığı bir fotoğrafın üzerine “Işıklarımız yanıyor” yazılı bir paylaşım yaptı.

Bu paylaşım üzerine yaşanan tartışmalar- da bir kesim, “Engin Yıldırım’ın AYM’nin görev ve yetkileri konusunda bir imada bulunduğunu, AYM’nin Akın Gürlek dahil birçok kişiyi yüce divan sıfatıyla yargılama yetkisi olduğunu ima ettiğini” ifade etti.

Bu paylaşımı fırsat bilerek saldırıya geçen AKP ise bir yandan AYM üyesinin darbe iması yaptığını ifade ederek demokrasi savunuculuğu demagojileri yaparken bir yandan da kendi çıkarlarıyla örtüşmeyen AYM kararlarına uyulmamasının hatta “AYM’nin yapısının değiştirilmesi gerektiği” düşüncesinin zeminini yaratmaya çalıştı. Böylece yaşanan kavganın gerçek sebebi de açığa çıkmış oldu.

Bu tartışmada bir kesim “hukuk devleti”, “hukukun üstünlüğü” gibi kavramlara dayanarak AYM’yi savunsa da AYM’nin bu kavramlarla bir ilgisinin olmadığı kendi pratiğiyle ortadadır.

Aynı AYM, halkın avukatı Ebru Timtik ölüm orucunun 200’lü günlerindeyken ve ölüm sınırındayken yapılan tedbir talepli başvuruda AKP faşizminin çıkarları ve beklentileri doğrultusunda, “hayati riski yoktur” diyerek başvuruyu reddetmiş, Ebru’nun katledilmesine ortak olmuştur.

Yani AYM de AKP de devrimcilere düşmanlıkta ortaktırlar. Ne AYM’nin hukuk devletiyle, hukukun üstünlüğüyle bir ilgisi vardır ne AKP’nin hukukla, demokrasiyle…

İkisinin de en nihayetinde birleştikleri nokta oligarşik düzenin devamı, sürekliliğidir. Bu noktada ikisi de hukuku, insan haklarını, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü vb. ilkeleri ayakları altına almakta bir an bile tereddüt duymamaktadırlar. Bu da ülkemizin bir hukuk devleti değil faşizmle yönetilen bir ülke olduğu gerçeğinin doğal sonucudur.

Kısaca, faşizm hukuk devleti değil yasa devletidir. Faşizmde egemen olan hukukun üstünlüğü ilkesi değil faşizmin çıkarlarıdır.

Yasalarda olup olmamasına bakılmaksızın, faşizmin çıkarları neyi gerektiriyorsa hukuka uygun olan odur. Anayasa Mahkemesinin de buna temelde bir itirazı yoktur. İtirazları AKP faşizminin AYM’ye de tam olarak hakim olmak istemesine, hakim olamadığı noktada yapısını değiştirmek istemesine yöneliktir.

Sosyal ağlarda paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.