Kapitalizmin karanlık suları

Kapitalizm ve Sağlık sistemi bugünlerde en çok konuşulan tartışılan konulardan birisi. Her gün binlerce insanın olduğu salgın hastalık zamanında, insanlar karantinada hasta olacak mıyım, olursa yeterli bir sağlık hizmeti alabilecek miyim sorusu herkesin aklının bir köşesinde. Üstelik bu korku çok daha büyük bir korkuyla yanyana sürdürüyor hükmünü. Dışarı çıkarsam hasta olabilirim ama evde kalırsam açlıktan ölebilirim!  özellikle ülkemiz gibi yoksulluğun çok daha boyutlu yaşandığı ülkemizde  evde kalın diye çağrı yapanlar , çalışmadan, para kazanamadan nasıl yaşayabilineceği söylemiyorlar halka.

İşte böyle günlerde, en temel haklarımızdan biri olan sağlıklı yaşama hakkı, sağlıklı beslenebilme hakkı, hasta olduğunda tedavi olma hakkı en fazla tartışılan veya tartışılması gereken bir konu?

İşte bu tartışmaya yardımcı olabailecek bir film girdi yakın zamanda: Karanlık Sular

Filmi basından anlatmak gerekir belki ama biz sonundan bir sözle başlayayım.

Gerçek  bir olaydan sinemaya aktarılan bu filmde, başroldeki Avukat halkı bilerek, isteyerek  zehirleyen bir tekele karşı açtığı davanın uzaması, adaletin yerinin bulamaması sonucunda isyan eder. ki bu avukat şimdi savaştığı büyük firmaya dava açmadan önce o büyük şirketlere ‘hizmet  eden’ bir avukattır. Avukatın sözleri şöyle:

Dünyaya savaşmanın faydasız olduğunu göstermek istiyorlar. Bu system hileli. Bizi koruyacağını sanmamızı istiyorlar ama bu bir yalan! Biz bizi koruyoruz biz yapıyoruz. Başka birisi yapmıyor. Firmalar da korumuyor, bilim adamları da. Hükümet de. Biz koruyoruz. Sadece çiftçi eğitimi almış bir çiftçi bana bunu söyledi. En başından beri bunu biliyordu ve ben onu deli sandım..Bu delilik değil de nedir ?

Du Pont firması amerikanın en büyük kimya firmalrından biridir. Bir gün bu tekelin fabrikalarının yanında olan bir çiftçi, çiftliğindeki hayvanların fabrikadan atılan atıklarla zehirlendiğini söyleyerek avukatın yanına gelir. Daha önce başvurduğu hiçbir resmi kurum vs ona yardım etmemiştir. İlk başta bununla ilgilenmeyen avukat daha sonra gidip kendisi görerek etkilenmeye ve araştırmaya başlar. Karşısında milyar dolarlık cirolarıyla bir amerikan tekeli. Şu hepimizin evinde kullanılan Teflon tavaları üreten Du pont şirketi. Avukatın araştırmalri sonucu şirketin sadece hayvanları değil tüm çevreyi tek tek insanları zehirlediği, insanların kanserden ölümüne neden olduğu açığa çıkar. Zehir üretiyordur şirket. Üstelik bunun zehir olduğunu bile bile. Şirketin kendi yaptığı araştırmalrda bile vardır bu. Ama nedense denetlemesi gereken kurumlar bunu görmemişlerdir!

Kapitalizmin ka riçin yapamayacağı hiç bir şeyin olmadığı işlemeyeceği hiç bir suç olmayacağının göstergesi olan şu çarpıca sonuca ulaşılır. Bu şirketin ürettiği zehir amerikan halkının yüzde 99’un kanında bu zehirden bulunduğu tespit edilmiştir.

Film avukatın ve dolayısıyla fabrikanın içinde bulunduğu kasaba halkının verdiği mücadeleyi konu alıyor.  Avukatın verdiği mücadeleden çıkarılacak çok ders var

Kapitalizmin kara odaklı sömürü düzeni bazen şirketleriyle direk zehirleyerek halkı öldürüyor. Tekellerin çıkarlarını korumakla yükümlü devlet sistemi onu  aklamakla ya da en az zararla cinayetlerin üstünü örmekle görevini yerine getiriyor. Avukat mahkeme koridorlarında bu mücadeleyi veriyor gözükebilir ama ne yaptığının farkındadır. O yüzden sisitem hilelidir der Biz bizi koruyoruz Biz yapıyoruz der!

Düzen şirketleriyle bizi direk zehir üreterek öldürür dedik ama bazen de tedavi etmeyerek, sağlık hizmeti vermeyerek gerekli yeterli beslenmeyi sağlamayarak, önlemleri almayarak öldürür. Bugün yaşadığımız gibi. Her iki durumdada ortak olan sağlığın değil tekelleri karının esastır. Bunun doğal sonucudur her iki durum da.

Mesala ülkemizde bir yılan hikayesine dönen maske dağıtımını ele alalım. Salgın hastalık can alırken, bir maske bile dağıtmayı bile ‘beceremeyen’ bir düzende yaşıyoruz. Neden beceremiyor acaba. Düşünün bir bir işgale giderken, veya bir kitlesel gösteriyi bastırmaya çalışırken binlerce polisi, askeri, bekçiyi, başını seferber edebilen, bu organizasyonu başarıyla yapabilirken neden halka maske bile dağıtamaz? Bunun nedeni ülkemizdeki capitalist düzenin, halkı korumak için değil halkı zapturapt altına almak için özel olarak örgütlendiği gerçeğidir. Halkın sağlığı için değil tekellerin iktidarı için seferber eder kendini.

Karanlık sular kapitalizmin ta kendisidir aslında. Halklar olarak o karanlık sularda ölüm yaşam savaşı veriyoruz.

Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.