
15 Nisan’da Kahramanmaraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir silahlı saldırı gerçekleşti 8’i öğrenci, biri öğretmen olmak üzere 9 kişiyi öldürüldü. Bu katliamı gerçekleştiren 14 yaşındaki İsa A. Mersinli’ydi.
Katliamdı yaşanan. Tam anlamıyla bir katliam.
Peki kim bu katliamın sorumlusu?
Medyada olayı bir çok yönüyle ele alanlar oldu.
Faşist medya özel bir çaba içerisinde oldu. Katliamın bilgisayar oyunlarının etkisinde bir meczuba dönüşmüş bir gencin işlediği münferit bir olay gibi göstermek için uğraştı.
Muhalif diye bilinen medya ise katliamdan iktidarın sorumluluğunu güvenlik önlemlerinin alınmamasından, öngörülen bir katliamın polis tarafından erken müdahale edilmediğinden, okula girerken gereken aramaların yapılmamasından göstermeye çalıştı. Ayrıca babanın polis olmasından ve polis olduğu dönemde yolsuzluklardan, ailenin yozlaşmışlığından, çocuğa silah verilmesinden de yola çıkarak açıklanmaya çalışıldı. Zaten bu bakış açısıyla anne ve baba da tutuklandı.
Gerçek ve sorulması gereken sorular sorulmadı, sorunun sosyal ve siyasal sebeplerine cesaretle yaklaşan derinlikli bir ele alış olmadı. En cesur olanları ise sorumluluğu Milli Eğitim Bakanı’na yükledi.
Şüphesiz bu yaklaşımların hepsinin yaşanan katliamın sebeplerini anlatan yanları vardır. Hatta hepsi birleştirilse, tüm bu tespitler bir arada ele alınıp toplamından yola çıkılarak bir tespit yapılsa gerçeğe yaklaştıran bir noktaya da gelinebilirdi. Ancak tet tek olduğundan, birbirinden bağımsız farklı kaygılarla ele alındığından asıl sorumluyu gizleyen yaklaşımlar ortaya çıkıyordu.
Tüm bu tahliller, tespitler, analizlerin hepsi ülkemizdeki mevcut sistem ile bağı kurulmadığında ayaklarının yere basması mümkün değildir.
Eğitimin tüm sistemler için geçerli tanımını yapacak olursak sistemi ayakta tutacak, mevcut düzen için faydalı insan yetiştirme faaliyetlerinin tamamının toplamı diyebiliriz. Yani eğitim dendiğinde akla sadece okul değil, insanın doğumundan ölümüne kadar yaşadığı sosyal çevrenin tamamı akla gelir. Yani insanın davranışlarına yön veren, düşüncesini etkileyen, biçim veren her şeyin eğitimin bir parçası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Bu gerçeklerden yola çıkarak 14 yaşında bir çocuğun katliam yapacak veya yapmayı düşündürecek koşulların nasıl oluştuğu asıl konudur. Yani tabii ki 14 yaşında bir çocuğun 9 kişiyi öldürülmesinin asıl sorumlusu onu bu hale getiren sosyal koşulları yaratan bu sistemdir. Üst paragrafta bahsettiğimiz anlamıyla eğitim sistemidir.
Ülkemizin emperyalizmle ilişkilerinin yeni sömürgeciliğe göre biçim almasıyla birlikte yeni sömürgecilik ilişkilerinin doğasına uygun çarpık gelişim her yerde kendini gösterdi. Eğitimde de. Tabii üretim ilişkileri kendi ahlakını ve kendi kültürünü de yaratır. Yeni sömürgecilikle sekillenen işbirlikçilik ülkemizde kapitalizmin de çarpık gelişmesini beraberinde getirmiştir. Ülkemizde çarpık kapitalizm herşeyin çarpık gelişmesine yol açmıştır. Özellikle bu emperyalizmin dışardan özel olarak müdahalesi ile eğitimde daha fazla kendini gösterir. Çünkü emperyalizmin hakimiyeti, egemenliğinin sürmesi için eğitim önemlidir. Bu alanı işbirlikçilere bırakmayacak kadar önemsemişlerdir. Bu yüzden ülkemizin eğitim komisyonunu oluşturanların çoğunluğu ABD’lidir. ABD başkanı Truman’ın meşhur doktrinini “eğitim ve kültür” alanında projelendiren kişi olan senatör William Fulbright’ın projesine göre 1949’da imzalanan anlaşmaya göre kurulan eğitim komisyonu 8 üyeden oluşur. Bunların 4’ü yerli 4’ü ABD’li olmak zorundadır. Marshall yardımı karşılığında imzalanan anlaşmada yer alan bu komisyonda yapılacak oylamada olası eşitlik sözkonusu olduğunda belirleyici oy ABD Büyükelçisi’nin oyudur. Onun oyu hangi taraftaysa o geçerlidir. Bu komisyon ilk, orta ve lise eğitim müfredatını hazırlamakla görevlidir. Evet ülkemizin okullarında müfredat ABD’liler tarafından hazırlanmaktadır! Eğitim ABD’nin egemenliği, ülkemizin ABD sömürgesi olarak kalması için bu kadar önemlidir…
Emperyalizm ve işbirlikçisi faşizm tarafından bencil, gerici-faşist, sorgulamayan, bir gençlik oluşturmak için özel programlar ve müfredatlar hazırlandı. Bunlar asıl olarak12 Eylül faşist cuntasıyla yoğunluklu olarak uygulamaya sokuldu. Daha sonra AKP iktidarı ile ivme kazandı. Tüm basını, TV’leri, okulları, dizileri, filmleri… her şeyi ama her şeyi bu politikaya hizmet edecek şekilde seferber edildi AKP iktidarı döneminde. AKP faşizminin yaratmak için binbir çaba sarfettiği “dindar ve kindar nesil yaratma projesi” bu politikanın magazinleştirilmiş ismidir. Ama bugün ülkemizde dindar ve kindar nesil yaratmak konusunda AKP faşizmi ciddi yol kat etmiştir.
Bu durum çetelerin de kullanımına açık bir ortam yaratmıştır. Bugün çeteler hesaplaşmak için veya aldıkları suikast işleri için 18 yaş altındaki çocuk da denebilecek yaştaki gençleri kullanmaktadır. Bu konu ayrıca ele alınması gereken bir konudur.
Evet çocuklar birbirlerini öldürüyor, omzuna çarptığı için bir çocuk bir diğer çocuk grubu tarafından feci şekilde bıçaklanarak katlediliyor.. Bir çocuk annesini öldürüyor. Diğeri öğretmenini… ve bunlar artık hemen sıklıkla görünen olaylar.


Bu tablonun oluşmasında en büyük sorumluluk AKP faşizmidir evet. Emperyalizmi ülkemizden kovup faşizmi yok etmeden, kapitalizmi yıkıp yerine halk demokrasisi ve giderek sosyalizmi bu topraklarda inşa etmeden bu cinayetlerin ardı arkası kesilmeyecektir. Ülkemizi bu vatan hainlerinden temizlemek için verilecek mücadele, bu amaç için yaratılacak örgütlenmeler ayrıca bu tür cinayetlere önceden müdahale edecek, önleyecek en etkili mekanizmalardır…