İşkence…

Tutuklu kaldığımız 38 ay 20 gün sonunda tahliye olduğumuzda sorulan “size işkence yapıldı mı” sorusuna yanıt verirken düşünürdüm.

Bize elektrik işkencesi yapılmış mıydı?

Falaka dayağına tutulmuş muyduk?

Filistinaskısına asılmış mıydık?

Bunlar olmayınca “bize fiziki işkence yapılmadı” derdim.

Sonra düşündüm ki soruyu yanlış yanıtlamışım.

Haksız yatılan bir gün bile, bir saat bile işkencedir.

Size kelepçe takıldı mı? Takıldı.

Bilekleriniz arkadan bile kelepçelenmedi mi? Evet.

Hapishane giysileri giydirildi mi? Giydirildi.

Saçınız sakalınız kazındı mı? Kazındı.

Evinizden, ocağınızdan koparıldınız mı? Evet, koparıldınız.

Size işkencenin en kötüsü yapıldı.

Toplumda lekelenmek istediniz.

Geçmişiniz çöpe atılmak istendi.

İşkence mi? Bunların hepsi işkencedir.

Yakınlarınızın yağmurda, karda sizi görmek için çektikleri size de onlara da yapılan işkencedir.

Sözcükleri doğru yerde doğru zamanda kullanmalı.

Haksızlığın kendisi işkencedir

Barış Terkoğlu’nu okuyorum.

Yalnız bir ömrümüz var ama daha çok hayat yaşayacağız” diyor. Genç yaşta bilgeliğe ulaşmış bir yazarlık.

Bir memleket, dikene, ateşe ve demire çıplak elle dokunan aydınlarıyla da yaşar” diyor. Gerçek aydının tanımı bu.

Barış Terkoğlu’na “geçmiş olsun” demiyorum, çünkü geçmedi.

Üç arkadaşı içeride kaldı: Barış Pehlivan, Murat Ağırel, Hülya Kılınç.

Haksız yatırılan bir gün bile işkencedir.

Haksız yatırılanlar mı?

Saymakla bitmeyen gazeteciler, hukukçular, politikacılar, müzisyenler, daha pek çok insan.

Sabah karanlığında kapıya doluşan polisler, evden alınıp götürülen insan, gözaltı işlemiyle başlayan süreç.

İşkencedir bu.

Aranan ev, el konulan bilgisayarlar, çevrede yaşanan tedirginlik, normal hayatın geride kaldığı duygusu.

İşkence devam etmektedir.

Gözaltı işlemi. Savcılığa sevk. Ne olacağını kestirmenin ağırlığı. Tutuklanmayı bekleme. O anda akla gelen aylarca kapalı kalınacağı duygusu.

Savcılık. Tutuklanma isteğiyle mahkemeye sevk.

Mahkeme heyetinin beklenen tutuklanma kararı.

Tutukluluk işlemiyle hapishaneye yolculuk.

İşkencenin tam da kendisidir.

Sen şimdi bu işkenceye direneceksin.

Onların seni ezme kararına karşı bütün gücünle direneceksin.

Bileceksin ki sen haklısın.

Haklı olduğun için, korkmadığın için, bunu açıkladığın için bu işkenceye uğruyorsun.

Ama senden önce böyle yatanları düşüneceksin.

Yıllarca sesini duyuramadan, içeride unutulan insanları düşüneceksin.

Sen, burada mücadele ettiğini bileceksin.

Senin hapishanede olman, bir mücadele biçimidir.

Nelson Mandela’yı düşüneceksin.

36 yıl hapiste kalmıştı, değil mi?

Sonra çıktı ve toplumunun başkanı oldu.

Bütün bunların ne olduğunu, neden olduğunu sen çok iyi biliyorsun.

Neden hedef yapıldığını çok iyi biliyorsun.

Çünkü toplumu etkiliyorsun.

Çünkü yolsuzlukları, yalanları, sahtekârlıkları ortaya çıkarıyorsun.

Çünkü doğruları korkmadan yazıyorsun, söylüyorsun.

Elbette bütün bunları yapanların, yalancıların, sahtekârların hedefi olacaksın.

Seni hapse atıyorlar ama yenemiyorlar.

Seni yenemiyorlar ve yenemeyecekler.

Sen çıkacaksın ve mücadeleni sürdüreceksin.

Sen kazanacaksın, bunu biliyorsun.

Onlar da bunu biliyor ve korkuyorlar.

Sen korkmuyorsun ama onlar korkuyor.

Bütün bunları biliyorsun.

İşkenceyi de böyle yeniyorsun.

İşkenceyi yeniyorsun.

İşkencecinin korkusu

İşkenceci korkuyor.

Bir gün gelip de bütün bunların hesabını vermekten korkar.

Ama korkunun ecele faydası yoktur.

O gün gelecektir ve işkenceci hesap verecektir.

O hesap aslında uygarlık tarihinin hesabıdır.

Çıplak elle dikeni, ateşi, demiri tutan ellerin” hesabıdır.

Haklı öfkelerin, namuslu yumrukların hesabıdır.

O gün öyle çok uzakta değil.

Biz de biliyoruz, onlar da biliyor…

Erdal Atak 29.06.2020 Cumhuriyet

Sosyal ağlarda paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.