Gökhan Yıldırım, Sibel Balaç’ı Anlatıyor;

„Sibel Öğretmen… Her Koşulda Öğretmeye Devam Ediyor“

Direnişimizin sıcaklığı ile kucaklıyorum, selam ve sevgilerimi gönderiyorum.
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bizler de iyiyiz. 

(…)
“Uzun ince bir yoldayım” diye türküye başladık nicedir. Yola çıktık ve yürümenin onuruyla
adımlamaktayız. Yolda olmak bir sürekliliğin içinde olmaktır. Zaten var olmak yaşamak da
yolculuğun içinde demek değil midir? Belki kimileri için kısa rahat huzurlu gelir, kimileri içinse
sarp dolambaçlı engebelidir.
Bu yolda zordur, bilgisiyle yol yoldaşı, can yoldaşı olmak. Bir yolu birlikte yürümek, birlikte
göğüslemektir. Ve o yolu nihayete erdirebilmek… Yolun başındayken ilk adım elbette çok önemlidir. Derler ya, “Başlamak bitirmenin yarısıdır” diye. Doğrudur ve bir
doğruyu da dünya halklarının devrimci önderlerinden Mao söylemiştir; “Yol ne kadar uzun olursa olsun ilk adım atılmalıdır”
İlk adıma dair ne çok şey söylenmiştir.
Ama unutmamamız gereken bir şey daha vardır. Atılan o “ilk” adım ve atılması gereken bir de “son adım” olduğu gerçeği. Çünkü “ilki” ne kadar iradeyi hayali umudu temsil ediyorsa “son adımda”
inancı, kararlılığı ve zaferi temsil eder. Son adımla nihayetlenmeyen hiçbir “ilk” adımın
bir amacı yoktur ve sonuçlanmamış kara bir başlıktır.

Ada futbolunda sıkça kullanılan. “From her oto villain” (Efsaneden haine dönme)
deyimi vardır. Bu sözü maça iyi başlayıp, kötü bitiren futbolcuları tanımlamak için kullanırlar.
Yani yola çıkmışsa, ilk adım atılırsa o yoldan sapılmaz patikalardan, çamurdan, asfalttan
geçeceğini bilirsin. Seni o yolun sonunda neyin beklediğini daha o “ilk” adım atmadan bilirsin ki
ona göre heybeni yüklenir düşersin. Karl Jaspers’in dediği gibidir “Felsefe yolda olmak demektir”. Sen yürüdükçe hayatta anlam kazanır…

Şimdi biz böyle bir yoldayız. Serüvenciler olarak.
Yol yoldaşım, can yoldaşım öğretmen Sibel’le birlikteyim
. Omuz omuza şair Gülten Akın “en
güzeli yol yürüyüş öğretir” demiş ya bende Sibel’i yoldayken tanıdım. Tanıştım. Benim bu yola nasıl çıktığımı değil de onun nasıl çıktığını öğrenince Ada futbolunda kullanılan deyim geldi aklıma. Ama önce onu kısaca tanıtayım.

Bazı insanlar öğretmen olmak için doğmuş diye bir söz yok biliyorum ama Sibel, öğretmen olmak
için doğmuş. Çocukluğundan itibaren istemiş.
Öğretmen lisesini yatılı okumuş sonra Ankara Üniversite’sinde Zihinsel Engelliler
Öğretmenliğinden mezun olmuş. İlk görev yeri olan Antalya’ya atanarak çok sevdiği özel
çocuklarımıza öğretmenlik yapmaya başlamış. Zordur, meşakkatlidir özel çocuklarımızı
yetiştirmek. Bunun için mesleğinden önce insan sevmek gerekir ki o da Sibel’de çokça vardır.
Sibel’in hayat yolu da böyle başlamış. Görev yaptığı Antalya’da tanıştığı biriyle yolunu
kesiştirerek evleniyor. Evlendiği kişiden devrimi devrimciliği nasıldır dinliyor. O anlattıkça Sibel
daha çok merak ediyor. Sordukça öğreniyor ama evlendiği kişinin anlattığı şeyler içinde yerine
oturmayan bir taşı fark ediyor.
Sibel evlendiği kişinin “çorbacı” olduğunu öğreniyor. Büyük Direnişte 7 yıl boyunca 122
kez kahramanlaştığımız, yüzlerce gazimizin olduğu bu destansı yolu bitirememiş.
Yoldaşlarını değerlerini bir tas çorbaya satmış bir hain. Böylesi “çorbacılar” nostaljiyi çok
severler ve kendilerinin yaptıklarını “kahramanlık” gibi göstermeye çalışırlar. Ancak günün
birinde sis kalkar ve gerçekler ortaya çıkar. Sibel’imizde önce bu çorbacıdan boşanır ve o
çok sevdiği mesleğini de bırakarak yeni bir yola düşer.

Bu yol onu Ankara’nın Yüksel’ine getirir. Önüne engeller dolambaçlı yollar çıkar devam eder
yürümeye. Yıllardır üyesi olduğu meslek örgütüne gider kapıyı kapatırlar.Yetmezmiş gibi saldırıya
uğrar ama yoldur bu bir kere çıkmış ve geri dönemez, devam eder yürümeye… Bilir zordur fakat
imkânsız değildir.
Sibel’i yolundan döndürmek için hakkında „dijital delil“ uydurulur, tutuklar ve ceza verirler.
Hapishaneyle sınanmak önüne taş koyarlar! Artık istesen de yürüyemezsin hepi topu 10 adıma
mahkûm ederler. Sırf çıktığı o yolu tamamlama diye cümlesi ortaklaşır…

Sibel öğretmendir. Bir öğretmenin ilk yapacağı şey elbette her koşulda öğretmeye devam
etmesidir. Nitekim Sibel artık devletin kadrolu, atanmış öğretmeni değilse de halkın
öğretmeni olmuş ve bir “çorbacıdan” duyduğu öğrendiği ölüm orucu direnişini şimdi kendisi
icra ederek yoluna emin adımlarla yürümenin doruğundadır. “Çorbacı” Ada futbolundaki
deyim gibidir. Sibel ise tarlada su içmeyi unutan çocuklar gibidir…
İlk adım önemlidir ama son adım daha önemlidir! Sibel’in ayağı da Anadolu toprağındadır ve
sarp dolambaçlı engebeli yolu zaferle taçlandıracaktır.

(…) Herkese çok selam ve sevgiler…
Hasretle kucaklıyorum.

Sosyal ağlarda paylaşın