Savaş Zenginleri Doyururken, Halklar Açlıkla Yüzleşiyor!

Hürmüz Krizi, Küresel Gıda Felaketine Dönüşüyor!

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı hava saldırıları, sadece petrol borularını değil, dünyanın sofralarını da vurdu. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla başlayan enerji şoku, şimdi tam anlamıyla bir küresel gıda krizine evriliyor. Petrol fiyatları 100 doları aşınca nakliye maliyetleri fırladı, enerjiye bağımlı gübre üretimi tıkanınca tarım girdileri astronomik zamlandı. Bu zincirleme etki, temel gıdaların (buğday, pirinç, mısır, soya) maliyetlerini kontrolden çıkardı. Ukrayna savaşının yarattığı tedarik zinciri yaralarına bir darbe daha indi.

Worldometers verilerine göre, her gün yaklaşık 28.000 insan açlıktan ve açlıkla ilişkili nedenlerden hayatını kaybediyor. Bu rakam, emperyalist savaşların halklara ödettiği bedeli çıplak biçimde ortaya koyuyor. Susuzluk ve yetersiz su kaynakları da cabası; kirli su ve hijyen eksikliği nedeniyle her yıl milyonlarca insan, özellikle çocuklar, önlenebilir hastalıklardan ölüyor. Hürmüz kriziyle birlikte gübre ve enerji kıtlığı derinleşince, bu rakamların daha da artması kaçınılmaz.

Petrol şoku tarımı doğrudan vurdu. Dünya gübre üretiminin büyük kısmı enerjiye (özellikle doğal gaza) bağımlı. Rusya ve Orta Doğu kaynaklı girdiler tıkanınca, Asya, Afrika ve Latin Amerika’da ekim sezonları tehlikeye girdi. Hürmüz Boğazı üzerinden küresel gübre ticaretinin önemli bir bölümü (amonyak ve üre gibi) kesilince, fiyatlar patladı. Zaten kırılgan olan tarım sistemleri çökme noktasına geldi. Market raflarında zamlar, yoksul hanelerde ise boş tabaklar çoğalıyor.

En ağır bedeli yine en zayıflar ödüyor.

Asya’nın kalabalık ülkelerinde (Hindistan, Bangladeş, Endonezya, Pakistan), Afrika’da (Mısır, Etiyopya, Nijerya, Sudan) ve Latin Amerika’da milyonlarca yoksul aile, yüksek enflasyonla boğuşurken şimdi açık bir açlık tehdidiyle karşı karşıya. Birleşmiş Milletler uyarıları art arda geliyor: Bu enerji ve gübre krizi, gıda enflasyonunu %30-50 daha yukarı çekebilir. Çocuklar, yaşlılar ve düşük gelirli haneler ilk kurbanlar. Sri Lanka, Myanmar ve bazı Afrika ülkelerinde yakıt karneye bağlandıktan sonra gıda kuyrukları oluşmaya başladı. İnsanlar temel gıdaları bile bulmakta zorlanıyor. Bu kriz, emperyalist güçlerin “güvenlik” ve “nükleer tehdit” bahanesiyle başlattığı savaşın doğrudan sonucudur; yoksul halklara karşı ekonomik bir silah olarak kullanılmaktadır.

Peki kim kazanıyor?

Big Oil şirketleri (ExxonMobil, Chevron vb.) ve uluslararası enerji devleri 60 milyar doları aşan windfall kâr peşinde koşarken, bazı tarım ve lojistik tekelleri de gübre ve nakliye zamlarıyla ceplerini dolduruyor. Savaş lobileri ve silah tüccarları yeni kontratlarla zenginleşiyor. Zengin ülkelerin en üst %1’i hisse senetleri ve emtia spekülasyonuyla servetini şişirirken, dünyanın yoksul çoğunluğu açlık ve yoksulluk sarmalına itiliyor. Bu, klasik bir servet transferidir. Savaş zenginleri doyuyor, halklar aç kalıyor.

Hükümetlerin tepkisi utanç verici derecede yetersiz. Bazı ülkeler stok salıyor, sübvansiyon dağıtıyor, fiyat tavanı koymaya çalışıyor ama bunlar kısa vadeli yamalardan ibaret. Aşırı kâr vergisi (windfall tax) tartışmaları lobiler ve siyasi direnç yüzünden ya sulandırılıyor ya da hiç uygulanmıyor. Şirketler fiyatları koordineli şekilde yükseltirken, hükümetler büyük sermayeyi kollamayı tercih ediyor.

Bu savaşın “güvenlik” ya da “nükleer tehdit” diye savunulması artık inandırıcı olmaktan çıktı. Hürmüz kapanınca petrol ve gübre krizi, gıda krizine, gıda krizi ise en çok yoksul halklara, özellikle Asya ve Afrika’daki annelerin çocuklarına “bugün yine ekmek yok” dedirten bir açlığa dönüştü. Her gün 28.000 insanın açlıktan ölmesi, bu emperyalist güç oyunlarının bedelini yoksul çocukların aç karnına ödeten bir cinayettir.

Savaş, sadece füze ve bombayla değil; market fiyatlarıyla, boş buzdolaplarıyla ve açlık çığlıklarıyla da öldürüyor. Big Oil’in kâr rekorları kırdığı günlerde, Asya ve Afrika’da annelerin çocuklarına ekmek bulamaması insanlık adına utançtır.

Savaş zenginleri doyuruyor, halklar aç kalıyor.

Bu soygun ve açlık düzeni devam ederse, yarın sokaklarda sadece yakıt kuyrukları değil, açlık isyanları da göreceğiz. Emperyalist savaş politikaları, yoksul halkların kanı ve açlığı üzerine kuruludur. Gerçek çözüm, bu yağma düzenine karşı küresel bir anti-emperyalist mücadelede yatmaktadır. Savaşları durdurmak, kaynakları halkların ihtiyaçları için kullanmak ve gıda egemenliğini emperyalist tekellerin elinden almak insanlığın var olması için tek seçenektir.

Sosyal ağlarda paylaşın