Ölüm Orucu Direnişçisi İleri Kızılaltundan Açıklama

Merhaba 

Bugün 1 Ekim 2022…

Ölüm orucu direnişimizde bir ayı daha geride bıraktık…

Günleri, haftaları, ayları ve mevsimleri halkımızın adalet özlemini eyleme ve açlığı direnişe çevirerek geride bırakıyoruz…

Aralık 2021’den bu bugüne “adaletsizliği kabul etmiyoruz, kanıksamıyoruz…” diyor ve bunun gereğini yapıyoruz. Adil yargılanma hakkı için, iftiracı-itirafçılara söyletilen yalanlarla oluşturulan komplo davaları ve tutuklamalara karşı, hapishanelerde sohbet ve kitap-yayın hakkımızın gasp edilmesine karşı, ağırlaştırılmış müebbet tutsaklara uygulanan ağır tecrit ve yasaklara karşı ve hasta tutsakların tedavi haklarının engellenmemesi, serbest bırakılmaması için hep birlikte direniyoruz.

Bu direniş tüm halkımızın direnişidir…

Adalet hepimizin ortak ve her zaman için acil talebidir…

Direnişimiz etrafında gelişen, birlikte büyüttüğümüz kolektif emek ve seferberlik halklarımızın geçmişten bugüne süren adalet mücadelesinde şimdiden yerini almış ve bu tarihsel mücadeleyi ileriye taşımıştır…

Bunu kolay başarmadık…

Eriyen bedenlerimizle, direnişimiz boğmak için devreye sokulan sansür ve her türlü baskıya, saldırıya karşı da direnerek, ölüm orucu direnişçileri olarak hapishanede ve tutulduğumuz hastane “mahkum koğuşlarında” işkenceye çevrilen günleri   

inanç ve umutla, dayanışma ile aşarak, dışarıda sayısız eylemle, gözaltı ve tutuklamalara rağmen taleplerimizden vazgeçmeyerek, yoksul mahallelerden Adalet Bakanlığı önüne, hapishane, adliye ve hastane önlerinden ATK kapısına, Yüksel’den Taksim’e meydanlara, yoksulların matbaası duvarlardan sosyal medyaya… her yerde ve her şekilde direnişimiz ile konuştuk: ADALET İSTİYORUZ!..

Ve devam ediyoruz…

Taleplerimiz açıktır…

Adım atılmalıdır…

Bugün ben İleri Kızılaltun, 48. günümdeyim. Sibel Balaç287. gününde…

Sibel Balaç bir an önce serbest bırakılmalıdır. ATK süreci geciktirildi ve fakat sonuçta tamamlandı. ATK raporu ilgili infaz savcılığına yollandı ve fakat şimdi de “güvenlik soruşturması” adı altında tahliye engellenmek isteniyor. Bu yapılan “hantal bürokrasi” değil tam da direnişimizleanlattığımız adaletsizlik gerçeğine dair bir örnektir. Bürokrasi teknik değil politik bir olgudur.

Ve bugün, Sibel’i komplo ile tutuklatan siyasi polisin Sibel ile ilgili bir “güvenlik soruşturması” yapması kabul edilemez. Siyasi polisin; ATK’nın ve savcılığın tahliye  kararlarına karşı bir değerlendirme yapabiliyor olması, karar verebiliyor olması yasal zorbalıkta kurumlar arası görev dağılımından başka bir şey değildir.

Hangi güvenlik…

Kimin güvenliği…

Direnişimiz bu engeli de aşacaktır. Aşacağız… Buna inanıyoruz. Ancak Sibel için geçen tek bir gün değil tek bir dakika bile artık hayati önem taşıyor.  Vaktimiz yok…

Haftasonu olması bizim sorunumuz değil. Bu ülkede halkın direnişi ülkenin cumhurbaşkanına(Abdullah Gül) yurt dışına gideceği uçakta Güler Zere’nin tahliyesi için gerekli evrakları imzalatmıştır. Direniş halkın ellerinin birleşmesiyle büyür ve sonuç alır. Gökhan’ın tahliyesinde bunu gördük. Ve geçmişte sayısız örnekte…

Haydi…

Bir kez daha başaralım…

Sibel için her yerde özgürlük isteyelim…

Sibel için özgürlük istemek, adaletsizliğe karşı çıkmaktır…

Ölüm Orucu Direnişçisi İleri KIZILALTUN

1 Ekim 2022 (48. Gün)

Sosyal ağlarda paylaşın