Korona ve kapitalizmin sefaleti – Mehmet Ali Güller

Cumhuriyet 6 Nisan 2020

Rosa Luxemburg’un Birinci Dünya Savaşı koşullarında Friedrich Engels’ten aktararak sloganlaştırdığı “Ya sosyalizm ya barbarlık” gerçeği, korona günlerinde artık çok daha önemli… Çünkü insanlık, büyük bir problemle karşı karşıya.

… çözüm, aşılardan, panzehirlerden çok daha kapsamlı olmalı artık.

KORONA: DOĞANIN UÇUKLAMASI

Koronayı “doğanın uçuklaması” olarak niteliyor Dr. Özgür Emek İnanmaz ve şöyle anlatıyor: 

“İnsanlar yarasaları yediği için değil, yarasaların yuvalarını bozduğu için virüs bulaştı. Sömürdüğümüz, yaktığımız, deştiğimiz, altını üstüne getirdiğimiz doğa kendine özgü yöntemlerle kendini savunuyor. İnsanlar nasıl fiziksel ya da psikolojik olarak zorlandıklarında, stres altına girdiklerinde virüs nedenli uçuk çıkarıyorlarsa yarasalar da benzer şekilde strese maruz kaldıklarında virüs yayıyorlar ve ‘bizden uzak durun’ diyorlar. Bugüne kadarki vahşi kapitalizm yerkürenin iklimini ve doğasını değiştirmekle kalmadı onu sömürülmesi, alt edilmesi gereken para ve refah kaynağı olarak gördü. Bunun da sonuçları olacak elbet. Kış ortasında sadece ağaçlar çiçek açmadı pek çok bakteri ve virüs türü de harekete geçti. Bilim sayesinde bunları alt edebiliriz. Ancak tek sorun bunları alt etmek değil. Sürdürülebilirliği hiçe sayarak doğaya daha ne kadar baskı kuracağız ve bedelini gerçekten karşılayabilecek miyiz? Korona sadece başlangıç…”

Evet, korona daha başlangıç. Sosyalizm geciktikçe, kapitalist egemenlerin dünyasında yeni koronalar, normalden daha sık mutasyona uğrayan virüsler olacak, çoğalacak…   

AMERİKAN KÖTÜLÜĞÜ

Koronavirüsü, kapitalizmin sefilliğini her boyutuyla ortaya koydu. Kapitalist Batı’nın lideri ABD’nin tutumu bunun önemli göstergesi. Birkaç örnek verelim:

1. ABD’nin ağır ekonomik ambargosu altında olduğu ve önemli büyüklükte parasına emperyalist haydut tarafından el konulduğu için, koronavirüsle mücadele kapsamında IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kalan Venezüella reddedildi! IMF’nin ret gerekçesi kapitalizmin sefilliğini resmediyor: “Venezüella hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” (Sputnik, 17.3.2020).

Uluslararası toplum dedikleri kim mi? ABD ve destekçileri! Ve onlar da Venezüella’da Hugo Chavez’in inşa ettiği, Nicolas Maduro’nun ağır dış baskılara rağmen sürdürmeye çalıştığı kamucu sisteme karşılar. Dahası açık darbe yaptılar ve başaramadılar. Şimdi darbeyle işbaşına getirmeye çalıştıkları Guadio’yu destekledikleri için güya Venezüella halkının seçtiği Maduro hükümetini tanımıyorlar!

2. ABD ambargosu altındaki İran, koronavirüs salgınına karşı mücadele etmek için dünyadan sağlık malzemesi almak istiyor ama Washington yönetimi böylesi bir insani durum karşısında bile bırakın ambargoyu kaldırmayı, hafifletmiyor bile!

3. G7 ve AB üyesi “gelişmiş kapitalist” ülke İtalya korona salgınını en ağır şekilde yaşayan ülkelerin başında geliyor. Roma yönetimi ABD’den de, üyesi olduğu AB’den de yardım istedi. Kapitalistler arası dayanışmanın da sıfırlandığı bu korona günlerinde, değil İtalya’ya yardım, tersine İtalya’ya sınırları kapattılar, uçuşları durdurdular. 

Çin ve Küba ise ABD ve AB’nin tersine İtalya’ya yardım eli uzattı, uzman doktor grubu, test kiti, maske ve çeşitli yardım malzemeleri götürdü (Sol, 14.3.2020). Ve ABD ambargosuna rağmen sosyalizmde direnen Küba, koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020) ve “önce insan” anlayışının erdemlerini dünyaya gösterdi.

AMERİKAN UTANMAZLIĞI

Kapitalist-emperyalist blokun lideri ABD’nin hem düşmanlarına hem de dostlarına kötülüğüyle sınırlı değil yaptıkları tabii… Amerikan utanmazlığı da yaşandı korona günlerinde. Birkaç örnek verelim:

1. Salgının ilk günlerinde Çin’in başta karantina olmak üzere aldığı sert önlemler, kapitalist dünya tarafından siyaset ve propaganda malzemesi yapıldı. Örneğin Çin karantina uyguladığında New York Times şöyle yazıyordu: “Çin, koronavirüsle mücadele adına milyonlarca insanı karatinaya alıyor ve kişisel özgürlüklerinden ediyor.”

Ancak salgın ABD ve Avrupa’ya da yayıldığında, ortaya bir “utanmazlık” tablosu çıktı. Zira Çin’i suçlayanlar, artık Çin’in önlemlerini uygulamak zorundaydılar ve aynı New York Times, İtalya karantina uygulamaya başladığında Roma yönetimini şöyle övüyordu: “İtalya, virüsün yayınlamasını önleyebilmek için, ekonomisini bile riske atıyor.”

2. Aylardır virüsü ismiyle, “koronavirüs” diye niteleyen ABD Başkanı Donald Trump, birden “Çin virüsü” demeye başladı! 

Neden peki? Virüsün milliyeti mi vardı, pasaportu mu vardı? Dahası dünya ABD ve Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsünü “Amerikan virüsü” diye mi isimlendirmişti? 

3. Trump, “Çin virüsü” demeye başladığı süreçte, yaşanılan felaketten dolayı Çin’i de suçlamaya başladı: “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” (AA, 19.03.2020).

19 Mart’ta “geç bilgilendirildiklerini” savunan Trump, örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyordu, 10 Şubat’ta “Nisanda biter” diyordu, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyordu…

Zaten Washington Post’un şu haberi bile Trump’ı yalanlamaktadır: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı” (21.03.2020)

4. Trump şimdi Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçluyor ama gerçekte ABD yönetimi o ilk günlerde durumdan hayli memnundu. Çünkü koronavirüsün Çin ekonomisini vuracağını, bu ülkeye büyük yıkım getireceğini ve kendilerinin de bu durumdan yararlanacağını umuyorlardı. Bunu açık açık da söylediler. ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

NEO-LİBERALİZMİN  İFLASI

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın “eyaletteki 60 bin evsizin koronavirüsüne yakalanabileceğini” (19.3.2020) açıklaması kapitalizm adına ibretliktir. 

Kaliforniya, “en gelişmiş” kapitalist ülke olan ABD’nin “en gelişmiş” eyaletidir. Ancak “en gelişmiş” kapitalizm, 60 bin kişiye ev verememektedir!

Ev veremeyen bir sistemin, koronavirüsüyle doğru düzgün mücadele edebilmesi elbette mümkün değildir. Zira “önce kâr” diyen bir sistem için insan paradan değersizdir. Öyle olduğu için de ABD’de “sigortası olmayana test yapılıp yapılmaması” uzun süre tartışıldı. 

Çin’in ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışlaması (NTV, 16.3.2020) belki de emperyalistleri zor durumda bıraktı da, Trump, ücretsiz koronavirüs testi yapılmasını sağlayan tasarıyı onaylayabildi (Milliyet, 19.3.2020).

HALK SAĞLIĞI  SERBEST PİYASAYA BIRAKILAMAZ

Koronavirüs salgınının en önemli dersidir: Sağlık sistemi kapitalizmin insafına ve “serbest piyasaya” bırakılamayacak önemdedir. 

Çin’in Batılı “gelişmiş” ülkelere nazaran koronavirüsle mücadelesindeki başarı işte bu nedenledir. 

Koronavirüs endişesi bu gerçeği öyle acı ama sağlam şekilde öğretmektedir ki, Batılı ülkeler özel hastaneleri kamulaştırmaya başlamıştır bile…   

Örneğin İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, salgınla mücadele için özel kurumlar dahil tüm hastaneleri ve sağlık hizmeti veren kuruluşları devlet kontrolüne geçirme kararı aldı (Cumhuriyet, 17.3.2020). İspanya’yı diğer kapitalist ülkeler de izlemeye başladı.

İNSANLIĞIN UMUDU: SOSYALİZM

Sonuç olarak koronavirüs salgını insanlığı sistemsel kriziyle karşı karşıya getirdi. Şu üç ayda, uzun yıllar içinde ancak görülebilecek kimi gerçekler toplumların önünde berraklaştı:

1. Kapitalizmin “önce kâr” anlayışının insanlığı uçuruma götürdüğü geniş kitleler tarafından da görülmeye başladı. Sosyalizmin “önce insan, önce toplum” anlayışı ise insanlığın önüne büyük bir umut olarak yeniden geldi.

2. “Özel çıkar” anlayışı kaybetti ancak kamuculuk, insanlığın büyük geleceği olarak önümüzde duruyor. 

3. “Bireycilik” çuvalladı ancak “toplumculuk” insanlığın geleceğinde yükseliyor.

4. Doğaya savaş açan değil, doğayla uyumlu, doğanın bir parçası olduğunu bilen anlayış gelişiyor.

Kuşkusuz bunlar bugünden yarına gerçekleşmeyecek ancak insanlığın önünde büyük ihtiyaç olduğu görüldüğü için, artık süreç hızlanacak… 

Sosyal ağlarda paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.