ANADOLU TARİHİNİN ONURLU AYDIN KÖŞESİNDE BİR AYDIN: BİLGESU ERENUS(Bölüm 2)

(Bilgesu Erenus’la ilgili yazının ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Halk Okulu Dergisi’nin 354’ncü sayısında yayınlanan Bilgesu Erenus yazısından yararlanılarak hazırlanılmıştır.)

NATO, Emperyalizm ve Faşizmin Karşısında;
F Tipi Hücrelere Karşı Direnen Devrimci Tutsakların Yanında

Emperyalizmin ve faşizmin hapishaneler politikasının temelini devrimci tutsakları teslim alma, yenilmiş, yılgın, pişmanlık duyan, itirafçılaşmış, işbirlikçileştirilmiş kişilikler oluşturmaktır.
Bunun temel yöntemlerinden biri tecrit hücreleri olmuştur.
Türkiye’de çeşitli dönemler tecrit hücreleri gündeme getirilmiş ama devrimci tutsakların direnişleri karşısında uygulanamamıştır.
Yıl 2000’di. Milenyum çağını kutluyordu emperyalizm ve faşizm.
Kutlama alanlarından biri hapishaneler oldu. Devrimci tutsakları teslim alma politikasına uygun olarak F Tipi tecrit hücrelerini yaptılar.
Devrimci tutsaklar bu hapishanelere sevk edilecek, buralarda teslimiyet dayatılacaktı.
Bu, NATO projesiydi.
Hedef Anadolu topraklarında devrimciliği bitirmekti. Bunun için Cephe hedef alındı.
F Tipi hapishane politikasına Cephe tutsaklarının tavrı ölüm orucu direnişi başlatmak oldu.
TAYAD’lı Aileler de, hapishanelerdeki yakınlarının F Tiplerine atılmasını engellemek, tutsakların ölüm orucu direnişini sahiplenerek onların taleplerinin kabul edilmesini sağlamak amacıyla 14 Kasım 2000’de ölüm orucu direnişine başladılar.

TAYAD’lı Ailelere Kapısını Açan Onurlu Halkın Aydınları Bilgesu ve Müştak Erenus’tu.

19-22 Aralık 2000 tarihlerinde 20 hapishanede ülkenin en büyük askeri gücü kullanılarak katliam yapıldı. 28 devrimci tutsak katledildi. 24’ü Cepheli tutsaktı.
Saldırıya 8 bin asker katıldı. 20 bin gaz bombası kullanıldı.
Katliamın hedefi korku yaratmaktı.
Halkı, aydınları, devrimcileri sindirmekti.
19-22 Aralık Katliamı’nın Bayrampaşa Hapishanesi’ndeki komutanlarından Zeki Bingöl şöyle diyordu:
“Operasyona karar veren mekanizmayı değerlendirdiğimizde mesele şudur: İki tane şeyi görürüz; sol ve solu dönüştürmek. Marjinal solu özellikle.
Onu ulusalcı kafatasçı, ırkçı bir sol haline getirmek.”
“Operasyonlar DHKP-C’yi bitirmek için yapıldı” diyor Zeki Bingöl.
“Devrimci solu, kafatasçı, ırkçı bir sol haline getirmek için yapıldı” diyor.
Bu politikanın karşısında onurluca direnen aydınlardan biri Bilgesu Erenus oldu.

Tecrite Karşı Politik Tavrıyla ve Sanatçı Tavrıyla Direnen Aydın:

Tehdit edildi. Yaşamını olanaksız hale getirmek için tecrit uygulandı, hiçbir yerde mesleğini yapmasına izin verilmedi. Yoksulluk, yoksunluk yaşatıldı. Bilgesu Erenus’u böyle de teslim alamadılar.
O Cephe’nin Sabancı’nın cezalandırılması eylemini konu alan bir oyun yazdı. Türkiye’de oynama olanağı bulmadı oyunu, ama faşizmin saldırısı karşısında onurlu aydın tavrıyla başını dik tutmasını, boyun eğmemeyi bildi.
Faşizmin susturma, sindirme politikasının karşısında sırtını halka ve direnen Cephe’ye dayayarak direndi.
Erenus, sonuna kadar direnişin yanında yer aldı.
Tecridin insana karşı işlenen en büyük suçlardan birisi olduğunu belirterek şöyle diyordu:
“Bu politikaların sahipleri bizi ne ile ve nasıl tecridin olmadığına ikna edebilirler? Konu üzerinde fikir sahibi ve yetkili tüm mesleki kurumlar tecrit vardır ve derhal kaldırılmalıdır derken yoktur demenin kimseyi
ikna etmeyeceği edemeyeceği açıktır.”

“Bırakın ölsünler onlar zaten terörist veya terörist avukatı demek, basın yer vermese bu sorun biter anlayışıyla, sansürle konunun üstünü örtmeye çalışmak, artık gerçekliği olmayan teorilerdir. Bakanlığı gerçekçi davranmaya, tecridi kaldırmaya ve bunun için gerekli düzenlemeleri acilen hayata geçirmeye
çağırıyoruz. Biz imzası bulunan kurumlar bu sorunun takipçisi olacağımızı ve sorun çözülene kadar her hafta burada olacağımızı kamuoyuna ilan ediyoruz.”

“Samur Kürk’ün Yazarı, “Hepimiz Tecritteyiz”in Yaratıcısı Olarak Bilgesu Erenus:

Bilgesu Erenus, bu direnişi Samur Kürk ismiyle oyunlaştırır.
Nisan 2006’da “Avukatlar Günü”nde Avukat Behiç Aşçı, müvekkillerine F Tipi hapishanelerde tecrit uygulandığı gerekçesiyle ölüm orucuna başladı. Ülkenin
önde gelen onurlu aydın ve sanatçıları da bu eyleme destek verdi. Erenus da destek veren sanatçılar içinde yer almaktaydı.
Destek komitesinde yer alanlar Erenus’tan tecride karşı bir oyun kaleme almasını istediler. Onun ise kafasında bambaşka bir plan vardı.
Genç oyuncuları evine davet ederek bir toplantı düzenledi. Onlara “Hepimiz Tecritteyiz” projesi ile ilgili düşlerini anlattı.
Oyun bir basın toplantısıyla başlıyordu. Sahnede ise plastik sandalyelerden oluşan bir F Tipi hapishane vardı. Her sandalye bir hücreydi.
Erenus, toplantıya katılanlara bir çağrı yaparak hep birlikte bir F Tipi hapishane deneyimi yaşamayı önerdi.
Katılımcılar sandalyelere geçerken üzerlerine birer gömlek giydiriliyordu. Artık bir kimlikleri yoktu.
Herkesin adı F Tipi hapishanelerde olduğu gibi gömlekteki numaradan ibaretti.
Oyunda siyah elbiseli bir başgardiyan ve onun emrindeki kara elbiseli gardiyanlar, F Tipi hapishanede olup biten her şeyi katılımcılara yaşatmaya çalışıyorlardı.
İzleyiciler ise olup biteni büyük bir ekrandan izliyordu. Önceleri bir oyun gibi başlayan etkinlik giderek katılımcıların üzerinde yükselen baskı ve eziyetle bir kâbusa dönüşüyordu. Bir süre sonra katılımcı ayrılmak istese bile bu kaotik ortamdan çıkamıyordu. Kimi gösterimlerde ciddi kavgalara dönüşen anlar yaşanıyordu.
Basın bu deneyi yazıp çizdikçe F Tipi hapishanelerin bir “otel rahatlığı”nda olmadığı ve nasıl bir cehennem olduğu kamuoyu önünde teşhir oluyordu.

OYUNLARIYLA HALKININ SAFINDA, MÜCADELENİN SAFINDA

1970’li yıllarda Bilgesu Erenus henüz gençlik yıllarındadır. Halkın bir kesimi Almanya, Libya, Avusturalya ve Arap çöllerinde ekmek parası aramaya gider.
Bilgesu Erenus o günlerde “El Kapısı” oyununu yazarak Ankara Sanat Tiyatrosu (AST) sahnesinde ekmeğini kendi toprağı dışında arayanların yaşamlarını anlatır.
1977’de Taksim’de 1 Mayıs katliamı yaşanır. Faşizm işçilerin, halkın devrimci saflarda örgütlenmesini engellemek için yapmıştır bu katliamı. Bilgesu Erenus
“Payidar” isimli oyunu kaleme alır. Konu grevdir, işçi direnişidir.
Aydın bir karı kocanın yaşamsal çıkmazlarını konu alan “İkili Oyun”,
1980’li yıllarda palazlanan sınıfa ait bir kadının gözünden dünyayı anlatan “Kelaynaklar”,
İran’da Şah rejiminin yıkılışını bir kukla gösterisi ile sergileyen “Kaside”, Bilgesu Erenus’un bu dönemde yazdığı, sergilediği oyunların bir kısmıdır.
12 Eylül faşist cuntası sonrası hapishaneler devrimcilerle, demokrat ve aydınlarla doldurulur. Bilgesu Erenus, yazar Aziz Nesin öncülüğünde başlatılan “Aydınlar Dilekçesi”ne imza atar. Bunun bedeli yargılanmak ve tutsaklık olur. Bilgesu Erenus tavrından geri adım atmaz, savunur.
ABD’de McCarthy dönemini konu alan “Güneyli Bayan” oyununu yazar.
Halide Edip Adıvar’ı konu alan “Halide” oyununu yazar.
Nazım Hikmet’i konu alan “Dokumacılar”, yazar Virginia Woolf’u anlatan “Kırmızı Kara Ağaç” oyunları 1990’lı yıllarda yazdığı oyunlardır.
Devrimci şair Ümit İlter’in dizelerinden yola çıkan “Tarih Böyledir”,
ve ölüm orucu eylemi şehitlerini anlattığı “Onuncu Köyün Fidanları” kitaplarından bazılarıdır.