Enemy of the State — Tony Scott’ın 1998 yılında çektiği Devlet Düşmanı, ilk bakışta bir teknoloji-gerilim filmi gibi görünse de, özünde devletin halk üzerindeki denetim ve baskı mekanizmalarını anlatan politik bir filmdir.
Filmde bir kongre üyesi, devletin gözetleme yetkilerini genişletecek yasaya karşı çıkar. Bunun üzerine devletin istihbarat mekanizmasının içindeki bir grup, onu ortadan kaldırmak için harekete geçer. Cinayet gizlenir; fakat olay tesadüfen kaydedilir. Görüntülerin bir avukatın eline geçmesiyle birlikte devletin bütün gücü bu görüntüyü yok etmek ve tanığı susturmak için kullanılır.
Burada karşımıza çıkan devlet, yalnızca insanları izleyen bir devlet değildir.
İzleyen, fişleyen, takip eden, delil üreten, komplo kuran ve gerektiğinde kendi insanını bile harcayan bir devlet mekanizmasıdır.
Robert Dean’in başına gelenler bunun en açık göstergesidir. Devlet onu yalnızca takip etmez; hayatını bütünüyle kuşatır. Telefonları dinlenir, hareketleri izlenir, özel hayatı kullanılır, hakkında sahte deliller hazırlanır ve toplumun gözünde suçlu hale getirilmeye çalışılır.
Böylece film önemli bir soruyu ortaya koyar:
Devlet, sahip olduğu teknolojik ve kurumsal gücü halka karşı kullanmaya başladığında, halkın kendisini savunabileceği bir alan kalır mı?
Devlet Düşmanı bu soruya dikkat çekici bir cevap verir.
Devletin silahını yine devlete karşı kullanmak.
Filmin ilerleyen bölümlerinde Dean ve eski istihbaratçı Brill, kendilerini izleyen sistemin nasıl çalıştığını öğrenir. Devletin kameraları, takip sistemleri ve iletişim teknolojileri bu kez devletin kurduğu komplonun açığa çıkarılması için kullanılır. Yani iktidarın en büyük gücü olan bilgi ve gözetim, tersine çevrilerek iktidarın kendisini teşhir eden bir araca dönüştürülür.
Bu açıdan filmdeki mücadele yalnızca bir adamın hayatını kurtarma mücadelesi değildir.
Gerçeğin kimin elinde olduğuna dair bir mücadeledir.
Devlet insanları izleyerek onların hayatları üzerinde güç kurar. Onların hakkında bilgi toplar, bu bilgiyi kullanır ve gerektiğinde gerçeği kendi çıkarına göre yeniden kurar. Film ise bu mekanizmanın açığa çıkarılmasını, devletin kendi yöntemlerinin ona karşı kullanılmasını anlatır.
En çarpıcı tarafı da şudur:
Devletin kurduğu düzen, yalnızca halkı değil, kendi içindeki insanları da öğütmektedir.
Bir kez sınırsız gözetim ve denetim mekanizması kurulduğunda, kimin “düşman” ilan edileceğine iktidar karar verir. Dün sistemin yanında olan, bugün sistemin hedefi olabilir.
Bu nedenle Devlet Düşmanı, “devlet bizi izliyor” demekten daha ileri bir noktaya gelir.
Devletin nasıl izlediğini, nasıl takip ettiğini, nasıl komplo kurduğunu ve sahip olduğu teknolojiyi nasıl bir baskı aracına dönüştürdüğünü gösterir.
Ve filmin en önemli politik fikri burada ortaya çıkar:
İktidarın silahları, iktidarın kendisini teşhir etmek için kullanılabilir.
1998’de çekilen film, bugün dijital gözetimin, kameraların, veri toplamanın ve kişisel bilgilerin iktidar açısından taşıdığı önemi düşündüğümüzde daha da güncel bir anlam kazanıyor. Dönemin eleştirilerinde de filmin merkezinde teknolojiden ziyade gözetimin önündeki hukuki ve siyasal sınırlar bulunduğuna dikkat çekilmişti.
Bu nedenle Devlet Düşmanı, yalnızca bir aksiyon filmi olarak değil; devletin halk üzerindeki denetim mekanizmalarını, gözetim düzenini, komplolar yoluyla gerçeğin çarpıtılmasını ve bu mekanizmaların yine kendi araçları kullanılarak boşa çıkarılmasını görmek isteyenler için politik bir film önerisi olarak izlenebilir.
Film bize şu soruyu bırakıyor:
Halkı izleyen, takip eden ve susturan bir düzen karşısında, o düzenin silahları halka çevrildiğinde, aynı silahlar bir gün düzenin kendisine çevrilebilir mi?
