Bugün 40bini aşkın insanımızı kaybettiğimiz 17 Ağustos 1999 Marmara depreminin yıldönümü.
Acımız taze.
Neden? Çünkü acımız durmaksızın büyüyor.
Neden? Çünkü aynı nedenlerle aynı acıları yaşamaya devam ediyoruz.
17 Ağustos’tan sonra, onun dört katı büyüklüğünde ölü verdiğimiz 6 Şubat depremini yaşadık.
Depremlerde kim ölüyor?
HALK!

Deprem aslında zengin fakir ayırt etmiyor;
Ama zenginler güvenlikli semtlerde, güvenlikli binalarda oturuyorlar.
Siz hiç dere yatağına yapılmış evleri vuran sellerde ölen zengin biri olduğunu duydunuz mu?
Siz hiç evinde çıkan yangında ölen bir tekelci burjuva duydunuz mu?
Yok.
*
Son bir haftadan derlediğimiz haberlere gelin birlikte bakalım:
- Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde Ebola salgını büyüyor: Can kaybı 2 bin 300’ü aştı.
- Zimbabve’de feribot kazası; Yaşamını yitirenlerin sayısı 80’e yükseldi.
- Filipinler’de tropikal siklon ve muson yağmurları. 23 kişi hayatını kaybetti
- Endonezya’da 7,7 büyüklüğündeki deprem: Hayatını kaybedenlerin sayısı 51’e yükseldi. Ki bu rakama daha binler eklenecek.
- Kolombiya’da depremde can kaybı 294’e yükseldi. 3 bin 935 kişi yaralanırken, 320 kişiyi arama kurtarma çalışmaları sürüyor.
- Hindistan’da tünel inşaatında göçük. 7 işçi öldü.
- Nijerya’da maden ocağı çöktü, 9 işçi yaşamını yitirdi.
*
Ölen hep halk.
Ölen hep işçiler, emekçiler.
Geçen hafta ülkemizde bir inşaatta, bir inşaat işçisi düşerek öldü. Yaşı 71 idi. Emekli idi ama emekli maaşıyla geçinemediği için o yaşta, o inşaatın tepesinde çalışmak zorundaydı.
*

17 Ağustos depreminin yıldönümünde anmalarda burjuva poliikacılar, deletin üst bürokratları da yer aldılar.
Alamazlar oysa. Çünkü her ölümüzden onlar sorumludur.
Deprem, sel, yangın, salgın, maden kazası… hiçbiri ne kaderdir, ne fıtrattandır, ne kaçınılmazdır.
Hepsi, sistemin halka reva gördüğü yaşamın sonucudur.
Deprem öldürmez, çürük binalar öldürür.
Sel öldürmez, sele karşı önlem almamak öldürür.
Doğa’nın felaketi yoktur; felaketin davet eden doğayı tahrip etmektir.
*
Eğer halkın payına hep ölüm düşüyorsa, bunu değiştirmenin yolu, bu sistemi değiştirmektir.
Değilse, depremlerde, sellerde, yangınlarda, salgınlarda ölüm “kaderimiz” olmaktan çıkmaz.
Sistemi değiştirmenin yolu ise, örgütlenmek ve halkın iktidarı için mücadele etmektir.
Emperyalist-kapitalizmin halklara yazdığı kader, ancak böyle değiştirilir.
