HAKİKAT YOLCUSU YOLA ÇIKMIŞ GİDİYOR

Bir arkadaşının Zeynep Yıldırım için kaleme aldığı yazısıdır

Hep yitirilenlerin ardından yazmak kalıyor bize…  Seni yazmak bana mı düşerdi, avuç avuç kızgın közler yutuyorum…

Kahramanları halk yaratır. Öyle biçare olduğundan falan değil, hamurunu bizzat kendisi kardığından.

Armutlu’da kerpiç damlı evlerin bacalarından kahırlı dumanların yükseldiği vakitlerde Zeynep de vardı barikatların arkasında. Geçmiş günlerden gelir onun o şevkatli sesi, mahallenin dört bucağına yayılan gülüşü. Anne oldu, abla oldu, kardeş oldu emekçi halkın kızıydı hakikatin adıydı… herkese yoldaş oldu. Alevi değerlerini koruyan ve bunun için bedel ödemeyi göze alan devrimci bir kadındı, sırdaş oldu.

 Sokaklarının duvarlarına yiğit evlatlarının kanı karışmış, Armutlu şimdi Zeynep’ine ağlasın. Anadolu’nun her köşesine gidip yara sardığı dostlar Zeynep’ine ağlasın.

Emek verip büyüttüğü  değerlerimiz saldırıya uğradığında  bir karıncanın kanadını incitmeyen Zeynep pençelerini gösterdi.  Fetva yazıldı saraydan, hemen zalimin zindanlarına atıldı. Dostlarla yaren yoldaşlarla birlik olup kampanya düzenleyip kamuyu oluşturup zulmün elinden aldık onu.  Yok olmanın tarihi kapitalizmle  birlikte yazılmaya devam ediyor. Bu düzenin yarattığı bir salgın hastalığın ciğerlerine bulaşan illeti onu bizden aldı.

Ciğerliydi çünkü, çok acılar çekip içerlenmişti çok çok çoook.  O yüzden en çok ciğerinden parelendi.

Bir başka dünya var mıdır yokumdur  hiç yorum yapmayacağım, inanan inansın. Sevenlerini sevdiklerini bırakıp, arkalarından göz yaşı döktüğü sevdiklerine gidiyor. Gerçek olan bu beklide.  Mustafa’sına, Şenay’ına, Gülsüman’ına gidiyor. Armutlu sokaklarında kanı ötekinin kanına karışmış dostlarına gidiyor. Dilek’ine gidiyor Ferit’’ine gidiyor, Sultan’ına gidiyor. Sevgi’sine  Helin’e, İbo’suna gidiyor. Sesini yüzündeki anaç gülüşünü “hakikatli olmak gerek” diyen Pir Sultan duruşunu ve inancını bir miras gibi ellerlerimize bırakarak adını sayamadığımız  kadar çok olan yitirdiğimiz canlarımıza gidiyor. Dersim’e gidiyor. Maraş’a, Malatya’ya, Çorum’a, Sivas’a, Gazi’ye, Suruç’a gidiyor Ankara garına gidiyor. Ekmek ve Adalet için verdiği mücadelede yitirilen sayamadığımız canlarımıza gidiyor.

   ‘’ Kezban annemin yaşam öyküsünü sen yaz’’ demişti bana ‘’ Şu hastalık geçtiğinde Mahir’le 1 hafta gidip  Armutlu sokaklarında Keziban ana ile söyleşi yapıp dertleşip kayıt alıp yazacaktım. Belgesel bile yapılacaktı konuşmuştuk planlamıştık  . Bu fikre çok heyecanlanmıştı. Şimdi Kezban anaya Mustafa’sından sonra Zeynep nasıl sorulur?

Bugün son yolculuğunda yanında bile olamadım. O yüzdendir avuçlarım kor yanığı, dişlerimin sızlayışı…

Armutlu sokaklarının bütün evleri pencerelerini açsın sonuna kadar.  Rıza şehrini düşleyen Zeynep’in dalgalı saçlarına karışmış hakikatin narı…  Sizin kızınız geçiyor son kez sokağınızdan.  Anadolu’nun yoksul evlerinin dertli yüzleri el sallayın Zeynep gidiyor. Hapishane hücresinde görüş bekleyen özgür tutsaklar Zeynep ablamız gidiyor. Şu bahar mevsiminde yeşil  hırkasını giyen dağlar kırlar, her ağacın dalında acan çiçekler, ıslak toprağı ittiren solucan kozaya durmus kelebek Zeynep gidiyor. Hakikat şehrinin devrim hamalı gidiyor…

Türkan Doğan

Sosyal ağlarda paylaşın