EMPERYALİZMİN GİZEMLİ GRAFFİTİCİSİ:
BANKSY

Yazan: Ali ARACI (Aşağıdaki yazı, Tavır dergisinin Ocak-Şubat 2026 tarihli sayısından alınmıştır.)

EMPERYALİZM, GİZEMLİ GRAFFİTİCİ ÇEKİCİLİĞİ
YARATARAK SOKAK SANATINA YÖN VERMEK, KENDİ ELİNDE TUTMAK İSTİYOR.
BANKSY SOKAK SANATÇISI DEĞİL, EMPERYALİZMİN FONLU PROJESİ,
GİZEMLİ DEĞİL GİZLİ PROJESİDİR.

Emperyalizm en büyük dokuz medya tekeli ile bütün dünyayı ideolojik hegemonyası altına almak, ürettiği emperyalist propaganda ile insan zihnini ele geçirip yönetmek istiyor.

“CIA eski başkanı Allen Dulles, 1953’te Prencipton Üniversitesi’nde
yaptığı konuşmada, ‘Hedef insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu
savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel
sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cepheyse, bireyin beyninde kazanılacaktır. Hedef beyin yıkama, ideolojisini değiştirme ve
gerektiğinde bir Mançurya kobayı yaratmaktır’ diyerek, Amerikan
emperyalistlerin planlarını itiraf etmiştir.” (CIA-SOĞUK SAVAŞ)

Milyarlarca dolar harcadıkları Hollywood, Netflix filmleri, dergiler, kitaplar, müzikler, hatta internet ortamını bile ellerinde tutuyorlar. Öyle ki, internet arama motorlarından bu platformları kullanan kişilerin etkileşimlerine kadar müdahale edebiliyor, diledikleri platformda, diledikleri erişim engelini uygulayabiliyorlar.
Böylece bu ortamların ancak kendi düzenlerini ileriye götürecek,
kendi çıkarlarını işletecek halde dizayn ediyorlar.

Modasından insan ilişkilerine, ilgi alanlarımıza kadar kültürel,
ideolojik bombardımanı kesintisiz halde sürdürüyor.
Bunu da bütün dünya üzerindeki sömürü sistemini koruyabilmek,
sessiz sedasız direnç görmeden sürdürülebilir bir mekanizma
halinde işletebilmek için yapıyor.
Dünya halklarının baskıya, zorbalığa, sömürüye, işgale karşı
direnme dinamiklerinden korktuğu için yapıyor. Yeni Vietnam’lar, Küba’lar, Kore’ler, Sovyetler… yaşanmasın diye yapıyor. Halkın örgütlü gücüne
olan korkuları onlara bu alanda milyarlarca dolar harcatıyor.

Devrimci sanatçılar olarak emperyalizmin kültürel, ideolojik
bombardımanına karşı halka siyasi gerçekleri açıklama, bu gerçekler
etrafında örgütlenme görevimiz var. Bunun için ellerimizdeki
araçlar ise dergilerimiz, kitaplarımız, el ilanlarımız,
afişlerimiz, duvar yazılamalarımızdır.
Kuşkusuz emperyalizm bu araçları da denetimi altına almak istiyor.
Emperyalizm dünyanın her yerinde son veremediği şeye yön veriyor. Kitap yazacaksanız, benim çıkarıma uygun, benim çizdiğim çerçevede yazacaksınız diyor.
Dergi çıkartacaksanız içeriği benim egemenliğime zarar vermeyecek diyor. El ilanlarımız, afişlerimiz çıkarlarıma uygun değilse asamazsınız, tutuklatırım diyor. Film çektirmem, müzik yaptırmam, yaparsanız
izletmem-dinletmem diyor.

Duvar yazılamaları karşısında da gizemli-çekici idoller yaratıyor.
İşte Banksy de onlardan biri.
Banksy dünyanın pek çok ülkesinde güya sisteme karşı,
yakalanmamak için kimliğini çok ustaca gizleyen, kimsenin kim
olduğunu bilmediği-tespit edemediği gizemli bir duvar ressamıdır (!)
Burjuva kaynaklar ona ününü kazandıran hikayeyi şöyle anlatıyor;
“Banksy’nin ‘Going Going Gone’ adlı eseri, 2021 yılında gerçekleşen bir
açık arttırmada büyük bir sürprizle gündeme geldi. Eser, tekliflerin
sonlandığı an itibariyla kendiliğinden yırtılarak imha edildi. Bu olay,
sanatçının ticarileşmeye ve eserlerinin değerine dair eleştirisini
gözler önüne serdi.” (Oysaki Banksy emperyalizm tarafından çok daha
öncesinden tanıtılmıştı)

İlk bakışta kulağa hoş gelen, ilgi uyandıran bu hikaye sözde gizemli
olan Banksy’ye dünya çapında bir ün kazandırıyor ve daha sonra da
kimliğini açık etmeden, eserlerini müzayedelerde binlerce dolara
satabiliyor!
“Bir keresinde web sitesine koyduğu resminde bir mezat sahnesi
gösteriliyor ve teklif çerçevesinin içinde şu yazıyordu; ‘Siz moronların
gerçekten bu pisliği satın aldığına inanmıyorum'” (Sanat 101/Syf-131)
Peki öyleyse Banksy’nin resimlerine milyonlarca doları kim
veriyor? Neden veriyor?
Maurizio Cattelan’ın duvara yapıştırdığı bir muza ve altından
yaptığı bir klozete on milyonlarca dolar ne için veriliyorsa, Banksy’nin
resimlerine de bu paralar onun için veriliyor!

“Kimse bir binanın duvarına yapılan bir eseri kolayca satamaz, gerçi evlerinin duvarlarına Banksy tarafından resim yapılmış bazı şanslı insanlar sonradan o evleri ‘duvar resimli ev’ olarak satmıştır”
(Sanat 101/Syf 130) (Satın alanlar hiçbir zaman halktan insanlar olmamıştır.)

Bütün bu paralar Banksy’nin muhteşem çizerliği sayesinde mi
verilmektedir? Biraz geriye dönelim.
Banksy’nin ünü gerçekten bir tabloyu satıldıktan sonra imha etmesi ile mi
kazanılmıştır? Ya da bu ünü, işini çok gizli yollarla yaptığı için mi
almıştır?
Bu masala küçük çocuklar bile inanmaz!
Esas sorulan Banksy’yi kimler, neden fonluyor?
Banksy kimdir? Kimin çıkarına hizmet ediyor?
Öğrenmemiz gereken cevaplar bu soruların ardında yatıyor.

Banksy’nin gerçek kimliğini kimse bilmiyor! Birgün ansızın bir duvara
‘toplumsal meselelere ilişkin resim yapılıyor. Yapanı bilinmiyor
fakat tüm dünyada bütün basın yayın organları Banksy’nin reklamını yapıyor.
“Banksy yine ortaya çıktı, resmini yapıp kayboldu” diyor. Hesapta her
yerde aranıyor fakat ne bulunabiliyor ne de hakkında sansür uygulanıyor.
Bir gün İngiltere’de bir duvara, bir gün Batı Şeria’da -İsrail’in inşaa
ettiği- bir duvara, bir gün başka bir yerde başka bir duvara resmini
çiziyor ve emperyalizmin ne radarına ne de kameralarına takılıyor!
Böylece olağanüstü bir gizem yaratılıyor ve tüm dünyaya bu alenen servis ediliyor.
Pek çok burjuva kaynakta Banksy aynı zamanda “sistem karşıtı” olarak da tanıtılıyor.
Elbette sistem karşıtı birinin bu düzende ünlenmesi de, fonlanması da düşünülemez.
Banksy hem ünleniyor, hem de fonlanıyor.
Sanatın her alanında halk sanatçıları sansürlenirken, Banksy
‘gizemli’, ‘sistem karşıtı’, ‘sanatçının ticarileştirilmesine karşı’
kimliği ile öne çıkartılıyor.
Hem bütün dünyada tanınıyor hem de eserleri dudak uçuklatan fiyatlara
satılıyor.

Gelelim Banksy’nin çizdiği resimlere;
Örneğin 2007 yılında çizdiği “Flower Thrower” (Çiçek Atan Adam) resminde, yüzü kapalı bir eylemciyi elinde taş vb. yerine, bir buket çiçek atarken resmediyor.
Burjuva kaynaklar; “Banksy’nin barışçıl protestonun gücüne ve
şiddet yerine sevgiye olan inancını ifade eden sembolik bir eser” diye
bu resmi pazarlıyor.
Karşısında ona silah doğrultan, kurşun atan asker veya polise halkın vereceği cevap bir buket çiçek midir?

Toplumsal meselelere pek duyarlı Banksy, bu eserini gidipte kurşunlar, bombalar altında direnen Filistin halkına anlatabilir mi? Ya da dünyanın neresinde olursa olsun, faşizmin zorbalığına karşı direnme hakkını kullanan halklara anlatabilir mi?

Emperyalizmin ünüyle, fonuyla sanat yapan Banksy’nin eserleri masum değildir.
Dünyanın hiçbir yerinde savaşların sorumlusu halklar olmamıştır.
Dolayısıyla halktan beklenen ‘barışçıl’ yaklaşım değil, direnme
hakkının sonuna kadar her türlü araçla kullanması olmalıdır.
Tabii ki emperyalizmin proje sanatçısı Banksy’den beklenen de halkın direnme dinamiklerine, meşruluğuna saldırıdan başka bir şey olamazdı.

Batı Şeria’da İsrail’in inşa ettiği duvara çizilen bu resmin devamında da İsrail’li askerin üzerini arayan küçük bir kız çocuğu bulunmaktadır.
İsrail ablukasının olduğu Batı Şeria’ya girip çıkmak bile pekçok
soruşturma gerektirirken, Banksy’nin kimliğini açık etmeden,’kollanmadan’ bu resmi yapması mümkün değildir.

Naci El Ali’nin Ebu Hanzala resmi herkesçe bilinir. Kafasında birkaç
tel saçı bulunan yamalı kıyafetli, çıplak ayaklı, yüzü duvara dönük küçük bir çocuk figürüdür Ebu Hanzala. Ve verdiği mesajlarla Filistin davasının sembolü haline gelmiştir.
Bu resmin çizeri Naci El Ali, 1987 yılında Londra’da MOSSAD
ajanları tarafından vurularak katledilmiş, katilleri ise hiçbir
zaman araştırılmamıştır.
FHKC’li devrimci sanatçı Naci El Ali, Ebu Hanzala’yı Filistin davasına kazandırdığı için ‘faili meçhul’ bir şekilde katledilirken, Banksy ve onun gibiler dünyanın her tarafında sözde gerçek kimliğini gizleyerek gezmektedir.
Banksy’nin diğer resimleri de çevre, hayvan hakları vb. türünden
sivil toplumcu ya da sıradan resimlerdir. Yani sözü edildiği gibi
sisteme karşı değil, sistemin çok kullanışlı aparatıdır Banksy.
Emperyalizm Banksy ile hem bu alanda halkların duygularına,
düşüncelerine yön vermek istiyor, hem de bu alanda bireysel çizim
yapan sanatçılara ideolojik ve estetik bir hat çiziyor.
Eğer Banksy gibi resim yaparsanız hem şöhret sahibi olur, hem de
zengin olursunuz diyor. Yani Banksy’nin gizemliliğini ve ekonomik getirisini bir cazibe merkezi olarak pazarlıyor, buna özendiriyor.

Grafiti sanatını sokaklarda gizli şekilde, zabıtalardan,
güvenliklerden, polislerden kaçarak yapan pek çok kişi var. Bu
kişiler arasında örgütlü olmasa da, politik çizimler yapan kişiler de
kuşkusuz var. Fakat zenginliğin de, şöhretin de ölçütü, politik çizimler
yapmak değildir. Şüphesiz çok ustaca çizim yapmak da değildir.
Böyle yaşayıpta adı sanı duyulmayan binlerce halk çocuğu var.
Ölçüt emperyalizmin ihtiyaçları ve çıkarlarıdır. Bunu karşılarsanız
istediğiniz yerde, istediğiniz resmi yapabilir, istediğiniz şekilde
yaşayabilirsiniz.

Banksy’nin yaptığı sanat halkın sanatı değildir. Aksine halka karşı
yapılan bir sanattır.
Emperyalizm gizemli grafitici çekiciliği yaratarak, sokak sanatına
yön vermek, kendi elinde tutmak istiyor. Banksy sokak sanatçısı değil, emperyalizmin fonlu projesi, gizemli değil gizli projesidir.

Emperyalizmin dokuz medya tekeli, Banksy ve onun gibileri idol olarak önümüze sunuyor.
Örnek alacağımız, öyküneceğimiz kişiler, Banksy’ler değildir.
Anadolu’dan Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Latin Amerika’ya, Asya’ya kadar tüm duvarlar halkın matbaasıdır.
Duvarlar dilimizdir, duvarlar kulağımızdır.
Birliğimiz, dayanışmamız, örgütlenme, meydan okuma amacımızdır.
İstanbul’un yoksul mahalleleri olan Armutlu, Gazi, Okmeydanı, Nurtepe bunlara örnektir.
Duvarlarımızdaki Berkin ile Aleksis, Okmeydanı’ndan Atina’ya uzanan dayanışmamızın, gücümüzün sembolüdür.
Atina’daki dev Helin, İbrahim ve Mustafa’nın resmi de keza öyledir.
Bu resimler kültürel hafızamızdır.
Şehitlere bağlılığımız, sözümüze sadakatimizdir.
Duvarlarımız haklılığımızı ifade etme aracımızdır.

Duvarlarımızda halka karşı gaz, cop, kurşun kullananlara çiçek atanlar mı yer almalıdır, yoksa sapanını ve taşını elden bırakmayarak direnme hakkını savunan Berkin’ler mi?
Faşizmin yasal ve yasadışı zorbalığının uygulandığı bir ülkede, duvarlarımız faşizme karşı öfkemizi mi yansıtmalıdır, yoksa suni gündemlerle yahut anlamsız resimlerle direnme dinamiklerimiz
mi köreltilmelidir?

Duvar ressamları, grafiti sanatçıları yönünü hangi duvara
dönecektir? Yönümüz halkın yönüdür. sanatımız halkın devrimci sanatıdır.
Çağrımız; Grafiti sanatçılarımız örgütlenmeli, ekmek ve adalet
için, mahallelerimizde halkın sanatını duvarlara nakşetmelidir.

Sosyal ağlarda paylaşın