Demokrasi Mi Kazandı?

“Seçim varsa demokrasi var” mı gerçekten?

Geçtiğimiz 31 mart seçimlerinin arkasından, AKP’nin seçimi saymaması  ve yenileme kararı alması üzerine, ülkemizin hemen tamamı 23 Haziran İstanbul Belediyesi seçimlerine odaklanmıştı.

31 Mart’tan 23 Haziran’a kadar hemen herkesin aklında şu malum sorular vardı:

-Erdoğan İstanbul seçimini “saymayıp” yeniden yaptırarak neyi hesaplamıştı?

-Çok büyük hile yaparak İstanbul’u ne olursa olsun kazanacak mıydı?

-İmamoğlu bir daha kazanırsa seçimi sayacak mıydı?

-İmamoğlu’nu mu tutuklattıracaktı acaba?

-Acaba “her şey güzel ola(a)mayacak” mıydı artık?

Bu yukarıda sayılanların hepsi olabilirdi. AKP gibi zorba bir yönetim söz konusu olunca bunların olması gerçekten kimseyi şaşırtmazdı.  

Faşizm var ülkemizde. AKP eliyle sürdürülen faşizm. Erdoğan faşizmi var hatta. Düzenin tüm kurumları, yasama, yürütme, yargı… tamamı ile AKP’nin hatta Erdoğan’ın elinde toplanmış durumdayken İstanbul’u vermeyeceğini düşündü içten içe hemen herkes.

Ama öyle olmadı! Seçimler sonuçlandı. İstanbul’u İmamoğlu kazandı.

Yukardaki sorular gereksiz evhamlar mıydı acaba?

Demokrasi mi kazandı gerçekten?

Seçimler sağlıklı şekilde mi yapılmıştı? Halk demokrasiyi mi sahiplenmişti? AKP demokrasi düşkünü türk halkına yenilmiş miydi.  (!)

Hiç sanmıyoruz. Halk oyunu sahiplendi belki ama demokrasisini değil, çünkü ortada bir demokrasi yok.

Reformist, oportunist ve legal “sol”  da demokrasi şarabı ile sarhoş oldu adeta.

Demokrasiye olan inanç tazelendi. Ülkede umut yeniden inşa edildi.  Her şey çok güzel olacaktı  artık!

Da,

Kaç gün sürecek bakalım bu durum? Her seçimde boş vaatlerle kandırılan halk her şeyin değil hiç bir şeyin bu düzende güzel olamayacağını hayatlarında hiç bir değişiklik olmadığını görecek.

Halk seçim gündemi ile aylardır meşgul edilirken, gölgede kalan gündem maddelerine bakıldığında demokrasi ve  özgürlüğün öyle bir  İstanbul seçimi ile gelmeyeceğini anlamak hiç zor değil . Bu seçimler de her şeyin çok güzel olmasını sağlamayacak –maalesef-.

Adaletsizlikte boğuluyoruz –yine maalesef-

Seçimlerle haşır neşirken ülke, 19 Haziran’da bir mahkeme kararı ile bir polise 19 bin lira para cezası verildi. Panzer ile evin duvarını yıkarak girdiği evde uyuyan Muhammed ve Furkan Yıldırım’ı katleden polisti bu. Sadece 19 bin TL ceza ve göreve devam.

Çorlu tren kazasında katledilen insanların ailelerine polis biber gazı plastik mermi ile saldırdı ve bizim bildiğimiz herhangi bir polise açılmış soruşturma dahi yok.

Seçimden birkaç gün önce Halkın Hukuk Bürosu’na  4’üncü baskın yapıldı. İçeride bulunan herkes gözaltına alındı ve halen gözaltındalar. Açlık grevindeler ve açlık grevindekilere su ve şeker vermeme işkencesi yapılıyor.

Soma maden katliamda 301 madencinin ölümünden sorumlu Can Gürkan tahliye edildi. Halkın adalet talebi yine karşılık bulmadı.

Son 10 gün içerisinde Yürüyüş gazetesi dahil devrimci, muhalif basına baskınlar yapıldı. Gözaltılar. tutuklamalar oldu.

Ülkenin dört bir yanında her kesimden insanların evlerine sayısız baskınlar düzenlendi.

Yüksel caddesinde 1000 güne yakın zamandır işlerini isteyen emekçilere her gün iki kere gözaltı işkencesi yapılıyor.

Daha saymakla bitmeyen adaletsizlikler yaşandı seçim süreci boyunca ve hala yaşanıyor. Emin olun bu seçimlerden sonra da yaşanmaya devam edecek.

Soru şuydu: Her şey güzel olacak mı gerçekten? Ummadığımızdan değil buna inanmadığımızdan dolayı maalesef hayır diyoruz. Faşizm gerçeği, ülkemizde yaşanan yönetememe krizi, bir İstanbul seçimi ile her şeyin öyle kolay kolay güzel olamayacağını gösteriyor bize açık açık.

Faşizm olduğu gibi duruyor. Faşizmi yenebilecek tek güç örgütlü halktır. Bunu biz değil tarih söylüyor. Hatta çok iyi niyetli olduğunu varsaysak bile, İstanbul Belediyesini kazanan şahsiyetin asgari anlamda da olsa halk için belediyecilik yapma isteğine faşizm izin vermeyecektir. Halkçı belediyecilik yapmak için de halkın örgütlü olması gerekmekte.   

Gel gelelim bu aşamada halk örgütlü değil. Yani Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan hayal kırıklıklarına bir yenisi daha eklenecek derken kehanette bulunmuyoruz. Her şey çok güzel olacak hayali tuz buz olacak maalesef.

Demokrasi şarabı ile sarhoş olan “sol” da ayıldığında, seçimlerden kendilerine baş ağrısından başka bir şey kalmadığını görecekler.

Düzenin sahipleri 31 Mart seçimleri ile 23 Haziran seçimleri arasında geçen süre içerisinde yazımızın başında bahsettiğimiz şüphe ve evhamları boşa çıkarttı evet. Seçimlerin faşizm ile yönetilen ülkelerde önemi tartışmasız büyüktür. Faşizmin hüküm sürdüğü ülkemizde demokrasiden bize düşen tek şey sandıktan sandığa oy kullanmaktır. Yani seçimler.  Seçimlerin işlevini yitirmesi, faşizmin demokrasicilik oyununun artık inandırıcılığını yitirmesine, artık oynanamamasına sebep olur.  Bu  anlamı ile bu seçim çok önem kazanmıştı. Seçimlere  yani demokrasiye olan sarsılmış inanç güçlendirilmeli, düzene olan güvensizlik yeniden inşa edilmeli idi.  

Bu seçim ile kısa süreliğine de olsa bunu başardıklarını söyleyebiliriz.  Daha saatler 22’yi göstermeden tüm parti başkanları tarafından yapılan açıklamaların tamamında “demokrasi zaferi” temasının hakim olması rastlantı değil.

Bu seçimde iki adaydan biri kazanacaktı. Ama kaybeden ikisinden biri olmayacak. Onların seçim oyunlarına inandığımız sürece kaybeden biz olacağız.

Kendi sorunlarımızı kendimiz çözebiliriz ancak. Açlığa açlar son verebilir. Yoksulluğa yoksullar. Adaletsizliğe adaletsizliğe uğrayanlar. Örgütlenmeli, komiteler kurmalı, kendi meclislerimizi oluşturmalıyız. Düzenin belediyeleri, meclisi değil kendi kurduğumuz meclislere güvenmeliyiz. Onların belediyelerinden meclislerinden bize bir şey çıkmaz.

Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.