ÇORUM KATLİAMI

Yıl: 1980 Mayıs-Haziran-Temmuz
Resmi rakamlara göre, 57 kişi katledildi.
600 ev, işyeri yakılıp yıkıldı.
Alevi halkın büyük bölümü şehri terketti.

Robert Alexander Peck, ABD Türkiye Büykelçiliği’nde ikinci katip olarak çalışan bir CIA ajanıdır. Çorum’da katliamdan aylar önce, bu CIA ajanı, AP ve MHP Çorum il başkanları, vali, CHP’li belediye başkanı başta olmak üzere pekçok kişi ile görüşüp bazı köylere gider ve tüm bu görüşmelerde Alevi ve Sünnilerin durumu hakkında sorular sorar. Peck soruyor, alevi ve sünniler, solcular ve sağcılar arasındaki çelişkilerin düzeyini öğrenmeye çalışıyor, bunlara göre planlar hazırlıyordu. Dönemin CHP’li Belediye Başkanı Turan Kılıçcıoğlu, bu CIA ajanı ile yaptığı görüşmeyi “devlet sırrı” diye hiç bir zaman açıklamak istemedi. Ardından Maraş’da olduğu gibi Çorum’da da katliam oldu. Ne zaman bir katliamın soruşturması yapılsa hep “devlet sır”ları çıkar karşımıza. Ama kamuoyuna açıklanmayan bu “sır”lar hep de CIA ajanları ile paylaşılır.

Provokasyon girişimleri


Alevi ve sünni halk, Çorum’da içiçe yaşamaktadır. Bu yüzden de kontrgerilla Çorum’u da provokasyon yaratarak halkı birbirine kırdırabileceği yerlerden biri olarak seçer. CIA ajanı Peck incelemelerini tamamladıktan bir süre sonra provokasyonlar başlar. Pilot bölge olarak, belediye başkanlığı MHP’lilerin elinde olan, Alaca ilçesi seçilir.
Önce Alaca Adliyesi emanet deposu soyulur ve 21 adet silah çalınır. Bu silahlardan biri daha sonra Sungurlu ilçesinde yazılama yaparken yakalanan MHP’li bir faşistin üzerinden çıkar. Ama buna rağmen, soygundan sonra “Aleviler sunnilere karşı silahlanıyor” şeklinde spekülasyonlar çıkarılmıştır.

Alaca’nın faşist Belediye Başkanı, ramazan ayı başlangıcını bahane ederek bir bildiri yayınlar ve halkı cihada çağırır. Faşistler provokasyon yaratmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışır. Amaçları yeni bir Maraş yaratmaktır. Provokasyonun ilk adımı için 27 Şubat 1980’de yapılacak olan “Hayat pahalılığı ve yoksulluğu protesto” mitingini seçerler. Miting için validen izin alınmıştır. Fakat izin verilen yer faşistlerin yoğun olduğu bir bölgedir. Faşistler mevzilenmiş, saldırı emrini beklemektedir. Bu durumu tesbit eden devrimciler provokasyon olacağını halka duyurarak mitingi iptal ederler. Böylece provokasyon boşa çıkartılır. Bu arada ildeki faşist kadrolaşma da yoğunlaşmıştır. Tunceli’de halka yaptığı saldırılarla tanınan Emniyet müdürü Halil Bozkurt Çorum’a atanır. POL-DER’li polisler sürgün edilerek yerlerine faşist POL-BİR’li polisler getirilir. Yapacakları saldırı ve provokasyonlarda herhangi bir pürüz çıksın istemezler.

Saldırı “hazırlıksız” başlıyor


27 Mayıs’ta Ankara’da faşist şeflerden Gün Sazak’ın devrimci hareket tarafından cezalandırılmasından sonra faşistler, adım adım hazırladıkları, palanlı saldırıyı beklemeden kudurmuşcasına saldırmaya başladılar. 28 Mayıs günü şehrin en işlek caddesine ipini koparmış itler gibi dolan faşistler işyerlerinin camlarını kırıyor, hazımsızlıktan ne yapacaklarını şaşırmış bir vaziyette saldırıyorlardı. Ardından alevi halkın yaşadığı Milönü mahallesine yönelirler ama barikatlarla karşılaşırlar. Faşistler, devrimcilerin ve halkın direnişi karşısında amaçlarına ulaşamadılar. “Ya kan kusturacağız, ya tam susturacağız”, “Kanımız aksa da zafer islamın” sloganları ile saldıran faşist güruha polis hiç müdahale etmemiş, zor duruma düştüklerinde korumuştur.


28 Mayıs’taki bu saldırıyı şeflerini kaybetmenin hazımsızlığı ile başlatan faşistler plansız oldukları için amaçlarına ulaşamamışlardı. Fakat saldırılar aralıksız devam eder. Faşistler kontrolü ellerine geçirmek için polisin de yardımıyla ilçe yollarını denetlemeye başlarılar. Asıl büyük saldırının hazırlığı içerisindedirler. Bu nedenle çevredeki il ve ilçelerden faşistler Çorum merkezinde toplanır. Kent bu günlerde zaman zaman daha sakin görünse de faşistlerle sürekli çatışmalar yaşanır. Öyle ki alevi ve sunni halk iyice ayrıştırılır, azınlıkta olanlar kendi mezheplerinden halkın yoğun olduğu mahallelere göçederler. Etmek istemeyenler de zorla gönderilir. Saldırılar sadece şehir merkezi ile sınırlı kalmaz. Köylerde de alevi ve sunni köyler birbirine karşı kışkırtılır. Katledilen insanlar olur. Öyle ki köylüler tarlalarına gitmekten korkar hale gelirler.

İlk “vuruş” polisten


30 Haziran’da faşistler tarafından dağıtılan bildirilerde cihat çağrısı yapılır. CHP’lilerin devrimcilerin yoğun olduğu semtlerden
saldırı başlatılır. Akşam Pol-Bir’li polislerin de desteği ile saldırı tırmandırılır ve alevi ileri gelenleri ve devrimcilerden onlarca insan gözaltına alınır. İlk elde halkı önderlerinden kopararak güçsüz düşürmeyi hedefliyorlardı. Daha sonra evler silahlarla taranıp ateşe verildi. Bu ikinci saldırı özellikle ilk saldırıda girmeyi başaramadıkları Üçevler mahallesinde başlatılmıştı. Faşistler, tüm haberleşme ve yardım yolları kapatıarak iş yerlerini yağmalamaya giriştiler. Bu saldırıda faşistler ev yakma, tarama, yağma dışında dört kişiyi de katlederler. Ölümlerin duyulmasının ardından sokağa çıkma yasağı ilan edilir ama yasak faşistlere uygulanmaz.

Katliam Günü


Temmuz başında valilik ve MHP’de anormal bir hareketlilik yaşanır. MHP’ye daha önce tanınmayan insanlar girip çıkar, sürekli telefonlar çalışır ve herkes “cuma” gününden sözeder. Bunlar yaşanırken alevilerin mahallelerine de operasyon düzenlenip yüzlerce insan gözaltına alınır, silahlar toplanır. 4 Temmuz… MHP’lilerin sıkça bahsettiği “cuma” günü geldiğinde tüm camilerin anonslarında “komünistler Alaaddin Camii’ni ateşe verdi” denilerek saldırı başlatılır. Arabalarla taşınan silahlar dağıtılır ve hedef olarak Milönü mahallesi gösterilir. Böyle bir saldırıyı bekleyen halk, mahallede gece ve gündüz sürekli nöbet tutmaktadır zaten. Fakat saldırı daha çok gece beklendiğinden erkekler gündüz uyuyor, nöbete kadınlar devam ediyordu.

Aniden anonsları ve “Allah Allah” seslerini duyan halk mahallelerine saldırı olduğunu düşünüp camiye doğru koşar, önce polis panzerleri ardından galeyana gelen koca bir kitleyle karşılaşırlar. Polis panzerlerinden halkın üzerine ateş açılır. Onlarca insan katledilir ve yaralanır. Halkın üzerine polis asker ve faşistler birlikte saldırırlar. Saldırıyı yönetenler MHP il başkanı İsmail Taştan ve Çorum ÜGD başkanı Seydi Erenyel’dir. Bu katiller rehin alınan on kişiyi kurşunu dizme emrini verir ve köylerden gelen kendi yandaşlarını da buna ortak ederler. Rehin aldıkları insanlara her türlü işkenceyi yapan yaptıran bu katiller, ellerindeki kadınların ırzına geçtikten sonra çamaşırlarını sopalara takıp dolaştırarak ahlaksızlıklarını da sergilerler.

“Ne olur onu Sigorta’ya götürmeyin, orada öldürürler”


4 Temmuz’da “Allah allah” seslerini ve camilerden yapılan anonsları duyar duymaz sokağa fırlayanlardan biri de üniversite öğrencisi Süleyman Atlas’tır. Sokağa fırladığında panzerlerden açılan ateşle omuzundan yaralanır. Panzerden fırlayan polisler onu panzerin içine almaya çalışırlar. “Ben bu yarayla ölmem beni polislere vermeyin” diye bağırır Süleyman Atlas. Halk vermemek için direnir ama polisler hastaneye götüreceğiz diyerek zorla panzerin içine atarlar. Bir kadın: “Ne olur onu Sigorta Hastanesine götürmeyin orada öldürürler” diye bağırır ama polisler kadını dinlemezler bile. Süleyman SSK’ya götürülür ve ailesine cesedi teslim edilir. Vücudunda sigara izmariti söndürülmüş, şiş sokulmuş, kolu parçalanmış bir haldedir… SSK başhekimi ise “omzundan aldığı yarayla ölmüştür” şeklinde bir açıklama yapar. Ama halk işkencehaneyle SSK’ya gitmek arasında bir fark olmadığını çok iyi biliyordu.

Çorum SSK hastanesi faşistlerin üs olarak kullandığı bir yerdi. Silahlarını burada depoluyor, bodrum katında işkence yapıyor ve rahatlıkla gizlenebiliyorlardı. Arama yapıldığında hemen kılık değiştirip “görevli” kartlarını yakalarına takarak elini kolunu sallayarak hastane içinde dolaşıyorlardı. SSK’nın faşist katillerce bu kadar rahat kullanılması devletin faşistlere nasıl kolaylıklar sağladığının ve nasıl desteklediğinin en iyi kanıtıydı.


Sonuç olarak; Çorum’da 4 Temmuz’daki katliamda 26, ondan önceki saldırılarla birlikte de toplam 50’yi aşkın insan katledildi. Katledilen insanların cesetlerine yakınları aylarca hatta bazılarına yıllarca ulaşamadılar. Buldukları cesetler de yakılmış, işkence izleri ile tanınmaz hala getirilmiş haldeydi. Fakat kontrgerilla, Çorum’da ikinci bir Maraş yaratmayı başaramamıştır. Çorum’da halkın ve devrimcilerin birlikte direnişini kıramamış, beklemediği bir şekilde silahlı ve kitlesel bir direnişle karşılaşmıştır. Halk bu şekilde kendini savunmamış olsaydı Maraş’taki katliamdan çok daha büyük bir katliam gerçekleşirdi.

Sosyal ağlarda paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.