28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı hava saldırıları ve Ayetullah Ali Hamaney’in katledilmesi, açık bir emperyalist saldırıdır.
Bu saldırı, emperyalizmin kendi oluşturduğu hukuka ve kurallara bile aykırı bir saldırı idi.
Bu saldırı, tüm üye ülkelerin kabul ettiği BM Şartı’nı ve 1974 tarihli 3314 nolu Genel Kurul Kararı’nı yerle bir etmiştir:
BM şartlarına göre,
“Egemen bir devlete karşı silahlı kuvvet kullanımı, lider suikastı, sivil hedef bombardımanları ve siyasi bağımsızlığa müdahale” yasaktır. BM Şartı’nın ihlalidir.
ABD-İsrail ittifakının İran’a saldırısında bunların hepsi vardır.
Fakat, BM Güvenlik Konseyi, 11 Mart 2026’da kabul ettiği 2817 nolu karar ile bunları görmezden geldi.
BM’NİN SALDIRGANI GÖRMEZDEN GELEN KARARI:

2817 nolu kararda, İran’ın Körfez ülkelerine (Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar) ve Ürdün’e yaptığı misilleme saldırılarını “uluslararası hukuka aykırı” ve “uluslararası barışa tehdit” olarak ilan edildi.
Karar, 13 lehte oy ile alındı. (13 lehte oy – ABD, İngiltere, Fransa dahil – Çin ve Rusya çekimser kaldı).
BM Güvenlik Konseyi, asıl saldırıyı – ABD-İsrail operasyonunu ve Hamaney suikastını – ise kasıtlı olarak görmezden geldi.
Konsey, kendi 1974 Saldırı kararını unutmuş, kendi imzasını çiğnemiştir.
Kararda, İran’ın bu haklı, meşru eylemleri, bir emperyalist saldırı karşısında kendini savunma amacıyla gerçekleştirdiği yok sayılmıştır.
BM, EMPERYALİZMİN HİZMETİNDEKİ BİR ÜSTYAPI KURUMUDUR!
Bu karar, tesadüf değildir.
BM ve Güvenlik Konseyi, Lenin’in “emperyalizm kapitalizmin en yüksek aşaması” tezinde vurguladığı gibi, tekelci burjuvazinin (Büyük petrol ve silah tekelleri ve finans kapitalin) hizmetindeki bir üstyapıdır. “Uluslararası hukuk” denilen de, içerisinde dünya halklarının yüzlerce yıllık mücadelesinin kazanımlarını içerse de, aslında ezilen ulusların ve dünya proletaryasının değil, emperyalistlerin egemenliklerini meşrulaştıran bir araçtır.
Irak’ta kitle imha silahları yalanı, Libya’da “sivil koruma” bahanesi, Suriye’de vekil savaşlar, Yugoslavya’ya saldırı… hepsi BM ve bu “uluslarrası hukuk”la meşrulaştırıldı.
Bugün de aynı mekanizma işliyor: Hukuk, emperyalist çıkarlara hizmet ettiği sürece hatırlanıyor, aksi halde bir kenara atılıyor.
ABD ÜSLERİ, SALDIRININ KARARGAHLARIDIR VE BU NEDENLE DE MEŞRU HEDEFLERDİR!

Suudi Arabistan, BAE vb. ülkelerdeki ABD üsleri, emperyalist sermayenin ileri karakollarıdır. Bu üsler, petrol yollarını, enerji rotalarını ve bölgesel hegemonyayı güvence altına alıyor.
Körfez’deki komprador burjuvazi, kendi halklarını ve egemenliklerini feda ederek Washington’un “koruması” altında kalmayı tercih etmiştir.
Dolayısıyla, bu üsler, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırısının bir parçasıdırlar ve bu nedenle de İran’a saldırıldığı andan itibaren MEŞRU HEDEFLERDİR.
EMPERYALİSTLER, KENDİ KURALLARINI ÇİĞNİYORLAR!
Devlet başkanlarına yönelik suikastlar, bugüne kadar “uluslararası hukuk”a göre tabu sayılmıştır. Ancak önce Maduro’nun kaçırılması, ardından Hamaney’in katledilmesi, emperyalizmin kendi koyduğu ölçülerin ve kuralların da sistematik olarak çiğnendiğini gösteriyor.
Artık “barbarca” yöntemler (lider suikastları, sivil altyapı vuruşları) “meşru savunma” diye pazarlanıyor.
Marksizm bize şunu öğretir: Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır. Bu savaş, tekelci kapitalizmin krizini (enerji krizi, gıda krizi, kâr oranlarındaki düşüş) ezilen halkların sırtına yükleyerek aşma çabasından ibarettir.
BM kararları ikiyüzlülükle dolu. Bu saldırganlıkları, güçlerinden değil, güçsüzlüklerindendir.
ULUSLARRASI ADİL BİR HUKUK, ANCAK EMPERYALİZMİN YENİLDİĞİ BİR DÜNYADA OLUŞTURULABİLİR!
Emperyalist güçler, BM Güvenlik Konseyi’nden çıkardıkları 2817 nolu karar ile, bir kez daha kanıtlamışlardır ki, “kurallar temelli uluslararası düzen” dedikleri şey, aslında emperyalist çıkarlar temelinde bir düzendir. Gerçek uluslararası hukuk, ancak emperyalizmin ve kapitalizmin tasfiyesiyle, ezilen halkların ve dünya proletaryasının ortak mücadelesiyle mümkün olabilir.
Bugün Körfez ülkelerinin, Asya-Afrika-Latin Amerika proletaryasının önünde duran soru nettir: Ya emperyalist üsleri ve tekelleri kucaklayacaksınız ya da halkların egemenliğini, devletlerin bağımsızlığını savunacaksınız.
Dünya halkları ve proletarya enternasyonalizmi, emperyalizmin bu yeni saldırısını da boşa çıkaracaktır. Emperyalizm yenilmeden ne hukuk kalır, ne de barış olur!