BURAK BAŞER
Bir müzik grubu düşünün ki tüm yasaklara, baskılara rağmen halkın türkülerini söylemekten asla vazgeçmiyor. Ele avuca sığmayan su gibi bir şekilde faşizmin pençelerinden sızıp halka ulaşmayı ve halkın kana kana içmesini sağlamayı başarıyor.
İşte yine hiç yabancısı olmadıkları dört duvar arasındalar. Ancak hiçbir zaman o duvarların insanın yüreğine oturan tecrit ağırlığını hissetmediler. Yok saydılar düşünceleriyle, sanatlarıyla… Duvarlarda yankılanan türküleriyle parçaladılar. Ve dört duvarı yol eyleyip yürümesini bildiler.
Enstrümanları ellerinden alınıp, kanadı kırık birer boran gibi atılsalar da hapishaneye, yaratıcılıklarıyla her şeyi enstrüman yapmayı öğrenmişlerdi. Hatta hiçbir şey olmasa bile yine de çalıp söylemeyi bildiler.

İşte, üç Grup Yorum emekçisinin hapishane yaşamından çarpıcı bir kare. Enstrümanları keyfi bir şekilde verilmiyor. Enstrümanlarına hapishane idaresi tarafından biçilen misyon, onları can evinden vuran bir silah olması. Çok ürkütücü araçlardır bu aletler. Ve bu aletlerden öyle bir uyumla müzik icra ediliyor ki, dinleyen halka coşku ve moral vermeye, “haydi kavgaya” demeye, umut yeşertmeye yetiyor.
Bizim müziğimiz, hasmımızın kulağında, katlanılamayacak bir haykırış, dinledikçe boğazına çöken ve onu soluksuz bırakan bir ezgi oluveriyor.
O yüzden absürd gelse de çoğu kişiye hasmımızın bu müziğe olan düşmanlığı, biz biliyoruz müziğimizin gümbür gümgür titreten tınısını.
Çaldığımız enstrümanlarımız ellerimizden alındı. Ama çalıyormuş gibi yapmak, enstrüman denen sanatçının silahını yüreğinde hissetmek, bize coşku vermeye devam ediyor. O yüzden diyoruz ki; baskınlarda kırsanız da enstrümanlarımızı, hiç elimize vermeseniz de onları, biz hiç elimizden düşürmemişçesine karşınızda çalmaya devam ediyoruz.
Enstrüman elimizde var ya da yok; artık çok önemli değil. Önemli olan biz her koşulda çalmaya devam ediyoruz. Ve bundan biz büyük keyif alırken, siz dişinizi sıkmaya devam ediyorsunuz. Sıkın dişinizi, geçirin tenimize isterseniz. Ama yok sayarız bu baskının yaralarını. Göstermeyiz, sızlanmayız. Sadece güzel olanı icra etmeye devam ederiz. Basit bir tavır değildir yoktan var etmek enstrümanı. Umuttur o enstrümanı dile getiren. Bitmeyen bir ezgisi var, sönmez bir ateşi dillerden dökülen. Ve “ben asla sana teslim olmam” diyen bir tavırdır bu fotoğrafta anlatılan.
Özünde güçlü bir moral duygusu var. Farkındadır savaşın yasalarının. Çünkü savaş moralle yürür. Bizim moral kaynağımız da Grup Yorum türküleridir. Enstrümanlarımızı elimizden alamazsınız. Çünkü bu gasp edebileceğiniz bir enstrüman değildir. Harcında moral var, coşku var. Ve işte şarkılarımız, en önde görünmez enstrümanlarımızla saldırmaya devam ediyorlar düşmana.
(Yukarıdaki yazı, Tavır Dergisi’nin Mart-Nisan 2026 tarihli sayısından alınmıştır.)