İbrahim Anlaşmaları: Emperyalizmin Kızıldeniz’den Akdeniz’e Yeni Kontrol Zinciri

İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords), 2020 yılında ABD arabuluculuğunda İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn arasında imzalanan “normalleşme” anlaşmalarıdır.
Adını İbrahimi dinlerden alan bu anlaşmalar, resmi söylemde “barış ve refah” getireceği iddia edilse de, aslında ABD-İsrail eksenli emperyalist bir planın parçasıdır.
Trump yönetiminin öncülüğünde başlayan süreç, Sudan, Fas ve son dönemde Kazakistan gibi ülkeleri kapsayarak genişlemiş, Aralık 2025’te İsrail’in Somaliland’ı tanımasıyla yeni bir boyut kazanmıştır.

Bu anlaşmalar, Arap rejimlerini İsrail’le ekonomik, askeri ve istihbarat işbirliğine çekerek, Filistinin özgürlük davasını tecrit etmeyi hedefliyor.
Karşılığında Körfez monarşileri teknolojik ve güvenlik garantileri alıyor. Ancak asıl mesele jeostratejiktir. Ticaret yollarını, boğazları ve enerji koridorlarını emperaylist ve Siyonist çıkarlara bağlamak.

Süveyş Kanalı ve Ticaret Yollarıyla İlişkisi

Süveyş Kanalı, Mısır’ın en önemli gelir kaynaklarından biri ve küresel ticaretin kritik bir damarıdır. Yıllık milyarlarca dolarlık geçiş ücretiyle Mısır ekonomisini ayakta tutuyor. İbrahim Anlaşmaları, alternatif koridorlar yaratarak Süveyş’e bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor. Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) gibi projeler, Hindistan’dan gelen malları BAE ve İsrail üzerinden Avrupa’ya taşımayı hedefliyor. Böylece, Hürmüz Boğazı ve Bab el-Mandeb gibi İran ve müttefiklerinin müdahale edebileceği noktaları bypass ederek emperyalist tedarik zincirlerini güvence altına alınmasını saglayacak.

Bu “yeni ticaret yolları” aslında eski sömürge mantığının güncellenmiş hali. Süveyş’i zayıflatmak, Mısır gibi ülkeleri daha fazla Emperyalizm ve İsrail finansal bağımlılığına mahkum etmek amacı taşıyor.
Böylece Kızıldeniz-Akdeniz hattı, İsrail limanları (Hayfa, Eilat) üzerinden kontrol edilir hale gelecek.
Emperyalizm, krizleri fırsata çevirerek kendi alternatiflerini dayatıyor.

Kızıldeniz’in Yeni Üssü

Aralık 2025’te İsrail’in Somaliland’ı resmen tanıması, İbrahim Anlaşmaları’nın en provokatif genişlemesidir. Somaliland, 1991’den beri Somali’den ayrılıkçı bir bölge olarak varlığını sürdürüyor. İsrail’in bu hamlesi, Bab el-Mandeb Boğazı’nı (Kızıldeniz’in girişi) kontrol etme stratejisinin parçası. Somaliland üzerinden potansiyel askeri üsler, istihbarat merkezleri ve lojistik noktalar kurulması planlanıyor.
Bu adım, aynı zamanda Afrika’nın kaynaklarını (limanlar, rotalar) yeni-sömürgeci bir ağa bağlamaktır.

Direniş Ekseni Hedef Tahtası

Lübnan, Hizbullah üzerinden “Direniş Ekseni”nin kilit ülkelerinden biri durumundadır. İbrahim Anlaşmaları’nın genişletilmesi, Lübnan’ı da emperyalist politikalara boyun eğmeye zorlama amacına yöneliktir. Suriye, Lübnan ve Suudi Arabistan’ı anlaşmalara dahil etme çabaları, bölgede İran etkisini kırmayı amaçlıyor.

Lübnan’ın hedef alınması tesadüf değil. Güney Lübnan ve Bekaa, stratejik derinligi olan bir bölge. Anlaşmalar, Arap rejimlerini İsrail’le birleştirerek Lübnan’ı yalnızlaştırmayı hedefliyor. Böylece Gazze’den Lübnan’a uzanan direniş hattının parçalanması hedefleniyor. Emperyalizm, “barış” söylemiyle silahlı direnişi suçlu ilan ederken, kendi askeri üslerini ve ticaret ağlarını genişletiyor.

İbrahim Anlaşmaları, emperyalizmin yeni sömürgeleştirme ve direnenleri tecrit etme politikalarının somut halidir.
Emperyalizmin asıl amacı, diplomatik normalleşme kisvesi altında ülkelerin kaynaklarını ve siyasi iradelerini gasp etmektir.
ABD-İsrail ittifakı, Körfez sermayesiyle (BAE, Bahreyn) birleşerek “büyük İsrail” projesini ekonomik ve lojistik olarak destekliyor. Süveyş’in bypass’ı, Somaliland’ın üsleştirilmesi ve Lübnan’ın kuşatılması, tek bir amaca hizmet ediyor: emperyalizmin bölgedeki hegemonyasını yeniden tesis etmek.

Bu projeler, Filistin halkının haklarını hiçe sayıyor,
Bu projeler, Afrika ve Arap halklarını yeni sömürü döngülerine sokuyor.
Ticaret yollarındaki “güvenlik” söylemi, aslında askeri hakimiyetin kılıfıdır. Anti-emperyalist mücadele, bu anlaşmaları boykot etmek, Filistin direnişini desteklemek ve alternatif halklar arası dayanışmayı güçlendirmekle mümkündür.

Sonuç olarak, İbrahim Anlaşmaları barış değil, yeni bir emperyalist zincirdir. Kızıldeniz’den Akdeniz’e uzanan bu zincir, halkların egemenliğine vurulmuş bir prangadır. Direniş sürdükçe, bu projeler de tıkanacaktır.

Sosyal ağlarda paylaşın