KHK”lı Nursel Tanrıverdi yazdı: MASUM DEĞİLİZ!

Kanun Hükmündeki Kararnameler hayatımıza gireli epey oldu. Darbe diye adlandırdıkları ama iç çelişkilerinin had safhaya ulaştığı 15 Temmuz’dan sonra kamuda çalışan 130 binin üzerindeki kamu emekçisini ihraç ettiler.

İhraçların içinde 5000’e yakın muhalif, devrimci-demokrat, yurtsever kamu emekçisi de vardı. Bizi ihraç sürecine getirenin neler olduğu çokça konuşuldu. Süren davalar, kurum amirlerinin kanaati, muhbirler bir de istihbarat raporları. Hepimizin çalıştığı kurumlarda birer dosyası vardır. Bu dosyalar gizlidir. Kurum amirlerinin elinde bulunur. Dosyanın içinde açık olan bilgilerle birlikte gizli bilgilerde olur. Gizli bilgiler, hakkımızdaki istihbarat raporlarıdır. İstihbarat raporlarını tutanlarsa polisten başkası değildir. Dosya, her yıl yenilenir, hakkımızdaki bilgilere de eklemeler yapılır. O listelerin çok öncesinden hazırlandığını defalarca söylememizin nedeni bu. Yani devlet, ilk atandığımız andan itibaren kiminle çalıştığını biliyor. Kendisine tehlike gördüğü anda düğmeye bastı ve bizi işten attı. Buna da idari tasarrufta bulunuyoruz dedi.

İşten atılanlar sadece öğretmenler, doktorlar, hemşireler, belediye emekçileri, maliye çalışanları, akademisyenler değildi. Hakkımızda o raporları hazırlayanlar, katıldığımız eylemlerde bize karşı” güvenlik” almaya gelenler, o eylemlerde bizi gözaltına alıp işkence yapan, tehdit edenler ya da “ Bunlar da çok oldu artık.” deyip evlerimizi kar maskeleriyle basan, çocuklarımızın kafasına uzun namlulu silahlarını doğrultan, hazırladıkları fezlekelerle bizi bir deliğe tıktıran o polisler de ihraç edildi. Yani devletin onların hakkındaki idari tasarrufu bu oldu. Kullanıp bir kenara fırlatmak!

Biz, bildiğimiz, deneylediğimiz ve güvendiğimiz bir yolu seçtik ihraçtan sonra. Sokağa çıktık. 3 yıldır sokaklarda işimize geri dönmek için mücadele ediyoruz. Yağmurlu , kara kesmiş bir İstanbul gününde elimizde pankartımız, günlerin neler getireceğini bilmeden, yüreğimizde öfkemizle kendimizi kentin eski meydanlarından birinde hem de özgürlüklerin tamamının askıya alındığı bir süreçte Özgürlük Meydanı’nda bulduk.

Üzerimizden silindir gibi geçen, her şeyi dümdüz eden OHAL karanlığında sırtımızda on binlerce KHK’lının yükünü taşıyorduk. Halen çalışan ama isminin listelerde bulunduğunu bildiğimiz arkadaşların tedirgin yürekleri yüreğimizdeydi. Pankartımızın üzerinde “Haksız Hukuksuz İhraçlara Son”, “İşimizi Geri Alacağız” yazıyordu. Av köpekleri gibi bulunduğumuz yerin karşısında bulunan polisin tedirgin ve şüpheci bakışları arasında sloganlarımızı atıyor, açıklamamızı yapıyorduk. Sizi oturtmayacağız söylemlerine cevabımız “oturacağız” oldu. O günden bu güne 122 hafta ya da gün hesabıyla 860 gündür oturuyoruz. Hatta son bir yıldır oturamıyoruz da!

Direnişlerimiz, halen her türlü baskıya rağmen ısrar ve kararlılıkla devam ediyor. KHK’larla ilgili mücadelede pek çok kazanım elde ettik. Artık KHK ile işten atmalar durdu. KHK zulmünü tüm dünya biliyor. OHAL komisyonunun bir aldatmaca olduğunun herkes farkında. Örnek aldık, örnek alındık. İşçiler işten atmalara ve hak gasplarına karşı pek çok direniş örgütlüyor artık.

Yine bu süreçte Anayasa Mahkemesinin almış olduğu kararlar var. Barış akademisyenleriyle ilgili alınan karar belki de işlerine iadelerini sağlayacak. AYM’nin başka bir kararı ise bizzat bizim eylemlerimize yönelik. KHK ile işten atılanların işlerini istemek için sokakta yaptıkları eylemlerin bir hak olduğuna ve bunlara yönelik uygulamaların “keyfi” olduğuna dair. İbre direnen, mücadele edenlerin lehine dönmeye başladı. Şimdilerde ise sokağa çıkmayan, ‘bizim böyle bir geleneğimiz’ yok diyen, sokağa çıkmış olsa bile ısrarcı ve kararlı olamamış olanlar da bir araya gelmeye çalışıyor. Diyarbakır, Adana, Konya ve İstanbul’da KHK’lılar platformu oluşturulmuş durumda.


Eskiden özel okullarda veya özel sağlık kurumlarında çalışalım bari diyenler şimdi KHK’ların iptalini istiyor. KHK’ların iptalini istemek onların da hakkı değil mi? Tabi ki evet! Mesele bu değil. Mesele kiminle bir arada durdukları. 3 yıldır sokakta anamızdan emdiğimiz süt burnumuzdan getirilirken, yaptığımız eylemler yasadışı örgütlerle ilişkilendirilip demogoji yapılırken, hem halktan hem de KHK’lılardan soyutlanmaya çalışılırken, acaba şimdi tam da iktidarın istediği türden “iyi çocuklar” mı yaratılıyor?

Dikkatle izliyorum bu platformu. Platformun çalışmaları yayımlanırken bir fotoğraf dikkatimi çekti. Fotoğrafın altında şu yazıyordu: “ Kahramanmaraş KHK’lılar buluşması. İhraç olmuş özel harekatçı Baykal ve daha önce bir gece evini bastığı İHD K.Maraş Başkanı Selçuk Beyler şimdi KHK’lı bayrağı altında ortaklaşarak mücadele ediyorlar, tüm Türkiye’ye örnek olsun. “ İHD şubesindeler, birbirlerine sarılmış gülüyorlar.” “İnsan hakları” tabirine dair pek çok şey söyleyebilir, yazabilirim buranın konusu değil. Hatta insan kavramının kendisine dair de. Buradaki mesele bambaşka.

Fotoğrafın altında yazan hak, örnek olma, yan yana durmaya dair söyleyeceklerim olacak. Hak, adaletin veya hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazançtır. Ya da davada veya iddiada gerçeğe uygunluktur. İşinden atılan birinin işine geri dönme talebi onun en doğal hakkıdır. İşinden atılan özel harekatçının da talebi işine geri dönmek. Hani şu yakıp yıktığı, evlere ateş düşürdüğü, maskesini takıp bastığı evlerde gencecik kızları galoş giyin dediği için öldürdüğü, hayatları kararttığı işine geri dönmek istiyor!

Yan yana durmak sadece fiziken yan yana gelmek değildir. Yanımızdakinin başına bir şey geldiğinde onun arkasında olmak, gerektiğinde sırasını alabilmek, sırada olmaktır.

Bir zamanlar vatan millet bayrak diyerek bize yapmadığını bırakmayanlarla aynı bayrağın altında durmak, her türlü zulmü bu halka reva gördükten sonra sıkıştığında aynı gemideyiz masalına sığınanların gemisine binmekle aynıdır. O polisi hiç tanımam. Meselem onun kişiliğiyle, kendisiyle değil. Kişiselleştirmeden bakmak gerekiyor.

Onun yıllarca çalıştığı kurumuyla ilgili bir sorunum var. Bu mesleği yapmaması gerektiğini benim gibi milyonlar düşünüyor. Gezi ayaklanmasında “ polis simit sat, onurunla yaşa “ sloganını milyonlar attı. Bu, slogan ve temenni olmaktan öte milyonlarca insanın stratejisiydi. Halkı ezenlerin tarafında duran, onların silahlı eli olan bu mesleğin bir onurunun olmadığını söylüyorlardı insanlar.

İşini istemek ve KHK zulmüne karşı çıkmak aynı zamanda onuruna sahip çıkmaktır. “İşimi istiyorum” demenin salt öğretmenliğe, doktorluğa ya da her neyse işine geri dönüp maaşını almaya devam etmek olduğunun düşünülmesi veya buna indirgenmesi beni rahatsız ediyor. İşini geri istemek bunu yaratan sisteme karşı çıkmaktır, bir başkaldırıdır. Faşizmin ayarlarını bozmak, faşizme karşı demokrasi mücadelesi vermektir. Peki, o platformlarda bulunan solcular bunu bilmiyor mu? İHD başkanlığı yapan arkadaşın bunu bilmediğini düşünmüyorum. Faşizmin azgınca saldırdığı bu süreçte faşizmin saldırılarına karşılık verilecek cevabı sıradan basın açıklamalarıyla geçiştirmeye çalışmayan, günü kurtarmaya çalışmayan, faşizme karşıymış gibi yapmayıp gerçekten mücadele edenlerin safında, yanında durulmaması özel bir tercihtir. KHK zulmünden nasibini almış “herkesi” bir araya getirme çabası “ Bakın, biz masumuz. Buna sadece solcular maruz kalmadı, herkes bu zulmü yaşadı” yı gösterme çabasıdır.

Çerçevesi çizilmeyen “herkes” kavramı aslında yaptığı şeyi meşru görmeyen bir bakış açısının ürünüdür.

Oysa ki biz, söylediğimiz ya da yaptığımız her şeyin siyasi bir anlamı olduğunu biliriz. Bilimin yöntemiyle bu sonuca varırız. Masumiyete de böyle bakarız. Hiç kimse masum değildir! Biz, masum değiliz. “Büyük suç”larımızı biliyoruz. Herkes gibi olmadığımız, sıradanlaşmadığımız için işten atıldık. Halk için bilim halk için eğitim , nitelikli ve ulaşılabilir, parasız sağlık hakkı, vergide adalet istediğimiz; iş güvencemize sahip çıktığımız, demokrasi mücadelesinin önemli bir parçası olduğumuz için işten atıldık.

Yanımızda duranlar, halktır, biz halkın safında duracağız. O yüzden istediğimiz adalet “herkes için” değil halk için adalet olacak!

Résultat de recherche d'images pour "nursel Tanriverdi"
KHK ile işten atılanlardan biri olan Nursel Tanrıverdi halen Bakırköy Özgürlük meydanında 122. haftasında “İşimi Geri İstiyorum” eylemine devam ediyor

Sosyal ağlarda paylaşın

Schreibe einen Kommentar

Deine E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht.