İsviçre Hapishaneleri Patlama Noktasında: Kapitalist “Adalet” Sistemi Yoksulları ve Ezilenleri Yutuyor!

Zürih, Nisan 2026 – İsviçre’nin ünlü “nötr” ve “insancıl” imajı bir kez daha çöküyor. Ülkedeki 90 hapishaneden 26’sı resmen aşırı kalabalık durumda. Özellikle Cenevre ve Vaud (Vaadt) kantonlarında durum alarm verici seviyede. Bois-Mermet hapishanesi %166, Croisée %143 doluluk oranına ulaşmış durumda. Bern’de bazı bölgelerde doluluk %124’e varıyor. Hapishaneler tıka basa dolu, personel tükenmiş, mahkumlar insanlık dışı koşullarda tutuluyor.

Vaud Kantonu parlementer denetim komisyonu başkanı FDP’li Marion Wahlen’in hazırladığı rapor, burjuva basının bile örtbas edemeyeceği gerçekleri ortaya koydu: Polis gözaltı hücrelerinde insanlar yasal olarak en fazla 48 saat tutulması gerekirken, 62 güne varan sürelerle tutuluyor. Hücrelerde gün ışığı yok, akan su yok, günde yarım saatten fazla dışarı çıkamıyorlar. Özellikle psikolojik sorunları olanlar hiçbir tıbbi destek alamıyor. Wahlen’in kendisi bile bunu “yasadışı ve insanlık dışı” olarak nitelendirdi.

Bu tablo tesadüf değil. İsviçre nüfusu son yıllarda %25 artarken, hapishane kapasitesi yalnızca %11 artırıldı. Yani sistem bilinçli olarak yoksulları, göçmenleri, işsizleri ve ezilenleri cezaevlerine tıkıyor. Cenevre ve Vaud’da uygulanan sert tutum, özellikle “ikametgahı olmayan yabancılar”a karşı açık bir sınıf ve ırk ayrımcılığı yapiyor. Cenevre savcısı Olivier Jornot’un 2019’da söylediği gibi: “Yabancılar, özellikle evsiz olanlar, sadece hapis ve sınır dışı anlamına gelir.” Bu, burjuva devletinin açık itirafıdır.

En çarpıcı gerçek ise şudur: 2024 yılında İsviçre hapishanelerine girenlerin %43,6’sı ödenmemiş para cezaları nedeniyle “yerine hapis” yatmaya gönderilen yoksullardır. Yani bir trafik cezası, ufak bir idari para cezası ödeyemeyen işçi, emekçi, göçmen doğrudan hücreye atılıyor. Hapishaneler artık “suçluların” değil, fakirlerin toplama kamplarına dönüşmüş durumda. Strafvollzug uzmanı Benjamin Brägger’in de kabul ettiği gibi, sistem “yoksullar için tahsilat bürosu” haline gelmiştir.

Bellechasse Hapishanesi’nde (Freiburg) yaşanan isyan, bu kaynayan kazanın patlama anlarından sadece biriydi. Düzinelerce mahkum saatlerce bir kanadı işgal etti, gardiyanlara karşı direndi. Talepleri çok netti: Telefon görüşmeleri ve kantin fiyatlarının aşırı pahalılığı, ziyaret koşullarının insanlık dışı oluşu, sürekli aşağılanma ve küçük düşürülme. Eski bir mahkumun dediği gibi: “Her gün çocuk gibi muamele görüyor, aşağılanıyoruz. Bu dogal olarak öfkeyi biriktiriyor.” Benzer protestolar daha önce de Cenevre’deki Champ-Dollon’da yaşanmıştı.

Burjuva uzmanlar “aşırı kalabalık bir buharlı tencere gibidir, gerilim yaratır, şiddete yol açar” diyor. Doğru söylüyorlar ama asıl nedeni gizliyorlar. Bu sistemde mahkumlar insan değil, “sorun” olarak görülüyor. Personel sürekli stres altında olduğu için mahkumlarla insan gibi konuşamıyor, tedavi edemiyor, dinleyemiyor. Sonuç: Depresyon, kendini yaralama, gardiyanlara karşı şiddet veya gardiyanların mahkumlara uyguladığı şiddet… Hepsi kapitalist “ceza adaleti”nin doğal ürünü.

İsviçre’de “Röstigraben” (Alman-Fransız kültür ayrımı) bile bu konuda kendini gösteriyor. Fransızca konuşulan batı kantonlarında (özellikle Cenevre ve Vaud) daha sert, daha cezacı bir yaklaşım hakim. Fransa’da mahkumların yerde uyuduğu, bitlerle mücadele ettiği koşulları eleştiren burjuva medya, İsviçre’yi “daha modern” diye övüyor. Oysa İsviçre de aynı kapitalist mantığın içinde. Tek fark, daha yeni binalar ve tek kişilik hücre sistemiyle görüntüyü kurtarmaya çalışmaları.

Çözüm önerileri de burjuva sınırları içinde kalıyor: Konteyner hapishaneler, yeni bina inşaatları (2028’e kadar), “uygun personel” bulmak… Hepsi palyatif yani geçiştirici. Tessin’li Norman Gobbi’nin önerdiği konteynerler ise ancak kısa süreli için uygun; uzun cezalar için yetersiz ve yeni çatışmalara yol açıyor.

Gerçek çözüm çok açıktır:

Bu hapishaneler, kapitalist mülkiyet ilişkilerinin ve sınıf sömürüsünün doğrudan sonucudur. Yoksulluğu suç haline getiren, küçük ihlalleri bile ağır cezalarla bastıran bir sistemdir. İşçi sınıfı ve ezilenler için “adalet” değil, baskı aracıdır.

Gerçek adalet, para cezalarının yerine zorunlu olmayan, onurlu toplumsal yararlı işlerin getirilmesiyle başlayabilir. Hapishanelerin aşırı kalabalık olması, sistemin krizi derinleştikçe daha fazla insanı “suçlu” ilan ettiğini gösterir. Göçmenleri, yoksulları, işsizleri, uyuşturucu bağımlılarını topluma değil, hücrelere tıkmak, burjuvazinin korkusunun ifadesidir.

Bellechasse’daki isyan, Champ-Dollon’daki protestolar, yarın başka hapishanelerde de patlayacaktır. Mahkumların talepleri meşrudur: İnsanlık onuruna yaraşır koşullar, tıbbi bakım, insani ziyaret ve iletişim hakları.

İsviçre’nin “insancıl” maskesi düşmüştür. Gerçek adalet, ancak işçilerin, emekçilerin, göçmenlerin ve tüm ezilenlerin ortak mücadelesiyle gelecektir.

Sosyal ağlarda paylaşın