
ÇHD İstanbul Şubesi, NATO toplantısı öncesinde gerçekleştirilen gözaltı terörüne ve yasaklara karşı İstanbul Adliyesi önünde bir protesto eylemi gerçekleştirdi.
Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi tarafından, İstanbul Çağlayan’daki Adliye önünde yapılan basın açıklamasında, NATO zirvesi öncesinde “güvenlik önlemi adına konulan yasaklamalar, toplantı ve gösteri yürüyüşü yasakları, gözaltı ve tutuklama terörü protesto edildi.
Basın açıklamasında ÇHD adına konuşan avukat Bedirhan Deveci, “gündemin aylardır halkın temel sorunları yerine NATO toplantıları etrafında şekillendirildiğini” belirterek;
“bir yandan heyetlerin geçeceği güzergâhlardaki binaların boyandığını, lüks otellerin ve davet salonlarının hazırlandığını, milyonlarca liranın NATO heyetlerini hoşnut etmek için harcandığını”, diğer yanda ise “sokakların, caddelerin ve meydanların kapatıldığını; toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yasaklandığını; devrimcilere, sosyalistlere, demokratlara, yurtseverlere yönelik gözaltı ve tutuklama operasyonlarının artırıldığını” belirtti.
Deveci konuşmasına şöyle devam etti:
“NATO yeni savaş ve saldırganlık planlarını görüşürken, emperyalist işgale, bölgesel savaş politikalarına ve halk düşmanı güvenlik rejimine karşı çıkacak sesleri daha baştan bastırmanın amaçlandığı çok açık.”
“NATO, 4 Nisan 1949’da “uluslararası güvenlik ittifakı” adıyla kuruldu, ancak gerçekte devrimci mücadeleleri, halk kurtuluş hareketlerini ve anti-emperyalist direnişleri bastırmak üzere örgütlenen bir savaş aygıtına dönüştürüldü.
NATO bugün de savaş politikalarının kurucu güçlerinden biridir ve Filistin’den İran’a, Suriye’den Irak’a, Yemen’den Kafkasya’ya, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e kadar geniş bir coğrafya, askeri üsler, silah sevkiyatları, enerji koridorları, istihbarat ağları ve vekil güçlerle kuşatılmıştır.
Deveci, Türkiye’nin NATO içinde yalnızca ev sahibi ülke olmadığını, “sadık bir üs, lojistik merkez, istihbarat hattı ve ileri karakol” olarak konumlandırıldığını vurgulayarak “İncirlik’ten Kürecik’e, sınır ötesi operasyonlardan askeri işbirliği anlaşmalarına kadar bu ülkenin toprakları emperyalist savaş politikalarının ihtiyaçlarına peşkeş çekiliyor” dedi.
“NATO’NUN DÜNYA HALKLARINDAN DUYDUĞU KORKUYLA TÜRKİYE FAŞİZMİNİN HALKTAN DUYDUĞU KORKU BİRLEŞMİŞTİR!
ÇHD tarafından gerçekleştirilen eylemde yapılan konuşmalarda “Zirve başlamadan baskı ve yasak anlamına geldi” denilerek şunlar vurgulandı:
“NATO zirvesi daha başlamadan Türkiye halkları için baskı ve yasak anlamına geldi.
Trafiğe kapatılan yollar, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine getirilen yasaklar, kent merkezlerinde yaratılan olağanüstü hal görüntüsü ve muhaliflere yönelik gözaltı-tutuklama operasyonları başladı.
Muhalif kurum ve kuruluşların sosyal medya hesaplarının zirve öncesinde engellenmesi ise, halkın haber alma hakkına yönelik açık saldırıdır.
“NATO şahsında emperyalistlerin dünya halklarından duyduğu korku, ülkemizde faşizmin halktan duyduğu korkuyla birleşiyor. NATO’nun güvenliği için halka yasak, sermayeye kaynak, devlete polis yetkisi, muhalefete ise gözaltı ve tutuklama düşüyor.
İşte bu nedenle NATO toplantısı yalnızca dış politikanın değil; aynı zamanda içeride kurulan baskı rejiminin de meselesidir.”
“NATO’NUN YERİ HALKLARIN MAHKEMESİNDE SANIK SANDALYESİDİR!”
Türkiye’de anti-emperyalist mücadele geleneğinin sürdüğünü belirten Deveci ODTÜ’de ABD Büyükelçisi Robert Komer’in arabasının yakılmasını ve 6. Filo protestolarını hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı:
“NATO’nun, emperyalizmin ve faşizmin yeri halkların iradesinin karşısında değil; halkların mahkemesinde sanık sandalyesidir. İşlediği bütün suçların hesabı er ya da geç sorulacaktır.”