Özgür Tutsak Fikret Akar, Eski RAF Üyesi Olmakla Suçlanan Ve halen mahkemesi görülen Daniela Klette’ye bir mektup yazarak, kendi bulundukları koşulları anlattı ve Klette’nin koşullarına dair sorular sordu.
Türkiye’deki bir tutsağın, bin kilometre ötede Almanya’daki bir tutsağı yazdığı bu mektubu aşağıda yayınlıyoruz.
Tekirdağ, 05.05.2026

Sevgili Daniela Klette
Tekirdağ F Tipi’ndeki tüm Özgür Tutsakların selam ve sevgilerini iletiyorum.
Eşim senin yeni tutuklandığını ve mektuplaşabileceğizi söylediği için bu mektubu yazmak istedim.
Bu da kimdir?.. merakını gidermek için kendimi tanıtarak başlıyorum.
İlk tutukluluğumu 2001 yılında F Tipi sürecinde yaşadım. 12,5 yıl tutsaklıktan sonra, 2013’te tahliye oldum.
F tipi süreci 2000’li yılların başında gerçekleştirilen tecrit saldırısının genel adıdır. Bir ve üç kişilik hücrelerden oluşan hapishanelerdir F tipleri. 2000’ler öncesinde koğuş tipi dediğimiz, bir koğuşta 30-40 tutsağın bulunduğu hapishanelerde kalıyordu tutsaklar. F Tiplerinde önce fiziken yalnızlaştırılan tutsaklar, tecrit esaslı yasak, yaptırım ve dayantmalarla teslim alınmaya çalışılıyordu. Tecrit saldırısına karşı Büyük Direniş olarak adlandırılan Ölüm Orucu gerçekleştiriliyordu. 20 Ekim 2000’den 22 Ocak 2007 tarihine kadar yaklaşık 7 yıl sürdü bu direniş. 122 kişi yaşamını yitirdi. Bu sürecin neredeyse tamamında tutsaktım. Tahliye sonrası 2017’de tekrar tutuklanıp 26 ay tutsaklıktan sonra Kasım 2019’da tahliye oldum. Bu sefer de 15 Ağustos 2024’te tutuklandım ve halen devam ediyor tutukluluğum.
F Tipi tecrit saldırısıyla istenilen sonuç elde edilemediğinden 2022’lerde Kuyu tipi dediğimiz yeni bir tecrit saldırısı başlatıldı. Kuyu tipleri tek kişilik hücrelerden oluşan, havalandırması bulunmayan günde 1 saat havalandırma hakkı tanınan hapishaneler. Tek kişilik hücrelere güneş girmiyor, havabile girmiyor. Çünkü camlarda parmaklığın dışında bir de fens teli denilen çok sık gözlü bir tel kafes bulunuyor. İçeri hava girmediği gibi gökyüzünü bile göremiyorsun bu fens teli nedeniyle. Bu nedenle halkımız bu hapishanelere Kuyu Tipi Hapishaneler diyor. Yoksa resmi adı “Yüksek Güvenlikli Hapishane”.

Ben de 1 Şubat 2025’te Çorlu’daki Kuyu Tipi Hapishane’ye sürgün edildim, 5 arkadaşım ile birlikte. 30 Mart 2025’te Kuyu tipi olmayan, havalandırması bulunan ve aynı davadan yargılandıım arkadaşlarımın bulunduğu bir hapishaneye sevk talebi ile süresiz açlık grevine başladım. Talebim doğrultusunda şu an kalmakta olduğum Tekirağ 2 No’lu F Tipi Hapishanesi’ne getirildim. Ve tam 250 gün sonra 5 Aralık 2025’te süresiz açlık grevini solnadırdım. Direnişe başlarken 83 kilo civarındaydım, 250. günde sonlandırdığımda ise 54 kiloya düşmüştüm. Uzun süreli açlık bazı sağlık sorunlarına neden oluyor maalesef.Halen tedavi sürecim devam eiyor. Ayaklarımdaki ağrı dışında ciddi bir sorun yaşamıyorum. Bu şekilde hem F tipi tecriti, hemde Kuyu tipi tecriti yaşamış oldum.

Tecrit tüm dünyada egemenlerin teslim alma saldırısının günümüzdeki genel adı. Tabi ki, Ölüm Orucu, Süresiz Açlık grevi vb direniş yöntemleriyle tecrite karşı direniş önemli ve gerekli. Ancak yeterli değil. Çünkü tecrit dönemsel, periyodik bir saldırı çeşidi değildir. Aksine süreğen, kesintisiz ve çok farklı uygulamaların bir arada hayata geçirildiği bir saldırı yöntemidir. Bu nedenle de tecrite karşı direniş de kesintisiz olmalı ve farklı yol ve yöntemleri içermelidir. Bu amaçla biz üreterek tecrite karşı direniyoruz. Saldırının asıl hedefi düşüncelerdir, beyindir. Düşünceleri, beyni korumanın en etkili yolu üretimdir.
Örneğin halktan yana müzik yapan bir müzik grubu olan Grup Yorum sürekli olarak saldırılara maruz kalmaktadır özellikle son 10 yıldır. Çalışmalarını yürüttükleri Kültür Merkezi son on yılda 30’dan fazla kez polis tarafından basılmıştır. Şu anda yirmi civarında Grup Yorum emekçisi tutukludur, hükümlüdür. Yani hapishanelerdedir, tutsaktır.
Buna rağmen Grup Yorum üretimlerine hiç ara vermemiş, aksine öncesine nazaran arttırmıştır. Şiir, öykü, roman, araştırma, inceleme kitapları, yazıları, tiyatro eserleri, yeni besteler, kültür-sanat yayınları gibi alanlarda sayısız üretimler yapmaktadırlar. Denilebilir ki, bulundukları hapishaneleri adeta kültür merkezlerine çevirmektedirler.
Bizler de aynı şekilde kısaca oku-yaz-çiz diye ifade ettiğimiz şekilde eldeki olanaklarımıza göre mümkün olan üretimlerimizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Ülkemizde ve dünyada olup bitenleri elden geldiğince takip etmeye çalışıyoruz. Hapishanelere özgü yayınlar çıkarıyor, üretimlerimizi bu yayınlar aracılığıyla kalıcılaştırmaya çalışıyoruz. Becerisi, ilgisi olan arkadaşlar boncukla vs. hediyelik eşya tarzı (bileklik, kolye anahtarlık) el üretimleri yapıyor. Hem beyinlerimizi, hem bedenlerimizi olanaklar ölçüsünde mümkün olduğunca diri tutmaya çalışıyoruz.

Biraz kendimi tanıtayım dedim, hal hatırını sormadan neredeyse mektubun sonuna geldim. Nasılsın? Sağlığın nasıl? Eşimden öğrendim kadarıyla çok uzun zaman öncesine ait eylemler gerekçe gösterilerek, kendini feshetmiş bir örgütün üyesi olmakla suçlanıyormuşsun. Mümkünse hukuka durumunu ifade edebildiğin kadarıyla öğrenmek isterim. Yine içinde bulunduğun koşullar (hem fiziki, hem uygulamalar olarak), günlük aktivitelerin, zamanını nasıl değerlendirdiğin, kimlerle kaldığın daha doğrusu çevrende gelişmeleri değerlendirebileceğiniz, tartışabileceğiniz kimselerin olup olmadığı…
Gördüğün gibi merak ettiğim şeyler çok fazla.
Biz şu an 3 kişi kalıyoruz. Umut Yoloğlu adında 27 yaşında genç bir arkadaş ve Rıdvan Akbaş adında 37 yaşında bir Grup Yorum emekçisi arkadaş ile birlikteyiz. Hücremiz iki katlı. Üst kat yataklane, alt katta ise mutfak, banyo ve günlük yaşam alanımız yani alt katı. Alt ve üst kat toplam 50 metre kare civarı. Yine 12 adıma 7 adım boyutlarında bir havalandırmamız var. Gün ışığına göre yazın sabah 08.00-akşam 20.. saatleri arasında kapısı açık, havalandırmayı kullanabiliyoruz.
Sevgili Daniela, başlangıç için bu kadar yeterli olur umarım. Cevabını sabırsızlıkla bekleyeceğim. Yine son zamanlardaki Avrupa’daki politik gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini de merak ettiğimi belirteyim. Tüm dünya, ama özellikle Avrupa Ülkeleri çılgınca denilebilecek seviyelere varan şekilde silah harcamalarını arttırıyor. Ben Avrupa’nın şu anki durumunu 1. paylaşım savaşı öncesi Avrupa’nın durumuna çok benzetiyorum mesela. Tabii ki bu benzerlik emperyalizmin krizi açısından. Maalesef halkların örgütlülüğü, politik bilinç düzeyi o günlere göre daha zayıf, daha geri ne yazık ki. Buna karşın tarihsel deneyimle, birikimler var. Ve bu konu uzunca ele alınması gereken bir konu. Ben sadece böyle bir başlık açtım deyip artık yavaş yavaş mektubumu sonlandırıyorum.
Bu hapishanede aynı davadan toplam 10 tutsağız. Tüm Özgür tutsakların selam ve sevgilerini, iyi dileklerini iletiyorum. Kendine iyi bak. En kısa zamanda özgürlüğüne kavuşman dileğiyle…