25 yılda bitirilemeyen katliam davasındaki skandallar ve hesap vermeyenler

BASINDAN – Gökçer Tahincioğlu | Yüzleşme / t24
17 Ocak 2026

25 yılda bitirilemeyen katliam davasındaki skandallar ve hesap vermeyenler

Hayata Dönüş Katliamı davasının zamanaşımına sokulmasıyla ilgili gerekçeli karar aynı zamanda tarihe geçecek bir belge… 10 yıl boyunca jandarmanın isim listesinin bile verilmemesi, bunu yapanların soruşturulamaması, 15 yılda yargılamanın bitirilmemesi ve tüm bunların nedenini açıklama zahmetine bile girilmemesi… Yargıyı hızlandırmaktan söz edenlerin söyleyecek sözleri var mı?
hayata dönüş
Durmaksızın önümüzden akıp geçen olaylar, durmaksızın yaşanan ölümler, durmaksızın işlenen suçlar.

İki gündü unutulan, unutturulmak istenen her bir olayın arkasında hayatlar var. Adalet mücadelesine adanmış hayatlar.


Şimdi reformlardan bahsediliyor yine.

Yargı çok hızlanacakmış, bitmeyen davalardaki sorunlar neredeymiş, bulunacak ve çözülecekmiş.

Geriye doğru tarayın, benzer 100 haber daha bulacaksınız.

Radikal biçimde sorunu çözeceği söylenen adımlar, düzenlemeler, verilen müjdeler!


Kadastro, arazi anlaşmazlığı vb. davalarda sorunlar bin bir türlü çözülebilir elbette.

Ancak bazı davalarda sorun yargının gecikmesi değil, davayı bitirmek istememesi.

Bu nedenle 90’lı yıllarda, 2000’li yılların başında işlenen ağır suçlarla ilgili davalar birer birer zamanaşımına giriyor.

Bir sorunu çözmek isteyenler için yol açık.

Kimse bu davalara bakanlar, soruşturma aşamasında dosyayı yıllarca açık tutanlar, mahkeme kararlarına rağmen dava açmayanlar, buyursunlar hesabını sorsunlar.

Sormuyorlar.

Zira bu davaların zamanaşımına girmesinden rahatsız da olmuyorlar.


19 Aralık 2000’de, Türkiye genelindeki 20 cezaevine eşzamanlı olarak düzenlenen ve adına o dönem, “Hayata Dönüş” denilen operasyonda 32 kişi öldü.

Önce F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucu eylemi yapan mahpusların kendi arkadaşlarını yaktıkları açıklamaları yapıldı.

Sonra, özellikle de Bayrampaşa Cezaevi’ne ilişkin Adli Tıp raporu çıktığında koğuşlara yanıcı özelliği olan ve belirtilen miktardan fazla kullanılması durumunda boğulmaya ve yangına yol açacağı açıkça belirtilen gaz bombalarından yüzlercesinin atıldığı anlaşıldı.

Yıllar süren uğraşlardan sonra emri verenler hakkında değil, operasyona katılanlar hakkında bir zahmet komik bir dava açıldı.

Ve Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Hayata Dönüş Katliamı davasında kısa süre önce zamanaşımı kararı verdi.


Bu kararın gerekçesi geçtiğimiz günlerde tamamlandı.

T24’ten Can Öztürk, bu gerekçeli kararı haberleştirdi.

Karar her yönüyle tarihi önemde.

Hem geçmişten bu yana ne olup bittiğini anlamak açısından hem de bu kadar tarihi bir davada, uzun yıllar sonra verilen zamanaşımının nedenlerini anlatamaması yönünden…

Anlatamıyor zira mahkemenin yasaya göre davanın zamanaşımına girdiğini söylemesi dışında kararda herhangi bir neden bildirilmiyor.

Adı üzerinde gerekçeli karar ama gerekçe yok. Zaten neden zamanaşımı kararı verildiğini kısa hükümden de görebiliyorsunuz.

Bekliyorsunuz ki gerekçeli kararda davanın bunca zaman neden bitirilemediği bir zahmet açıklansın.

Ama hayır, kimse hesap sormayacağı için bu zahmete de girilmemiş…


Kararın dramatik yanlarından biri, Hayata Dönüş Katliamı’nın Ümraniye Cezaevi ayağıyla ilgili davanın zamanaşımına sokulmasını emsal almış olması.

O kararda da elbette zahmete girilmedi ve neden davanın zamanaşımına girdiğinin gerekçeleri açıklanmadı.


Ama kararda katliam sonucunda neler olduğu da yazıyor:

Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin otopsi raporlarına göre; Mustafa Yılmaz’ın ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu öldüğü,
4 adet ateşli silah yarasından sadece birisinin tek başına öldürücü nitelikte olup diğerlerinin öldürücü nitelikte olmadıkları, ateşli silah yarası kenarlarının genişletildiği, atış mesafesi tayininin yapılamadığı,
Murat Ördekçi’nin ‘…ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı sakrum kırığı ile müterafık büyük damar yaralanmasından gelişen kanama sonucu…’ öldüğü, ateşli silah yarasının tek başına öldürücü nitelikte olduğu, giriş deliğinin genişletildiği, atışın yakın atış mesafesinden yapılmadığı uzak atış mesafesinden yapıldığı,
Cengiz Çalıkoparan,’…ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı etraf kemik kırıklarıyla müterafık büyük damar delinmesinden gelişen dış kanama sonucu…’ öldüğü, üç adet ateşli silah yarasından birisinin müstakilen tek başına öldürücü nitelikte olduğu, giriş deliklerinin kenarlarında kesilmek suretiyle genişletildiği, atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı,
Fırat Tavuk’un vücudunun yüzde doksanının yanık olup ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı çok sayıda kot, omur kırığıyla müterafık iç organ delinmesinden gelişen iç kanama sonucu öldüğü, ateşli silah yarasının tek başına öldürücü nitelikte olduğu,atış mesafesi tayininin yapılamadığı,
Ali Ateş’in ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama sonucu öldüğü, ateşli silah yarasının tek başına öldürücü nitelikte ve atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu, diğer yaraların parça tesiri ile oluşmasının mümkün bulunduğu,
Aşur Korkmaz, Gülser Tuzcu, Özlem Ercan, Seyhan Doğan, Nilüfer Alcan, Yazgülü Güder ve Şefinur Tezgel’in ‘…yanık,duman soluması ve karbonmonoksit zehirlenmesine bağlı asfiksi …’ sonucu öldükleri tespit edilmiştir.
Murat Ördekçi, Mustafa Yılmaz ve Cengiz Çalıkoparan’ın ölümleri ve otopsi raporu bulgularına göre alınan ek raporlara göre ateşli silah yaralarının genişletilmesi yönünden ölenlere işkence yapılıp yapılmadığı hususunun değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, işlemin ölümden önce ya da sonra yapılmış olmasının mümkün olduğu rapor edilmiştir.


Bu raporlar bize açıkça hükümlü ve tutukluların uzaktan yapılan atışla öldürüldüklerini söylüyor. Ölümlerinden önce veya sonra kurşun yaralarının genişletildiğini…

Adli Tıp raporları, açıkça ölümden önce işkence ile kurşun yaralarının genişletilmiş olma ihtimalinin bulunduğunu vurguluyor.

Ve yine rapor hükümlü ve tutukluların yanma ve karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu yaşamlarını yitirdiklerini de açıklıyor.

Daha ne olabilir ki?

Birilerinin işkencenin, cinayetin, insanların koğuşta yanarak, zehirlenerek ölmelerinin hesabını vermeleri için daha ne gerekebilir?


Ve dramatik biçimde bütün bu raporlara rağmen İstanbul Valiliği’nin 2003’te jandarma personeli hakkında soruşturma izni vermediğini görüyoruz karardan.

Bu kararın idare mahkemesi tarafından 2004’te iptal edilmesiyle soruşturma açılabildiğini.

Gerekçeli karar, neler olduğunu özetliyor.

Soruşturma kapsamında jandarma personelinin isim listesinin istendiğini ve alay eder gibi, “Liste, belge ve bilgi yok” yanıtı verildiğini…

Ardından İstanbul Valiliği, bu yanıtı veren jandarma komutanı hakkında da izin vermiyor.

İdare Mahkemesi, bu kez de 2006’da bu kararı iptal ediyor.

6 yıl geçti bile… Henüz ortada isim listesi bile yok.


Bu süreçte bin 615 jandarma ve cezaevi görevlisi hakkında sadece “görevi kötüye kullanmak” suçunda açılan dava zamanaşımına girdi.

Ölümlerle ilgili soruşturma da devam etti.

Ve operasyona katılanların isimleri ancak 2010’da bildirildi.

Tam 10 yıl sonra…

Yargılama süreci ise ancak 2010’da başlayabildi.

Ardından iddianamelerin birleştirilmesi ve görevsizlik kararıyla süreç uzadı.

Gerçekten yargılamaya başlanması 2015’i buldu.


Duruşmalar da tam 10 yıl sürdü ve bugüne gelindi.

Savcılık, esas hakkındaki görüşünde, Bayrampaşa Cezaevi’ndeki operasyonda, sanıkların eylemleriyle 12 kişinin ölümüne, 29 kişinin yaralanmasına yol açtıklarını kayıt altına aldı.

Mahkemenin görüşü ise öğrenilemedi zira eski Türk Ceza Kanunu’na göre zamanaşımı süresinin dolduğuna karar verildi.

25 yıl geçmiş.

Basit bir “operasyonda görevli personel listesinin” verilmesi için 10 yıl beklenmiş.

5 yıl boyunca yargılama sürdürülememiş.

Kalan 10 yılda yargılama bitirilememiş.

Ve tüm bunların sorumlusu yok.


Aslında operasyonun yapıldığı dönemde İçişleri Bakanı olan Sadettin Tantan’ın tanık ifadesi bunun nedenlerini ortaya koyuyor. Talimatı verenler, kararı alanlar belli ancak tek bir işlem yapılmadı:

“…ben gelen raporları o zamanki görevim gereği okumuşumdur ancak raporların içeriğini şuanda hatırlamam mümkün değildir. Raporların içeriğini hatırlamadığım için operasyona etki edip etmediğini de hatırlamam mümkün değildir. Ben bu soruya daha önce de cevap vermiştim. Milli Güvenlik Kurulu ve hükümetin aldığı kararlar doğrultusunda Adalet Bakanlığının Ceza Evlerinde bu operasyonu gerçekleştirmesi gerekiyordu ve bu operasyon için ilgili kurumların yardımı gerekiyordu bu yüzden İçişleri Bakanlığı olarak yetkili olan bizler ve yetkili ceza evi savcılığı ve Jandarma Komutanlıkları hep birlikte ön çalışma yaparak bu operasyonun içinde yer aldık. Operasyonu gerçekleştirirken bütün ceza infaz kurumlarının mimari planını da göz önünde bulundurarak hiçbir cana zarar gelmemesi adına hassasiyetle hareket ettik. Operasyonu gerçekleştirecek olan ceza infaz kurumlarında görev yapan jandarmalar olduğu için jandarmalar da İçişleri Bakanlığına bağlı çalıştıkları için operasyon bizim tarafımızdan da yürütülmüştür Adalet Bakanlığı da takipçisi olmuştur zaten bu soruları yukarıdaki sorularda da cevaplamıştım aynı beyanlarım geçerlidir. Hatırladığım kadarıyla MGK toplantısına Cumhurbaşkanının başkanlığında Başbakan, başbakan yardımcıları, sırasıyla ilgili bakanlıklar ve ilgili kuvvet komutanları katılmıştır.”


Bir de dönemin İstanbul Başsavcısı Ferzan Çitici’nin ifadesini anımsayalım. Zira o dönemde operasyon tutanağına imza atmayan tek başsavcı kendisiydi:

“Yanılmıyorsam 5 veya 6 sayfalık bir tutanakta. Yani eylemin başlandığı saatten bitiş saatine kadar geçen süre içerisinde jandarmanın tarzını şeklini uygulamanın ne şekilde yapıldığını anlatan bir tutanaktı. Bana getirdiler. Ben okudum, imzalamadım. Sebebini sordular. Bu tutanağınızda bu operasyonun başlangıcından bitişine kadar geçen sürede görgüye dayalı bilgiler var. Gördüğünüz gibi ben sabahın 6’sından beri buradayım. Hiçbir yere de ayrılmadım. Dolayısıyla jandarmanın nerede ve nasıl başladığını, nasıl müdahale ettiğini görmedim. Kaldı ki bu müdahale emrini de ben vermedim. Bu itibarla bu tutanağı imzalamam doğru değil dedim. ‘Ama efendim’ dediler, ‘başka vilayetlerdeki başsavcılar burada yapılan operasyonlarla ilgli düzenlenen tutanakları imzalamışlar. Siz niye imzalamıyorsunuz’ dediler. Benim buna cevap vermem mümkün değil. Bunun takdiri imzalayan arkadaşlara aittir. Ben görmediğim olayla ilgili tutanağı imzalamam dedim. Ve imzalamadım.”


Bu ifade de açık biçimde operasyon talebinin İstanbul Başsavcılığı tarafından yapılmadığını, kimlerin kararı aldığını gösteriyordu. Ama yine işlem yapılmadı.

Hakkında dava açılanlar zamanaşımı ile kurtarıldı.

Devletin yurttaşının yaşam hakkını korumadığının kanıtıdır bu dava.

Kendisine emanet edilen insanlara yönelik yapılan bu kanlı operasyonun göz göre göre zamanaşımına sokulmasına bütün yetkililerin göz yumduğunu gösteren bir kanıttır aynı zamanda gerekçeli karar.

Ve tarihe de adaletin nasıl sağlandığıyla değil açıklama zahmetine bile girmemesi ile geçmiştir.

Hayata Dönüş Katliamı dosyası, 25 yıl boyunca el birliğiyle, bile isteye kapatılmıştır ve kimse hesap vermemiştir.

Sosyal ağlarda paylaşın