Toplumla güle oynaya bütünleştirilenler ve “bütünleşemeyen” Kozağaçlı

Selçuk Kozağaçlı, kalan ceza ne ise onu da yatar, hiç mesele etmediğine kuşku yok. Yine okur, yine yazar, yine üretir… Ancak şimdi daha da güçlendirilmek istenen gözlem kurulları, cezaevlerinde bu gözlem kurullarının önüne çıkmak için getirilen kurallar nedir, anlaşılsın. Bu infaz sistemi, bu adalet sistemi nedir görülsün. Kuşa çevrilen cezalar da yatılmasına rağmen bitmeyen cezalar da anlaşılsın… Emin olun Kozağaçlı da özgürlüğünden çok bunu tercih eder…

Hrant Dink’in katili Ogün Samast, bir gardiyanın boğazını kesmeye çalışmasına, gardiyanı rehin almasına, küfürlerine, hakaretlerine, tahliye edilir edilmez soluğu mafyanın yanında almasına rağmen, “toplumla bütünleşmesi” uygun görülerek, normalden çok daha erken bir sürede tahliye edildi.

Cezaevinde, şartla salıvermeye karar veren kurulun önüne çıkabilmek için belli bir puanı doldurmanız gerekiyor.

Ogün Samast misal, bütün yaptıklarına rağmen puanı çabucak doldurmuş olacak ki özgürlüğüne kavuşabildi!

* * *

Zaten 2012’den bu yana çıkartılan örtülü aflarla en ağır suçları işleyenler için puan sistemi bile aranmadı.

Şimdi bakmayın ortalığa dökülüp, “Bu af değil infaz eşitlemesi” sloganları atanlara…

Eşitliğe gerekçe gösterilen bir önceki “örtülü affın” neden çıkartıldığını bile tartışma gereği duymayanlara…

İnsan öldürenler misal…

Öyle kazayla ölüme neden olanlardan, kendini korumak isterken istemeden ölüme yol açanlardan söz etmiyoruz.

Kader kurbanı diye bir kavramdan söz ediyorsak, bu kavramı sadece hakkıyla korunmadığı için kendini korumak zorunda kalan ve bu sırada istemeden suç işleyenler için kullanabiliriz.

Eziyet ederek, işkence ederek, vahşice insan öldürenler önce cezalarının yarısından kurtarıldı, ardından cezalarının bir bölümünü yatmış sayıldı, ardından bir anlamda özgürlük demek olan açık cezaevlerine geçişleri sağlandı. Şimdi de “infaz eşitliği” bahanesiyle hepsi dışarıya salındı!

* * *

Para hırsıyla hiçbir önlem almadan madencilere madenleri mezar haline getirenler!

Maraş depremlerinin üzerinden fazla zaman geçmemesi, ailelerin örgütlenmeleri sayesinde deprem suçlarını işleyenler yasanın kapsamı dışına alındı ama iş cinayetlerini işleyenler güle oynaya yararlandılar son örtülü aftan.

Maden facialarına yol açanlar, trafik facialarına yol açanlar, türlü facialara yol açanlar…

İşkenceciler, zulmedenler, gasp edenler, tehdit edenler… Her biri…

* * *

Devletimiz, bu tablonun içerisine, en ağır, en azılı gördüğü isimleri almamakta kararlı. 2012’den bu yana çıkartılan beş ayrı örtülü af düzenlemesinin kapsamına düşünce suçlularından bir teki bile alınmadı.

Yetmezmiş gibi, cezaevleri gözlem kurulları aracılığıyla bu isimlerin cezaevinden çıkmaları da engelleniyor.

Hiçbir suç işlememiş olmasına rağmen aylarca cezaevinde tutulan ve özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz yaptığı haberlerle gündeme gelen Furkan Karabay’ın, Medyascope’ta yayınlanan son haberinden öğreniyoruz ki Silivri Cezaevi Gözlem Kurulu, Çağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın “toplumla bütünleşecek durumda olmadığına” karar vermiş.

Kozağaçlı hakkında “Koşullu Salıvermeye Esas İyi Hal Değerlendirmesi” sonunda “iyi halli” olmadığına hükmetmiş.

Tutuklanacağını bile bile 10 yıl önce yurtdışından gelerek teslim olan, iki kez tahliye edilen, ilkinde saatler sonra yeniden cezaevine konulan, ikincisinde tahliyesinden bir gün sonra hakkında yeniden “iyi halli değil” kararı verilince kaçmayarak cezaevine dönen Kozağaçlı’dan söz ediyoruz.

Kurula göre, aldığı cezalar nedeniyle Kozağaçlı’nın gelişim puanı 28,5’ta kalmış. 40 puanı karşılayamadığı için “toplumla bütünleşecek” durumda değilmiş.

* * *

Bir günlüğüne tahliye olmasını yediden yetmişe herkesin sevinçle karşıladığı Kozağaçlı…

10 yıldır cezaevine tutulan Kozağaçlı’dan, arzulanan bir “iyi halli” yaratmak mümkün değil elbette.

Ama adalet de bu değil zaten.

Ve yatmasına neden olan davayı da anımsamak gerekiyor bu nedenle…

Sadece Kozağaçlı’nın değil, Çağdaş Hukukçular Derneği üyesi diğer avukatların da ceza aldığı ÇHD davasını…

* * *

Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarına ceza yağdırılan dava, avukatların haklarında açılan ilk dava değildi elbette.

Daha önce, yine Hollanda/Belçika belgeleri adı verilen belgeler delil gösterilerek, yanlarına da gizli tanık ifadeleri eklenerek yargılandılar.

2013’teki gizli tanık misal…

O dönem gizli tanık olarak kullanılan ve onlarca kişinin tutuklanmasına yol açan ifadeleri veren kişi, polisin güya örgütün içine yerleştirdiği bir isimdi.

Ancak ne hikmetse gizli tanık bir anda polis için “muteber kişi” olmaktan çıktı. Emniyet, hakkındaki koruma kararının kaldırılması için mahkemeye başvurdu. Koruma kararı kalktıktan sonra da tutuklandı.

* * *

İşin rengi sonra açığa çıktı.

Emniyetin talebiyle hakkında “koruma” kararı verilen gizli tanık, önce askere gitmiş, buradan firar ederek Suriye’nin kuzeyine kaçmıştı. Burada da gizli tanıklık yapmış ancak emniyete değil farklı yerlere bilgi vermişti. Döndüğünde bu duruma tepki gösteren emniyet, koruma kararının kaldırılmasını istemiş, ardından da gizli tanık PKK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştı.

Seyyar gizli tanık, kim bilgi talep ediyorsa koşturuyor, kim ne istiyorsa onu söylüyordu.

ÇHD’liler o dönem bu gizli tanığın ifadelerinin de etkisiyle tutuklandı.

2017’de ise 2013’tekinden farklı olmayan delillerle yeniden tutuklandılar.

* * *

Kaçmıyorlar, göçmüyorlardı.

O dönem tutuklanan ve bir bölümü ceza alan Selçuk Kozağaçlı, Betül KozağaçlıBarkın TimtikOya Aslan ve diğer ÇHD üyesi avukatlar, bir gün olsun kaçmaya yeltenmediler.

Avukatlığa başladıkları dönemde cezaevi katliamlarının ortasında buldular kendilerini.

1999’da Ulucanlar Operasyonu’nda ölen 10 mahkûmun, söylenenin aksine, çatışmada değil, yakın mesafeden edilen ateş ve işkence sonucu yaşamlarını yitirdikleri onların sayesinde açığa çıkartıldı.

Burdur Cezaevi’nde bir yıl sonra yapılan Veli Saçılık‘ın kolunu kaybettiği operasyonda nasıl işkenceler yapıldığını onlar kamuoyuna duyurdu.

Hayata Dönüş Operasyonu’nda, mahkûmların üzerine öldürücü düzeyde yakıcı gazlar döküldüğünü ve sonra içeriye bombalar atıldığını onların çabaları sayesinde öğrenebildik.

Bu operasyonun gerçek adının, “Tufan” olduğunu da…

Diyarbakır’da basına gösterilmek için elleri kelepçeli sıraya dizilen insanların yanında onlar vardı.

Soma’da Ermenek’te madencilerin yanında onlar vardı.

Hopa davasında yargılanan gençlerin yanında onlar vardı.

Cezaevinde işkenceyle öldürülen Engin Çeber‘in ailesinin yanında da onlar vardı.

Bir yere gitmediler, hep buradalardı.

* * *

O kadar çok buradaydılar ki ÇHD davasında tahliye kararı veren heyet dağıtılıp, yerine gelen heyet itiraz üzerine saatler sonra tutuklama kararı verdiğinde Kozağaçlı, cezaevine gireceğini bile bile dönüp geldi.

Tıpkı ilk operasyon sürecinde avukat Oya Aslan’ın dönüp gelmesi gibi.

Dosyanın ana delili gösterilen, DHKP-C örgütüne ait olduğu belirtilen Hollanda/Belçika belgeleri nedeniyle avukatlar daha önce de yargılandı. O gün bulunamayan kanıtlar, nasılsa sonradan dosyaya eklendi.

Dosyayı hazırlayan, avukatların aksine, hakkında soruşturma açıldığında kaçıp giden firari savcı Âdem Özcan.

Dosyaya onay veren ve Hollanda/Belçika belgelerini adli emanete aldıran isim de tanıdık: Evrakta sahtecilikten hüküm giyen eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.

Üstelik, avukatların avukatlığını yapanlar, Akyürek’in imzasıyla adli emanete alınan dijital delillerden birinin çıkartılıp, yerine yeni CD eklendiğini de saptamış durumda.

* * *

Delil diye sunulan CD’lerin, hard disklerin içleri ilgi çekici!

Zira, avukatlara operasyon yapıldıktan, deliller adli emanete alındıktan sonra vizyona giren filmler var içlerinde.

Spiderman gibi popüler filmler, Ahmet KayaBurhan Berken gibi sanatçıların şarkıları…

1 Nisan 2004’te ele geçirilen, 18 yıl sonra mahkeme kararına konu edilen dijitallerin içerisinde, 23 gün sonra vizyona girmiş olan Kill Bill: Volume 2 bile var.

* * *

Üstelik bilirkişi raporuna göre, bunca dijital delil, sadece üç dakikada üretilmiş. 25 Şubat 2001 tarihinde saat 08.16 ile 08.19 aralığında.

Davanın gizli tanıklarından birinin Yargıtay’a verdiği dilekçe de var. Psikolojisinin bozuk olduğunu, tanıklığının dikkate alınmamasını istiyor gizli tanık.

40 tane tanık dinlenmiş soruşturma aşamasında ama mahkeme bunları yargılama sırasında dinlemeye gerek görmemiş.

Adliye önünde basın açıklaması yapmaları da suç sayılıyor misal.

Avukatlar, bu delillerle cezalandırıldılar.

Ve nasılsa cemaatin yaptığı operasyonların hepsi kumpas ama ÇHD ile ilgili, Gezi ile ilgili operasyonlar kumpas değil…

ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı’ya 12 yıl diğer ÇHD’li avukatlara 6 yıl 3 aydan 12 yıla kadar hapis cezaları verildi.

Düşüncelerini açık açık söylediler…

Korkmadıklarını ve avukatlık yapmaya devam edeceklerini de.

* * *

Kozağaçlı, böyle bir dava nedeniyle yıllardır içeride…

Bu memlekette dağlar, taşlar, kuşlar, böcekler, adliye duvarları, emniyet kapıları, adli tıp soğuklukları, mezarlıklar…

Köylüler, işçiler, emekçiler, cezaevlerinde operasyon görmüş mahkûmlar, madenciler, öğrenciler tanığıdır Kozağaçlı’nın…

Bu toplumla bir bütünleşme aranıyorsa, toplum hazırdır Kozağaçlı için tanıklık etmeye…

Sadece solculardan, benzer görüştekilerden söz etmiyoruz.

Dara düşen kim varsa, adaletsizliğe kim uğramışsa yanlarındadır zira…

* * *

Selçuk Kozağaçlı, kalan ceza ne ise onu da yatar, hiç mesele etmediğine kuşku yok.

Yine okur, yine yazar, yine üretir…

Ancak şimdi daha da güçlendirilmek istenen gözlem kurulları, cezaevlerinde bu gözlem kurullarının önüne çıkmak için getirilen kurallar nedir, anlaşılsın.

Bu infaz sistemi, bu adalet sistemi nedir görülsün.

Kimler dışarıya salındı, göreceğiz daha…

Kuşa çevrilen cezalar da yatılmasına rağmen bitmeyen cezalar da anlaşılsın…

Emin olun Kozağaçlı da özgürlüğünden çok bunu tercih eder…

Sosyal ağlarda paylaşın