Yenigün Dehakların Sarayının Yıkıldığı Gündür


Bin yıl önceki bir zaferin adı mı Newroz, yoksa bin yıldan beri süren bir savaşın adı mı?

Dehak ve Kawa tarihin derinliklerinde mi kaldılar, yoksa yaşıyorlar mı hala?

Bakalım ne söylüyor efsane ve efsaneden bugüne gelelim; bugünün Dehak’larına ve Kawa’larına… Kral Dehak’ın saltanatı bin yıl sürdü. Sarayı Dicle kenarındaydı. Şeytan, omuzlarından öpünce her iki omuzbaşında birer yılan oluştu. Yılanlar korkunç acı veriyorlardı ona. Şeytan yine kralın karşısına çıktı; ama bu kez doktor kılığındaydı. Kendisine acı veren bu iki mahlukun sakinleşebilmesi için, günde iki gencin beyninin yedirilmesi gerektiğini tavsiye etti ona. Ve her gün iki genç öldürülüp, beyinleri kral Dehak’a sunulmaya başlandı.

Hergün iki genci öldürüp beyinlerini Dehak’ın yılanlarına yediren kasabı, nihayetim gençlere acıdı, her gün gençlerden sadece birini boğazlayıp beynim hayvan beyni ile karıştırarak Dehak’ın yılanlarına yedirirken, diğerini dağlarda saklanmak üzere salıverdi. Dağlara kaçan insanlar öyle çoğaldılar ki, sonunda koskoca bir topluluk oldular.

İşte bir gün, bu topluluktan Kawa adında bir demirci, kalan tek oğlunun da öldürüleceğini duyunca, demirci önlüğünü bayrak yaparak – Dehak’a isyan etti. Gereken yalnızca bir ateş ve yalnızca bir öncüydü. İsyan alevi hemen tutuştu, büyüdü. Halk Demirci Kawa’nın önderliğinde Dehak’ın sarayını bastı, Dehak’ı öldürüp, sarayı yerle bir ettiler. Böylece tüm insanlar kurtulmuş oldu. Bu zafer dağlarda ateş yakılarak ilan edildi. 21 Mart işte o gündür.

Newroz işte o günden doğmuştur. Yüzyıllardan bu yana her yıl Mart ayının 21’inde kutlanan ve gelenekselleşen Newroz bayramının efsanesi işte böyle. Dehak, aslında binlerce yıllık vahşice bir yönetimin kişiselleştirilmiş simgesel ismidir. Omuzlarında çıkan iki yılan vahşetin büyüklüğünü anlatır. Sözkonusu yılanların insan beyni yiyerek sakinleşmesi bin yıl yaşayan Dehak’ın, yüzyıllar süren zulmünü ve düzenini yaşatmak için durmaksızın insan kam akıttığını anlatır.


Kawa ise zulüm altında ezilen, inim inini inletilen bu halkı temsil etmektedir. Efsane Gerçektir. Hem de Binyıllardır Sürüp Gelen Bir Gerçek. Bu yüzden de, bu efsaneyi örneğin günümüz Türkiye’sine uyarlarsak pek de abartılı bir şey yapmış olmayız…

Efsane aslında bugünkü iktidarları anlatıyor. Dehak’ın zalimliği, baskılan, kanla beslenmesi aslında bugünkü iktidarların da ta kendisi.  Dehak yaşayabilmek için halkının kanını döküyordu. Kanla besleniyordu. Günümüzde de öyle. iktidarda daha fazla kalabilmek için durmaksızın halkın kanını döküyorlar. Sokaklarda, evlerde, işkencehanelerde, hapishanelerde, fabrikalarda, iş kazası denilen cinayetlerde, halkımızın kanını döküyorlar. Bu halkın gençliğini kendileri için en büyük tehlike olarak görüyor ve katlediyorlar.

Dehaklar, iktidarlarının başarılarını kaç insan öldürdükleriyle ölçenlerdir. Bakın hükümetlerin bilançolarına; bakın bu ülkenin bakanlarının açıklamalarına; hükümetimiz büyük başarılar kazanmıştır; işte şu kadar “terörist” öldürdük diye konuşuyorlar meclis kürsülerinden. “Başarı”yı böyle ölçüyorlar; çünkü halktan ne kadar fazla insan öldürürlerse o kadar fazla yaşayabileceklerini sanıyorlar.

Dehak’ın omuzlarındaki yılanlar, emperyalizmi ve işbirlikçisi tekelci burjuvaları anımsatıyor bize. Daha fazla kar elde etmek, daha çok sömürebilmek, topraklarımız üzerinde istedikleri haydutluğu yapmak için, onyıllardır genç insanlarımızın kanını akıtıyorlar. “Daha fazla kar”, “daha fazla kan” diyorlar durmaksızın.

Dehak’ın Sarayını Tarihin Derinliklerinde Aramaya Gerek Yoktur Bugün.  Dehaklar Ankara’nın göbeğinde saltanat sürüyor. Dehak’ın sarayı orada. Halka karşı kararların alınıp onaylandığı, ölüm mangalarının daha fazla infaz, daha fazla katliam gerçekleştirmeleri için yasaların çıkarıldığı, dolandırıcılıktan, adam kayırmaya, rüşvet almaktan, mafyacılığa, adam öldürmeye, din tüccarlığına, kumarhane işletmeye kadar her türlü pisliğin yapıldığı yer.

Ve KAWA. Yüzyıllardır dökülen kanın, baskının, zulmün, sömürünün hesabını sormak için bayraklaştırdığı demirci önlüğüyle isyan ateşinin kıvılcımı olan Kawa… Dehak’ı öldürerek hesap soran Kawa. Halkları bu zalimlerden, zorbalardan kurtararak, kurtuluş ateşini yakan Kawa… Ve onunla özgürleşen halklar…

Kawa da Uzakta, Tarihin Derinliklerinde Değil, İçimizde, Yanıbaşımızda.

Kawa bugün sokaklarda, evlerde, işkencehanelerde, hapishanelerde kanı dökülen, halkları kurtuluşa götürmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, can veren devrimciler, yurtseverlerdir..


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yenigün Dehakların Sarayının Yıkıldığı Gündür

Bin yıl önceki bir zaferin adı mı Newroz, yoksa bin yıldan beri süren bir savaşın adı mı?

Dehak ve Kawa tarihin derinliklerinde mi kaldılar, yoksa yaşıyorlar mı hala?

Bakalım ne söylüyor efsane ve efsaneden bugüne gelelim; bugünün Dehak’larına ve Kawa’larına… Kral Dehak’ın saltanatı bin yıl sürdü. Sarayı Dicle kenarındaydı. Şeytan, omuzlarından öpünce her iki omuzbaşında birer yılan oluştu. Yılanlar korkunç acı veriyorlardı ona. Şeytan yine kralın karşısına çıktı; ama bu kez doktor kılığındaydı. Kendisine acı veren bu iki mahlukun sakinleşebilmesi için, günde iki gencin beyninin yedirilmesi gerektiğini tavsiye etti ona. Ve her gün iki genç öldürülüp, beyinleri kral Dehak’a sunulmaya başlandı.

Hergün iki genci öldürüp beyinlerini Dehak’ın yılanlarına yediren kasabı, nihayetim gençlere acıdı, her gün gençlerden sadece birini boğazlayıp beynim hayvan beyni ile karıştırarak Dehak’ın yılanlarına yedirirken, diğerini dağlarda saklanmak üzere salıverdi. Dağlara kaçan insanlar öyle çoğaldılar ki, sonunda koskoca bir topluluk oldular.

İşte bir gün, bu topluluktan Kawa adında bir demirci, kalan tek oğlunun da öldürüleceğini duyunca, demirci önlüğünü bayrak yaparak – Dehak’a isyan etti. Gereken yalnızca bir ateş ve yalnızca bir öncüydü. İsyan alevi hemen tutuştu, büyüdü. Halk Demirci Kawa’nın önderliğinde Dehak’ın sarayını bastı, Dehak’ı öldürüp, sarayı yerle bir ettiler. Böylece tüm insanlar kurtulmuş oldu. Bu zafer dağlarda ateş yakılarak ilan edildi. 21 Mart işte o gündür.

Newroz işte o günden doğmuştur. Yüzyıllardan bu yana her yıl Mart ayının 21’inde kutlanan ve gelenekselleşen Newroz bayramının efsanesi işte böyle. Dehak, aslında binlerce yıllık vahşice bir yönetimin kişiselleştirilmiş simgesel ismidir. Omuzlarında çıkan iki yılan vahşetin büyüklüğünü anlatır. Sözkonusu yılanların insan beyni yiyerek sakinleşmesi bin yıl yaşayan Dehak’ın, yüzyıllar süren zulmünü ve düzenini yaşatmak için durmaksızın insan kam akıttığını anlatır.

Kawa ise zulüm altında ezilen, inim inini inletilen bu halkı temsil etmektedir. Efsane Gerçektir. Hem de Binyıllardır Sürüp Gelen Bir Gerçek. Bu yüzden de, bu efsaneyi örneğin günümüz Türkiye’sine uyarlarsak pek de abartılı bir şey yapmış olmayız…

Efsane aslında bugünkü iktidarları anlatıyor. Dehak’ın zalimliği, baskılan, kanla beslenmesi aslında bugünkü iktidarların da ta kendisi.  Dehak yaşayabilmek için halkının kanını döküyordu. Kanla besleniyordu. Günümüzde de öyle. iktidarda daha fazla kalabilmek için durmaksızın halkın kanını döküyorlar. Sokaklarda, evlerde, işkencehanelerde, hapishanelerde, fabrikalarda, iş kazası denilen cinayetlerde, halkımızın kanını döküyorlar. Bu halkın gençliğini kendileri için en büyük tehlike olarak görüyor ve katlediyorlar.

Dehaklar, iktidarlarının başarılarını kaç insan öldürdükleriyle ölçenlerdir. Bakın hükümetlerin bilançolarına; bakın bu ülkenin bakanlarının açıklamalarına; hükümetimiz büyük başarılar kazanmıştır; işte şu kadar “terörist” öldürdük diye konuşuyorlar meclis kürsülerinden. “Başarı”yı böyle ölçüyorlar; çünkü halktan ne kadar fazla insan öldürürlerse o kadar fazla yaşayabileceklerini sanıyorlar.

Dehak’ın omuzlarındaki yılanlar, emperyalizmi ve işbirlikçisi tekelci burjuvaları anımsatıyor bize. Daha fazla kar elde etmek, daha çok sömürebilmek, topraklarımız üzerinde istedikleri haydutluğu yapmak için, onyıllardır genç insanlarımızın kanını akıtıyorlar. “Daha fazla kar”, “daha fazla kan” diyorlar durmaksızın.

Dehak’ın Sarayını Tarihin Derinliklerinde Aramaya Gerek Yoktur Bugün.  Dehaklar Ankara’nın göbeğinde saltanat sürüyor. Dehak’ın sarayı orada. Halka karşı kararların alınıp onaylandığı, ölüm mangalarının daha fazla infaz, daha fazla katliam gerçekleştirmeleri için yasaların çıkarıldığı, dolandırıcılıktan, adam kayırmaya, rüşvet almaktan, mafyacılığa, adam öldürmeye, din tüccarlığına, kumarhane işletmeye kadar her türlü pisliğin yapıldığı yer.

Ve KAWA. Yüzyıllardır dökülen kanın, baskının, zulmün, sömürünün hesabını sormak için bayraklaştırdığı demirci önlüğüyle isyan ateşinin kıvılcımı olan Kawa… Dehak’ı öldürerek hesap soran Kawa. Halkları bu zalimlerden, zorbalardan kurtararak, kurtuluş ateşini yakan Kawa… Ve onunla özgürleşen halklar…

Kawa da Uzakta, Tarihin Derinliklerinde Değil, İçimizde, Yanıbaşımızda.

Kawa bugün sokaklarda, evlerde, işkencehanelerde, hapishanelerde kanı dökülen, halkları kurtuluşa götürmek için hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan, can veren devrimciler, yurtseverlerdir..

Dehaklara Karşı İsyanımız Sürmektedir. Her yıl kutladığımız Newroz bu isyanın adıdır. Yüzyıllardan beri baskı, zulüm, zorbalık var ve yüzyıllardan beri de bu baskılara karşı isyan… isyancılar ve zorbalar hep savaş içinde oldular. Aralarında hep bir uzlaşmazlık var oldu. Çünkü doğal olan buydu. Çünkü saraylar ve halk birbirine düşmandır. Efsane böyle. Tarih böyle. Bugün de gerçek böyle. Buna rağmen hala Dehak’la Kawa’ları uzlaştırmaya çalışanlar, efsaneyi, tarihi ve gerçeği inkâr edenlerdir… Onlar, yani Dehaklar ve Kawalar arasında uzlaşma sağlansın istiyorlar.

Halkı Dehak’larla uzlaştırmaya çalışıyorlar. Çağdaş Dehak’ların halka yaptıkları zulmü hiçe sayıp, halkı zalimlerle birleştirmeye çalışıyorlar. Zalimlerin ve halkın en çıplak haliyle karşı karşıya geldiği bir yerde onlara yer yoktur zaten. Ve işte bu yüzden, tarihte son sözü, hiçbir zaman onlar söylememiştir. Ve bugün de söyleyemeyeceklerdir.

Hayır! Halklar hiçbir zaman zalimlere boyun eğmeyecek, onlarla uzlaşmayacaklardır. Onlar yüzyıllardan beri Dehak’ların kim olduklarını iyi biliyorlar. Neler yaptıklarını unutmuyorlar. Onların umudu Dehak’larla uzlaşmada değil, Kawa’lardadır. Devletin Newroz’u halkların tarihinden ve bilincinden söküp atmak için katliamlar düzenlemeside, sahip çıkma demagojileri yapması da boşunadır.

Bin yıllık bilinci söküp atmaya katliamlarında, demagojilerin de gücü yetmez. Halklar Newroz’un Ortadoğu halklarının zulme başkaldırı günü olduğunu çok iyi biliyorlar.

Newroz hemen tüm Ortadoğu halklarının direniş ve isyan tarihinin bir parçası olmuştur. Çünkü tüm halkların tarihinde Dehak’lar ve Kawa’lar vardır

Türk ve Kürt halkı ve bu topraklan paylaştığımız tüm milliyetlerden halklarımız, Newroz’u halkların kardeşliği temelinde, isyanın ve direnişin bayramı, isyanı ve direnişi büyütmenin günü olarak kutlayacaklardır. O gün Demirci Kawa’nın isyanda bayraklaştırdığı demirci önlüğü, bugün halklarımızın orak-çekiçli bayrağıdır. Yüzyıllardır halklarımızın kurtuluşu, özgürlüğü için öne atılıp şehit düşen tüm Kawa’lara and olsun ki, izinizi süren Kawa’lar Dehak’ların saraylarını basıp, onların zulmüne, saltanatına son vereceklerdir.

İşte o gün Kürt, Türk tüm halkımızın Newroz’u olacaktır. İşte o gün halkımız için yeni bir gün olacaktır. İşte o gün ülkemizin tüm dağlarında ve sokaklarında bin yıl öncesinin özgürlük ateşleri yakılacaktır yeniden.