Sahrawi Halkı Emperyalizmin Taşeronu Fas’a Karşı Direniyor!
Batı Sahra’nın işgal altındaki başkenti El Aaiún’da (Laayoune) Sahrawi örgütleri, Fas monarşisinin siyasi tutuklulara ve kendi kaderini tayin etme yanlısı aktivistlere yönelik sistematik insan hakları ihlallerini sert bir dille kınıyor. Fas Devleti Tarafından İşlenen Ciddi İnsan Hakları İhlallerinin Mağdurları Sahra Derneği (ASVDH), özellikle bağımsızlık talepleri nedeniyle gözaltına alınanlara karşı artan baskı, işkence, tıbbi ihmal ve psikolojik şiddeti alarm verici bulduğunu açıkladı.
Dernek, hapishanelerde sağlık hizmetlerine erişimden yoksun bırakılan İbrahim Dadi İsmaili gibi siyasi mahkumların durumuna özel dikkat çekiyor. Gdeim Izik grubunun diğer üyeleriyle birlikte (2010’da işgale karşı barışçıl protesto kampında tutuklanan Sahrawi aktivistler) İsmaili, Fas hapishanelerinde (özellikle Ait Melloul Cezaevi) kasıtlı tıbbi ihmal ve kötü muameleye maruz kalıyor. Ailesi ve dernek, mahkumların bayılma nöbetleri geçirdiğini, hücrelerin sağlık koşullarına uygun olmadığını ve Fas yönetiminin bu ihlalleri “siyasi tutumları” nedeniyle bilinçli olarak uyguladığını belirtiyor. Bu, klasik bir sömürgeci baskı yöntemidir: Bağımsızlık mücadelesini kırmak için bedenleri ve iradeleri çürütmek.
Batı Sahra’nın İşgali: Emperyalizmin Afrika’daki Kanayan Yarası

Batı Sahra, Birleşmiş Milletler tarafından hâlâ “kendi kaderini tayin etmemiş” bir toprak olarak kabul ediliyor. İspanya’nın 1975’te çekilmesinin ardından Fas, “Yeşil Yürüyüş” adı altında kitlesel bir işgal başlatarak bölgeyi ilhak etti. Bu, klasik sömürgecilikten neo-sömürgeciliğe geçişin tipik bir örneğidir. Fas monarşisi, Fransız emperyalizminin ve ABD’nin stratejik desteğiyle hareket etti: Bölgenin zengin fosfat rezervleri, balıkçılık kaynakları ve jeopolitik konumu (Atlantik kıyısı, Afrika-Avrupa göç rotaları) nedeniyle Batılı güçler Fas’ı “güvenilir müttefik” ilan etti. Fransa ve ABD, Fas’a askeri ve diplomatik koruma sağlarken, Sahrawi halkının BM kararlarıyla tanınan self-determinasyon hakkını (referandum) sistematik olarak engelledi.
Polisario Cephesi öncülüğünde Sahrawi Arap Demokratik Cumhuriyeti’ni (SADR) ilan eden halk, 1991 ateşkesine rağmen işgale karşı direnişini sürdürüyor. Fas ise işgal altındaki bölgelerde (El Aaiún dahil) sistematik baskı, gözaltı, işkence ve kaynak yağması politikası izliyor. Bu ihlaller, yalnızca insan hakları sorunu değil; emperyalist sermayenin (Avrupa tekelleri ve Fas komprador burjuvazisi) kaynak gaspını güvence altına alan bir sömürü mekanizmasıdır. Fosfat madenleri, balıkçılık hakları ve potansiyel enerji kaynakları, Sahrawi halkının sırtından Batı’ya akıtılıyor.
Fas’ın Batı Sahra’daki varlığı, Lenin’in emperyalizm tahlilindeki “tekelci kapitalizmin ileri karakolları”ndan biridir. Fransız ve Amerikan emperyalizmi, Fas’ı taşeron olarak kullanarak Afrika’daki anti-kolonyal mücadeleleri bastırıyor. Sahrawi halkının kendi kaderini tayin hakkı, sadece ulusal bir mesele değil; emperyalizme karşı ezilen halkların ortak mücadelesinin bir parçasıdır.
ASVDH’nin El Aaiún’dan yükselen sesi, Sahrawi halkının sesidir: “Tıbbi ihmal ve baskı, işgali sürdürmenin aracıdır.” Emperyalist destekli Fas rejimi, siyasi tutukluları yok ederek Sahrawi direnişini kırmak istiyor. Ancak tarih göstermiştir ki, halkların özgürlük iradesi hapishanelerle, tıbbi ihmallerle ya da emperyalist ittifaklarla ezilemez.
Sömürgeci Fas ve arkasındaki emperyalist güçler, Sahrawi direnişi karşısında yenilgiye uğrayacaktır. Halkların zaferi, emperyalizmin yenilgisiyle mümkündür.