Görünen yüz: “Sözde uyuşturucuya karşı mücadele”
- Uyuşturucu beyindeki biyolojik değişikliklerle, toplumsal ve ekonomik koşulların çelişkili etkisiyle oluşan bir hastalıktır. Uyuşturucu bağımlılığı bir irade sorunu değildir. Tedavi edilebilir bir beyin hastalığıdır.

Sorunun nedeni bireysel zaaf değil, toplumsal koşullar, sömürü, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik, stres, güvencesizlik ve tecrittir. Tüm bunlar bağımlılığı tetikler. Kapitalist sistemin çelişkileri toplumu bağımlılığa sürükler. Bağımlılık her zaman vardı ama şekli ve yaygınlığı, toplumun ekonomik ve sosyal yapısıyla değişti.
Örneğin; yoksulların yoğun olduğu bölgelerde, yok-sul mahallelerde, yaşanan sömürü, yoksulluk, adaletsizlik, dışlanma sorgulamasın, baş kaldırılmasın diye devlet eliyle yayılan uyuşturucunun yarattığı etkiler ve şekiller.
Yani uyuşturucuyu devlet bizzat kendi eliyle yoksul halkın içinde yaygınlaştırıyor ya da yaygınlaşmasına vesile oluyor.
Kısaca;
- Birey ve toplum arasındaki çelişkiler bağımlılığı şekillendirir.
- Toplumda yoksulluk, işsizlik, dışlanma artarsa bağımlılık da yaygınlaşır.
- Bağımlılık, kapitalist üretim ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkar.
- Sadece biyolojik bir sorun değil, sosyo ekonomik ve tarihsel bir olgudur.
Ancak sahtekâr AKP iktidarı şimdi yalanlarına bir yenisini ekleyerek “Toplumu zehirleyen unsurlarla mücadele ediyoruz.” diyor.
Lenin’e göre devlet, sınıflar üstü değil, egemen sınıfın baskı aracıdır. Burjuva devleti, sermaye sınıfının çıkarlarını korur. Dolayısıyla burada kendi eliyle uyuşturucuyu yayan veya buna vesile olan devletin yani egemen sınıfın çıkarı vardır.
- Çocukların (sadece çocukların) karıştığı uyuşturucu suçlarında yüzde 144.8 artış olduğunu, İçişleri Bakanlığı’nın suça sürüklenen çocuklarla ilgili 2025 raporunda gördüğümüz gibi; Türkiye’de uyuşturucu kullanma yaşı 12’ye, kullanan sayısı 15 milyona çıkmışsa (CHP Manisa Milletvekilli Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu’nun söyleminden) buna sebep olan iktidardır ve sebep olanların uyuşturucuya karşı mücadelesi yalandan, demagojiden, sahtekârlıktan ibarettir.
- UYUŞTURUCU, BAĞIMLILIK sınıfsal koşulların bir ürünü olarak ortaya çıkar. Egemen sınıflar, KENDİ ELLERİYLE YARATTIKLARI BAĞIMLILIĞI ELBETTE toplumsal bir sorun olarak değil bireysel zaaf olarak GÖRÜR VE GÖSTERİR. BU NEDENLE UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE ETMEZLER.
Uyuşturucu:
- Sistemin ürettiği bir yan üründür.
Ama sistem onu ahlaki bir düşman gibi sunar. Devrimciler ise uyuşturucu ile mücadelede, uyuşturucuyu değil, uyuşturucuya BAĞIMLI BİR TOPLUM YARATAN DÜZEN İLE SAVAŞIR. O DÜZENİ HEDEF ALIR. GERÇEĞİ GÖRÜRSEK GERÇEĞİ DOĞRU ANLARIZ.
Gerçek; işbirlikçi AKP iktidarının zamanında uyuştu-rucu kullanma yaşı 12’ye inmiştir. Yani işbirlikçi AKP iktidarının uyuşturucuyla mücadele ettiği yalandır.
O nedenle sanatçılara yapılan uyuşturucu operasyonları kesinlikle uyuşturucuya karşı mücadele ile ilgili değildir.
Peki, NEDEN UYUŞTURUCU?
ÇÜNKÜ UYUŞTURUCU İDEOLOJİK OLARAK KUSURSUZ BİR ARAÇTIR.
Üretim ilişkilerini sorgulamaz. Sermaye ve uyuşturucu ilişkisini deşmez. Sadece kullanan bireyi kriminalize eder.
Uyuşturucu NEDEN KUSURSUZ BİR ARAÇTIR?
1)“Politik değildir”
- Üretimden bahsetmez.
- Mülkiyetten bahsetmez.
- Ücretlerden bahsetmez.
- Sermayeden bahsetmez.
Yani sorun:
- Toplumsal değil
- Tarihsel değil
- Sınıfsal değil
Sorun: BAĞIMLILARIN ne yaptığı?
Bu, politik olanı kişisel tercihe indirger. YANİ SINIFSAL olan sorunu kişiselliğe indirger.
Peki, AKP faşizmi bunu neden yapar?
SORUNU KİŞİSEL SORUNA İNDİRGEYEREK sömürü düzenini görünmez kılar. HALKIN bu düzene olan öfkesini körleştirir. Sınıf mücadelesi yok sayılır.
2) Duygusal tepki üretir.
Burada akıl devre dışı kalır. Uyuşturucu söylemi korku üretir, tiksinti üretir, panik üretir. Böylece duygularımız analiz yapmamızı engeller, soru sormamızı bastırır, “hemen müdahale” isteği yaratır.
Kitleler şuna yönlendirilir:
“Bir şey yapılsın!” Ama ne yapılacağı burjuva tarafından asla konuşulmaz.
3) Teknik dil kullanımı
Uyuşturucu söylemi “bilimsel” gibi sunulur:
Madde türleri
- Gramajlar
- Etkiler
- Bağımlılık oranları
Bu sözde bilimsel, teknik dil tarafsızmış gibi görünerek politik tartışmayı yok eder. Burada dikkat etmemiz gereken şey sözde bilimsel ve teknik nedenleri değil, sonuçlarıdır.
Yani:
- Neden insanlar bu düzenden kaçıyor?
- Neden uyuşturucu bu kadar yaygın?
- Neden ekonomik kriz dönemlerinde uyuşturucu kullanımı artıyor?
- Bu sorular bilinçli olarak sorulmaz veya cevaplanmaz.
Eğer sorulur veya cevaplanırsa burjuvazinin en temel korkusu da ortaya çıkacaktır.
Burjuvazinin en temel korkusu; halk yukarıdaki soruların cevaplarını merak edip sorgulamaya başlar ve gerçekleri kavrarsa gücünü de fark edecektir. Bu da kendi sömürü düzenlerinin sarsılmaya başlaması hatta yok olması olduğunu çok iyi bilmektedir. O nedenle burjuvazi tarafından asla o sorular sorulmaz, sordurulmaz.
Bilimsel gerçek şu:
- Uyuşturucu sebep değil sonuçtur.
- Devlet eliyle oluşturulan yabancılaşmanın, yoksulluğun, adaletsizliğin, güvencesizliğin, anlamsızlaşmış hayatların ürünüdür
Peki, neden özellikle “ünlüler”?
Çünkü ünlüler burada rastgele seçilmiş bireyler değil, ideolojik figürlerdir.
Devrimciler açısından ünlü:
- Burjuva değildir. (üretim araçlarına sahip değil)
- Proleter değildir. (emeğini klasik anlamda satmaz) Ama kitlelerce sınıf atlamış gibi algılanır.
- Emekle değil, görünürlükle gelir elde eder
- Kitlelere “başarının bireysel olduğu” masalını satar.
- Tüketim kültürünün canlı vitrinidir.
Kültür endüstrisi birey üretmez. Uyumlu tüketici üretir.
Uyuşturucu meselesi burada kilit:
- Sistem haz vadeder.
Ama anlam sunmaz.
- Sonuç: Yapay hazlar.
Ünlü, bu yapay haz ekonomisinin:
- Hem tüketicisi,
- Hem reklam yüzüdür.
Ancak emperyalistlerin kriz dönemlerinde devlet, işlevini yitiren reklam yüzünü harcar. Ve sistemi değil, davranışları hedef alır. Emperyalistlerin canlı vitrini olan ünlüler kontrolden çıkabilir. Bu masal ikna edici olmaktan çıkar.
Ünlü figür öfke nesnesine dönüşür.
- Aşırı lüks
- Aşırı haz
- Aşırı “dokunulmazlık” hissi ile hükmedilemez duruma gelebilir.
Burjuva devleti burada iki hamle yapar:
1) Ünlüyü düşürür.
2) Sistemi kurtarır.
Devlet sistemi kurtarmak için işte tam da bu noktada hukuku devreye sokar. “Çünkü kapitalist devlette hukuk tarafsız değildir; egemen sınıfın çıkarlarını koruyan bir aygıttır”(Marks-Engels, Alman İdeolojisi).
Ünlüler üzerinden yapılan operasyonlar:
- Hukuki olmaktan çok pedagojiktir.
- “Bak, sen de olabilirdin” mesajı taşır.
Ama kritik nokta: Bu mesaj yoksul halkımıza değil, orta sınıfa ve tüketim kültürü figürlere yöneliktir. Çünkü yoksul halkımız; işçiler, memurlar, emekliler zaten baskı altındadır.
Devrimciler bu gibi durumlarda Marksist perspektifi ile hareket ederek asıl sorulması gereken soruları sorar, dokunulmayan yerlere dokunur.
Uyuşturucu=devasa bir sermaye döngüsü
Bilimsel veriler şunu söylüyor:
- Uyuşturucu ekonomisi küresel finansla iç içedir. hAklama olmadan ayakta kalamaz.
- Bankacılık, lojistik, gayrimenkul olmadan işlemez.
Ama operasyonlar:
Kısaca: Finans ayağına inmez.
Kısaca: Sermaye transferine dokunmaz.
Kısaca: Sınıfsal ilişkiyi ifşa etmez.
Neden?
Çünkü kapitalizm kirli parayla kavga etmez, ONU YÖNETİR!
- Uyuşturucu parası nerede aklanıyor?
- Hangi sermaye gruplarıyla iç içe?
- Hangi lojistik, hangi finans ağları?
Kendisine söz söylenilen kimseye gelince, bu sorulara cevap vermek zorunda kalanlara gelince:
- Operasyon durur.
- Haber dili yumuşar.
- Dosya derinleşmez.
Çünkü orası sınıfın kalbidir. Bu operasyonlar şunu gösterir:
- Devlet “uyuşturucuya karşı” değildir.
- Kontrolsüz görünürlüğe karşıdır.
- Sistemi ifşa eden her şeye karşıdır.
Gerçek çözüm:
- Polisiye değil
- Ahlaki değil
- Üretim ilişkilerini değiştiren bir toplumsal devrimdir.
Yani mesele:
“Kim uyuşturucu kullanıyor?” değil “Bu toplumu uyuşturucuya muhtaç hale getiren düzen nedir? Kim kriminalize edilir?”
– Yoksul → “suç makinesi”
– Ünlü → “ahlaki ibret”
– Sermaye → görünmez
Bu tam olarak Marks’ın dediği şey: “Hukuk, eşitsizliği eşitmiş gibi gösterir.”
Bu ünlülere yapılan baskı, burjuvazinin sahnelediği bir gösteridir.
- Hem “ahlaki ibret”
- Hem “gösteri nesnesi”
- Bireyler suçlanır. Sınıfsal gerçekliği masallar üzerinden örter.
Kriz, Hegemonya ve Günah Keçisi Mekanizması
Egemenlik hegemonyasını yalnız zorla değil, rıza ile sürdürülür. Ama ekonomik ve siyasal kriz derinleştiğinde:
- Rıza yani ideolojik ikna zayıflar.
- Hegemonya çatlar.
İşte tam burada sembolik operasyonlar devreye girer.
Peki, bu ünlü sembolik uyuşturucu operasyonlarının işlevi nedir?
- Toplumsal öfkeyi sisteme değil bireylere yönlendirmek.
- “Bakın, zengin de olsanız yakalarız” mesajı vermek.
- Yoksulluk, işsizlik, emek sömürüsü gündemini bastırmak.
Bu, klasik günah keçisi üretimidir de diyebiliriz.
Asıl kritik soru NEDEN ŞİMDİ?
Çünkü:
- Toplumsal umut düşüyor.
- Gelecek tahayyülü yok oluyor.
- İnsanlar “Bu düzen böyle gitmez” demeye başlıyor.
Devlet burada şunu yapar:
- Sistemi değil,
- Davranışları hedef alır.
Uyuşturucu söylemi:
- Siyasetten uzaklaştırır.
- Bireyselleştiricidir.
- “Sorun sensin” der.
Bu yüzden devrimci bir perspektiften bu operasyonlara; uyuşturucu söylemi, sınıf mücadelesinin üstünü örten bir sis perdesidir. Devlet ahlak üretmez. Düzen üretir. Kimin düşeceğine de kriz karar verir diye bakmalıyız.
sürecek…