
HALKLA BÜTÜNLEŞEN BİR GREV!
12 Eylül sonrası yapılan yeni düzenlemelerin biri de, işçi sınıfının diğer emekçi halkla olan dayanışmasını engellemek olmuştur. Bu nedenle sendikaların gelirleri sınırlanmış, grev fonu düşürülmüş ve sendikalara idari ve mali denetim getirilmiştir.
Tüm olumsuzluklara rağmen baştan sona ilerici-yurtsever-devrimci gençliğin destek ve dayanışmasına sahne olan Migros Grevi, demokratik kitle örgütleri, kardeş sendikalar, fabrikalar ve İstanbul giecekondularındaki yoksul mahalle halkı tarafından da desteklenmiştir. Sonunda çadır hakkı fiilen kazanılmış oldu. Migros patronlarının sarı sendika ve polisle birlikte kurduğu tuzaklar boşa çıkartıldı.
GREV KIRICILIĞINA MİLİTAN MÜDAHALE
Daha grevin birinci günü Koçlar, korsan satışlar yapmaya başladılar. Yasanın grevdeki işyerinden mal çıkartılamayacağı hükmüne rağmen, yasaları korumakla(!) görevli devlet kurumlarının kılı bile kıpırdamadı.
Migros işçilerinin ve sendikanın Bölge Çalışma Müdürlüğü’ne, Sendikalar Masası’na, İstanbul Vilayeti’ne, ve diğer kurumlara yaptıkları tüm başvurulara “bu konu bizim yetkimiz dışındadır” cevabı verildi.
Ama Migros işçileri oturup beklemediler.
Kendi göbeklerini kendileri keserek, İstinye’de Türkay Kibrit Fabrikası’nda, İstanbul Hali’nde, Belgrat Ormanları’nda yapılan korsan satışa fiili olarak el koydular.
Ayrıca Bölge Çalışma Müdürlüğü’nün bu taraflı tutumu, Migros işçilerinin düzenlediği bir yürüyüşle protesto edildi.
600 civarındaki Migros işçisi Bölge Çalışma Müdürlüğü’nü basarak, haklarına sahip çıktılar.

PATRONLARIN MEKTUPLARINA CEVAP: “BU LAFLARA KARNIMIZ TOK!”
Migros grevini bitirmeye çalışan patronlar grevdeki işçileri tehdit eden mektuplar gönderdiler.
İşçiler ise gönderilen mektupların arkasına “bu laflara karnımız tok” yazarak, mektupları gerisin geri postaladılar.
Migros patronları, direnişi bitirmek için gazetelere yalan haber yaptırmaktan, polisi işçilerin üzerine salmaya kadar birçok yöntem denediler. Ama başaramadılar.
Hiçbir baskı, Migros grevine geri adım attıramadı.
atboyu ve
Bu militan tavır, Şube yönetiminin işlettiği demokrasi ve eğitimle yakından ilgiliydi.
Grev sürecinde haftalık bölgesel ve aylık genel toplantılar yapılarak işçilerin duyarlılığı hep diri tutuldu.
İşçiler grevin bir “savaş okulu” olduğunu her gün yaşayarak gördü. Bu okulda dostu ve düşmanı çıplak olarak tanıdı.
ZAFER MİGROS’UN… ZAFER DEVRİMCİ ÖNDERLİĞİN!
Grevin 133. günüydü.
Migros patronları geri adım atmak zorunda kaldılar ve toplu sözleşme masasına oturacaklarını açıkladılar.
Zafer Migros işçilerinin oldu.
Migros greviyle, işçi sınıfının grevli-grevsiz mücadele yolu yeniden açılmıştır. Migros grevi, her türlü demokratik hak ve özgürlüklerin kısıtlandığı 12 Eylül yasalarını yırtıp atmıştır.
Bağıtlanan toplu sözleşmeyle ücretlerde
önemli oranda artış elde edildi. Sosyal haklarda % 300
gibi ciddi kazanımlar sağlandı.
12 Eylül sonrasının EN UZUN grevi olan, Devrimci İşçi Hareketi önderliğinde yapılan Migros Grevi, yalnızca ekonomik ve sosyal hak sağlamakla kalmadı, çalışma şartlarında, iş güvenliğinde ileri haklar elde ederek ve işçilik onurunun kazanılmasını sağlayarak zaferle sonuçlandı.
Migros Grevi hem sağlanan ekonomik ve sosyal şartlar hem de işçi sınıfının sendikal mücadelesine yaptığı
kazanımlar açısından başarılı bir grevdir. Bu başarının kaynağında gerici genel merkeze rağmen şube düzeyinde
greve önderlik eden Devrimci İşçi Hareketi vardır.

MİGROS ZAFERİNİN TEMELLERİ
Migros işçilerinin grevi, öncesi ve sonrası ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde, işçilerin mücadelenin bir parçası değil ASLİ UNSURU olduğu görülür.
Grev öncesi ve grev süreci boyunca demokrasi işletilmiş, işçilerin ortak kararıyla hareket edilmiştir.
Tüm Migros iş yerlerinde komiteler kurulmuştur. Komiteler, bu grevin zaferinin en önemli temellerinden biridir.
Sendika ve işçi komitelerinin, meclislerinin birlikte çalışabileceği bu grevde somut olarak görülmüştür.
Bugünün pek çok sendikacısı İşçi Meclisleri adını duyunca, “ne gerek var sendika var ya…” diyorlar. Oysa Migros Grevi bu statükocu itirazı o günlerden yırtıp atmıştır.
Migros grevi, devrimci sendikacılık ile sarı sendikacılık arasındaki çizgiyi açıkça göstermektedir. Tarih, devrimci önderlikle, tek bir sendika şubesinin dahi “koskoca” Koç Holding’e nasıl diz çöktürdüğünü yazmıştır.
Bu mücadele içinde burjuvazinin tüm kurumları Koçlar’ın yardımına koşmuştur. Polisi, basını, çalışma bölge müdürlüğü, sarı sendikalar vs. burjuvazinin tüm kurumları işçilerin karşısında yer aldı. Ama zafer işçilerindi.
Bu da asıl güçlü olanın tüm kurumlarıyla burjuvazi ve patronlar değil, örgütlü işçiler olduğunu bir kez daha göstermiştir.