Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul’un tutuklu belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mahkemesinin başlamasıyla ilgili bir açıklama yaparak, İmamoğlu’nu duruşma salonunda susturmaya yönelik bir müdahalee bulundu.
Haksız, gayri-meşru, hukuksuz durumda oldukları için mahkemeyi canlı yayınlamaya cesaret edemeyen faşizmin Adalet Bakanı, canlı yayından korkularını gizlemek için
“Davaların canlı yayınlanması için kanun değişikliği gerekiyor. Şu anda mevzuatımızda böyle bir imkan yok.”
diye bahaneler uydurmuş.
İşinize gelince kanun manun dinlemiyorsunuz!
“mevzuat müsait” değil bahanesine sığınacağınıza, haksızlığımızın, hukuksuzluğumuzun ortaya çıkmasından korkuyoruz deyin.

Devam ediyor faşizmin tetikçi bakanı Akın Gürlek:
“Mahkeme salonları siyaset arenası değildir. Mahkemede sadece yargılama yapılır. Hakim, savcı hitap ederken ‘sanık Ali’, ‘sanık Veli’, ‘sanık Ekrem’ diye hitap eder”.
Demek öyle.
Peki sen, mahkeme salonlarında hukukun uygulayıcılığını değil, sana emir verenlerin tetikçiliğini yaparken, yaptığın SİYASET değil miydi?
Mahkeme salonlarında cüppeni kullanıp devrimcilere onlarca yıl hapis cezası yağdırırken, muhalifleri komplolar kurarken, yaptığın SİYASET değil miydi?
Tetikçi bakan Akın Gürlek’in dediği gerçeği değiştirmez.
Siyasal davalarda, Mahkeme salonları, o siyasal çatışmanın bir arenasıdır.
Sınıflar mücadelesinin bir arenasıdır.
Ve o arenada taraflar dövüşür.
Sömürücü zalim egemen sınıflar, o arenada “yasanın gücünü” kullanırlar. Tıpkı tetikçi bakan Akın Gürlek gibi. Yasaları kendileri için bir silah olarak kullanırlar.
Yargılananların (ezilen, sömürülen veya muhalif olduğu için sindirilmek istenen) ise, o arenadaki asıl silahları haklılık ve meşruluklarıdır. Bu silahlarla dövüşürler.
Evet, tetikçi, yiyici bakan; orasıbir siyaset arenasıdır ve hep öyle olmaya devam edecektir.
Senin varolan veya çıkaracağın hiçbir yasa, hiçbir yasaklama bu tarihsel ve sınıfsal gerçeği değiştirmeye yetmez.