AHLAKLI EN İNANÇLI AKP HAVASI YARATMAK İSTİYOR. HAYIR AKP AHLAKLI DEĞİL; AKP FAŞİST, AKP İŞBİRLİKÇİDİR! (3)

Bu şu demek:

  • Kriz yokken → hukuk esnek
  • Kriz varken → hukuk seçici ve sert
  • Düzen ahlak üretir.
  • Kimin düşeceğine kriz karar verir.

Son aylardaki operasyonların ortak zemini:

  • Derinleşen ekonomik kriz
  • Toplumsal huzursuzluk
  • Gelecek beklentisinin çöküşü

Gerçek mücadele:

  • Polisle değil
  • Magazinle değil
  • “Temiz toplum” masallarıyla hiç değil

Gerçek mücadele: Burjuvazi düzenle ve sermaye tahakkümünü üreten üretim ilişkileriyle olur.

Faşist AKP iktidarının  “Siyasi hegemonya ve kültürel hegemonya” krizi işbirlikçi Recep Tayyip Erdoğan, Ensar Vakfı Genel Kurulu’nda yapılan bir konuşmada AKP iktidarının “siyasi iktidarını kurmuş olmasına rağmen sosyal ve kültürel alanda hegemonya kurmada hala sorunlar yaşadığını” söylemiştir.

Erdoğan’ın özlü ifadesi şöyle özetlenebilir: “Siyasi olarak iktidar olduk ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidar ve etki kurma konusunda sıkıntılarımız var.” Bilal Erdoğan ise İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı olarak yaptığı konuşmalarda, “Asıl mesele kimliğimizin, kültürümüzün ihya edilerek yeni nesillere aktarılmasıdır.” dedi.

Bu söylemler, siyaseten devlet aygıtı ve iktidar yapısına sahip olduklarını yani siyasi baskıyı oluşturduklarını ancak bunun toplumun tüm kültürel alanlarında örneğin edebiyat, sanat, eğitim, sinema hatta gündelik değerler gibi bir hegemonik rıza yaratamadıklarını kabul ettiklerini gösterir.

Bu rıza eksikliği, kültürel hegemonya eksikliğidir ve siyasi iktidarın kendi kurallarını toplum genelinde doğal, meşru ve çoğunluğun rızasıyla kabul ettirme gücünün zayıf olduğunu ifade eder. Bu söylem, kültürel hegemonya hedefinin yalnızca siyasi iktidar ile sona ermeyeceğini, toplumun kimlik ve değer sistemlerinde egemen kültür biçimini inşa etme ile mümkün olduğunu yansıtır.

Tayip Erdoğan’ın  “siyasi hegemonya kurduk” ama “kültürel hegemonya kuramadık” ifadesi sadece bir itiraf değildir. Marksist teoride bu, hegemonya krizinin somut bir ifadesidir:

Kısaca: Siyasi güç ele geçirildi

Kısaca: Ekonomik güç bağlandı

Kısaca: Ancak toplumun rızasını, değer sistemini ve kültürel kurallarını hegemonik olarak dönüştürme başarısı sağlayamadıklarıdır. Bu, devlet ile toplum arasındaki ideolojik boşluktur ve bu boşluk, kültürel ve ideolojik mücadele alanıdır. Marksist bir bakış açısından bu, siyasal iktidarın “üretim ilişkilerini ve iktidarı ele geçirmeyi” değil, “toplumun kültürel, değerler ve normlar ilişkisini hegemonik olarak dönüştürmeyi ” hedef aldığı bir ideolojik stratejidir.

İktidar iki ayak üzerinde durur:

1)           Zor (devlet, polis, hukuk)

2)           Rıza (kültür, ahlak, gündelik hayat, normal olanın tanımı)

AKP’nin itirafı şudur: “Zor bizde, devlet bizde; ama rıza eksik.”

Yani:

  • Sandık var.
  • Polis var.
  • Yasa var.

Ama:

  • Gençlik onlar gibi yaşamıyor.
  • Kültürel örnekler modelleri onların elinde değil.
  • Gündelik hayat hâlâ “kontrolsüz”.

Bu durumun adı: Kültürel hegemonya krizi

Faşist AKP iktidarının akıl hocaları olan Naziler neden yükseldi?

1929 krizi sonrası Almanya’da:

  • hİşsizlik
  • Açlık
  • Kitlesel grevler
  • Güçlü komünist hareket

Naziler bu yüzden:

  • İşçi sınıfına sahte antikapitalist dil kullandı.
  • Ama iktidara gelir gelmez:
  • Sendikaları kapattı.
  • Komünistleri tasfiye etti.
  • Sermaye birikimini dokunulmaz ilan etti.

Yani: Faşizm, sermayenin kriz sigortasıdır.

Şimdi AKP’ye bağlanalım.

  • Egemenlik = zor + rıza
  • Rıza = kültürel hegemonya

AKP’nin itiraf ettiği şey şudur: “Devleti aldık ama toplumu, halkı alamadık.”

Bu, hegemonya krizidir.

Bu noktada iki seçenek vardır:

1)           Maddi koşulları iyileştirerek rıza üretmek

2)           Kültürü zorla dönüştürmek

AKP ikinci yolu seçti.

Bu yolun adı: Ahlaki ve dini seferberlik Naziler

AKP tipi İslamcılık

İran

Afganistan

Yeşil Kuşak

HEPSİNİ BAĞLAYAN TEK FORMÜL;

Kapitalist kriz

  • İşçi sınıfı potansiyel tehdit hKültürel/ahlaki düşman icadı
  • Sınıf mücadelesinin bastırılması
  • Faşist rejim
  • Sermaye düzeninin korunması

Biçimler değişir:

  • Irk
  • Din
  • Ahlak
  • Gelenek

Ama sınıfsal işlev değişmez. Merkezde tek şey vardır: Sınıf bilincinin parçalanması, üretim ilişkileri ve iktidar.

SERMAYEYİ KURTARAN DİNCİ,

MİLLİYETÇİ KARŞI DEVRİM

Ekonomik ve Sınıfsal Bağlam

1. Bağlam

  • 1929 Buhranı, Almanya’da işsizliği patlattı.
  • İşçi sınıfı örgütlendi; sosyalist ve komünist hareketler güçlendi.
  • Burjuvazi, işçi sınıfının iktidara yönelme ihtimalini gerçek tehdit olarak gördü.

2. İdeolojik strateji

  • Sermayeyi korumak için doğrudan sınıf mücadelesine saldırmak yerine:
  • İşçi sınıfının dikkatini sınıf sorunlarından kültürel ve ahlaki meselelere yönlendirdi.
  • Ana ideolojik araçlar:
  • “Alman toplumu yozlaştı”
  • “Kültürel çürüme var”
  • “Yahudi ve komünistler ulusu zehirliyor” Komünistler ulusu tehdit ediyor”
  • Bu sayede işçiler ve yoksullar, kendi sömürücülerine değil “ahlaki düşmanlara” odaklandı.

3. Yöntem

  • Propaganda: Gösteriler, medyada ve eğitimde milliyetçi ve ahlaki mesajlar
  • Paramiliter güçler (SA/SS) ile korku ve milliyetçilik üretildi.

4. Sonuç

  • İşçi sınıfı pasifize edildi.
  • Sermaye birikimi korundu.
  • Kriz ahlaki ve milliyetçi söylemle topluma yıkıldı
  • Sendikalar kapatıldı.
  • Komünistler öldürüldü.
  • Sermaye devletle kaynaştı.
  • Kriz işçi sınıfına yıkıldı.

Naziler, kriz koşullarında sermayeyi korumak için ahlaki ve milliyetçi bir karşı devrim olarak işledi.

Yani Nazizm = sermayeyi kurtaran ahlaki ve milliyetçi karşı devrim Şimdi aynı şemayı İslamcı biçimiyle görelim.

AKP

  • Hızlı kapitalist dönüşüm
  • Yoksullaşma
  • Geleneksel bağların çözülmesi
  • Kentleşme + işsizlik

Bu koşullarda emekçiler şunu yaşayabilirdi: “Bu düzen bizi sömürüyor.” Ama bunun yerine şuna yönlendirildiler: “Biz ahlaken bozulduk.”

AKP’nin cümlesinin sınıfsal anlamı: “Siyasi iktidarımız var ama kültürel hegemonyamız yok”

Bu şu demektir:

  • Devlet bizde
  • Sermaye bizde
  • Ama emekçileri, halkı hâlâ tam teslim alamadık.

Çözüm: Dini ve ahlaki seferberlik

Biçim farklıdır, işlev aynıdır.

  • Naziler: ırk + milliyetçilik
  • AKP: din + ahlak

Krizin gerçek faili hiçbir zaman hedef alınmaz.

  • Sermaye dokunulmaz.
  • Kriz işçi sınıfına halka yıkılır.

İdeoloji sınıf mücadelesini boğar.

  • Ahlak veya din, sınıfsal bilinci maskeleyen araçtır.

Kapitalist kriz anlarında egemen sınıflar, işçi ve emekçi sınıfların politik güçlerini engellemek için ahlak, din ve kültür üzerinden karşı devrimci ideoloji üretir. Biçimler farklıdır; işlev aynıdır.

Bu strateji üç aşamada işler:

1)           Sınıf bilincini saptırma (ahlak ve din üzerinden)

2)           Halk örgütlülüklerini devrimcileri tasfiye etme

3)           Sermaye birikimini ve mevcut iktidarı koruma Biçim farklı, işlev aynı: Kriz anında egemenler sınıf mücadelesini ahlak, din, kültür ile boğar. Sınıf düşmanı asla görünür olmaz; düşman “ahlaki çürüme” veya “sapkınlık” olarak kodlanır. Faşizm ve siyasal İslam, kapitalist düzeni koruyan karşı devrimci aygıtlardır. Devrimci perspektif: Sınıf mücadelesi merkeze alınmadan, kültür, ahlak, din üzerinden mücadele boşa çıkar.

  • Düşman figürü farklı, işlev aynı:
  • Nazi = Yahudi, komünist, “dejenere”
  • AKP = seküler elit, Batıcı yaşam tarzı İşçi sınıfı ve gençlik, “ahlak veya din üzerinden” düşmanlaştırılıyor.
  • Sınıf mücadelesi boğuluyor:
  • Nazilerde paramiliter güç
  • AKP’de medya ve dini eğitim aracılığıyla

Yöntem farklı, amaç aynı: sermaye ve iktidarı korumak.

  • Kültür, ahlak, din aracılığıyla kriz örtülüyor:
  • Ekonomik ve sınıfsal krizleri görünmez kılıyorlar.
  • Sınıf mücadelesinin potansiyelini ideolojiyle pasifleştiriyorlar.
  • Gençlik merkezi hedef:
  • Her iki durumda da gelecek nesil “kontrol edilmesi gereken alan” olarak görülüyor.

Bu tabloyla artık şunlar netleşiyor:

  • Biçim farklı, işlev aynı.
  • Ahlak, milliyetçilik, din, kültür söylemleri sınıf mücadelesini maskeleyen ideolojik araçtır.
  • Sermaye ve egemen sınıfın çıkarı dokunulmaz; krizler ahlak ve kültür üzerinden emekçi sınıfa yıkılır.

“KÜLTÜREL HEGEMONYAYI KURAMADIK” İTİRAFININ DEVAM CÜMLESİ

Siyasi hegemonya = devletin ve bürokrasinin kontrolü

Kültürel hegemonya = toplumsal rıza ve değerlerin kontrolü

Erdoğan ve çevresinin söylemini şöyle tamamlayabiliriz:

 “O zaman kültürel alanı zor + ahlak ile yeniden düzenleriz.”

Uyuşturucu operasyonları burada üç aşamalı bir işlev görür:

KÜLTÜREL örneklerin TASFİYESİ

 Hedef neden “ünlüler”?

Çünkü:

  • Gençlik, siyasetçiden değil sanatçıdan, influencer’dan, popüler figürden etkilenir.
  • Kültürel hegemonya, kimin ‘normal’ olduğunu belirlemekle ilgilidir.

Operasyonların mesajı şudur:

“Bu yaşam tarzı tehlikelidir.”

Bu, şunu da ima eder:

“Devletin onayladığı yaşam tarzı güvenlidir.” Nazilerde bu:

“Dejenere sanat”

AKP de bu:

“Uyuşturucuya bulaşmış laik ünlüler”

Kültürel hegemonya kurulamıyorsa zor devreye girer.

Ama çıplak zor yetmez. Zorun ahlaki meşruiyete ihtiyacı vardır.

Uyuşturucu söylemi bu meşruiyeti sağlar:

  • Polis = “koruyucu”
  • Baskı = “toplumu temizleme”
  • Operasyon = “ahlaki görev”

Bu yüzden:

  • Aynı devlet, yolsuzluğa bu sertlikte gitmez.
  • Aynı devlet, sermayeye dokunmaz.

Çünkü mesele uyuşturucu değil: Sınıf mücadelesini kültür savaşıyla boğar.

SONUÇ:

UYUŞTURUCU OPERASYONLARI NEYİN PARÇASI?

Bu operasyonlar:

  • Kısaca: Sadece güvenlik politikası değildir.
  • Kısaca: Sadece sağlık meselesi değildir.
  • Kısaca: Sadece suçla mücadele değildir.
  • Kısaca: Kültürel hegemonya krizine verilen otoriter, ahlakçı yanıttır.
  • Kısaca: Sınıf krizinin depolitize edilmesidir.
  • Kısaca: Gençliğin öfkesini sistemden bireylere yönlendirme hamlesidir.

Uyuşturucu söylemi, iktidarın kuramadığı rızayı ahlak ve korku ile zorla ikame etme

Marksist dilde buna şöyle denir:

Kapitalist kriz → ahlaklı birey üretme → toplumsal sorunları bireysel sorun olarak açıklama

Uyuşturucu operasyonları, bu mekanizmanın somut olarak ORTAYA ÇIKMASIDIR:

1)           Sistem çökmüş olabilir → genç işsiz, gelecek kaygılı

2)           Devlet bunu fark edip ahlaki kriz olarak çerçeveler

→            “Uyuşturucu gençliği yozlaştırıyor”

3)           Birey ve küçük gruplar hedeflenir → “Sistem değil birey suçlu” mesajı

4)          Polis ve mahkeme zoruyla hegemonya yeniden kurulur.

İşlevsel Analiz:

  • Erdoğan: “Siyasi hegemonya kurduk, kültürel hegemonya kuramadık”
  • Bilal Erdoğan: “Kültürel hegemonya için kültürü yeniden üretelim”
  • Bu, devletin kültürel boşluğu kapatma stratejisidir.
  • Kültürel hegemonya eksikliği → gençlik ve toplum özerk → sistem sorgulanabilir
  • Uyuşturucu operasyonları → “ahlaki düzeni sağlama” → hegemonya inşası
  • Bilal Erdoğan → kültür ve kimlik üzerinden hegemonya planı.

Faşizm tarihsel olarak neden ahlak maskesi kullanır?

  • Marksist-Leninist teoriye göre faşizm, kapitalist krizlerin ve sınıfsal çatışmaların yönetilemediği koşullarda ortaya çıkar.
  • Bu krizler derinleştikçe, siyasal iktidar zaten ele geçirilmiş olsa bile halkın gündelik hayatında rıza eksikliği oluşur.
  • Çözüm: Ahlak ve kültür üzerinden krizleri bireyselleştirmek ve ideolojik kontrol sağlamak.

Formül:

Kapitalist / yapısal kriz

→            sınıf mücadelesi potansiyeli

→            ahlaki bireyselleştirme + polis / zor

→            sistemsel kriz görünmez, rıza üretir

Operasyonların İdeolojik İşlevi:

  • Uyuşturucu, kumar, şike gibi “ ahlakçı “ operasyonlar:
  • Krizin toplumsal nedenlerini gizler.
  • Sınıfsal öfkeyi bireylere yönlendirir.
  • Halkın “kimin suçlu” olduğunu yanlış yerden sorgulanmasını sağlar…
  • Polis ve medya bu maskeyi meşru ve koruyucu biçimde sunar.

Biz devrimciler bu olayları “Toplumsal yozlaşma” değil, sınıfsal yozlaşma vardır; yani yozlaşan sermaye, yozlaştıran devlettir diye ele alırız.

Erdoğan’ın sözü: “Siyasi hegemonya kurduk ama kültürel hegemonya kuramadık”

  • Siyasi hegemonya kurulmuş → devlet aygıtı, yasalar, seçimler kontrol altında
  • Kültürel hegemonya eksik → halk hâlâ kendi kültürünü, kimliğini ve kendi kahramanlarını çıkarmaya devam ediyor… Çünkü üretme kapasitesine sadece halk sahiptir. Halk Ebru, Mustafa, Helin, İbo gibi örnekler yaratmaya devam ediyorlar.

Uyuşturucu operasyonları bu boşluğu doldurma girişimidir:

  • Ahlak ve korku ile toplumun değerlerini yeniden şekillendirme
  • “Doğru yaşam tarzı”nı dikte etme hGençliği kontrol etme

Analiz:

  • Faşizm sürekli “ahlak ve temizlik” üzerinden meşruiyet üretmeye çalışır.
  • Devrimciler, halkın tarihsel hafızası tarih bilinci ve adalet talepleri üzerinden meşruiyet kazanır.
  • Halk, yozlaşmayı bireylerde değil, sistemde tanır
  • maske düşer.

HALK KENDİ KAHRAMANLARINI,

DEVRİMCİLERİ TANIR, BİLİR, SAYAR VE SEVER ÇÜNKÜ ONLAR KENDİ ÖZLERİDİR

Devrimci figürler bu topraklarda ahlak dersi verenler değil, bedel ödeyenlerdir.

Köroğlu neden yaşar?

  • Çünkü zulme karşıdır.

Pir Sultan neden ölmez?

Çünkü saraya değil, halka yaslanır.

Dadaloğlu neden unutulmaz?

  • Çünkü “Ferman padişahın, dağlar bizimdir” der.

Yılmaz Güney neden hâlâ güçlü?

  • Çünkü devleti değil, halkı anlatır.

Grup Yorum neden yasaklanır, yasaklansa bile neden bitiremezler?

  • Çünkü Grup Yorum açlıktan, yoksulluktan, baskıdan, adaletsizlikten yani halkı ilgilendiren her şey hakkında konuşur. Direniş ve adalet sembolü olarak düzenin sömürü maskesini parçalar; sistemin ve faşizmin gerçek yüzünü açığa çıkarır.

Bunların hiçbiri ahlak polisliği değildir. Hepsi adalet mücadelesinin bir parçasıdır. 

Düzenin ahlakı:

  • Açlığı doyurmaz.
  • İşsizliği çözmez.
  • Gelecek vermez.

Marksist literatür düzenin ahlakı için sunu söyler:

Rıza üretilemeyen yerde zor birikir, zor biriktikçe düzenin meşruluğu erir.

Ahlakçı operasyonlar:

  • Kısa vadede korku yaratır. Ama uzun vadede öfkeyi büyütür.

Öfke:

  • Geçicidir.
  • Dağınıktır.
  • Yönsüzdür.

Diyalektik materyalizm: Öfkeyi inkâr etmez. Öfke körleşmez, yön kazanır.

  • Ve onu bilince bağlar.
  • Bilinçsiz öfke sadece isyan eder, bilinçli öfke örgütlenir.

Devrimciler olarak bizim görevimiz halkın öfkesini doğru yerde göstermesini sağlamak. Yani düzeni hedef almak. Düzenin yaptığı sözde uyuşturucuyu bitirme operasyonlarının gerçek nedenlerini anlayarak halkımıza anlatmaktır.

Uyuşturucuyla beynimizi,

Kumarla emeğimizi,

Yozlaştırmayla kültürümüzü,

Eş cinsellikle bedenimizi,

Yabancılaştırmayla sınıf bilincimizi,

Sivil toplumculuk ve düzen içi siyasetle ideolojimizi çalmalarına ASLA İZİN VERMEYECEĞİZ.

Madde madde

1)Faşizm halkı yozlaştırmaya çalışır; çünkü kendi krizini gizlemek için sistemin sorumluluğunu bireylere yıkar.

2)Uyuşturucu operasyonları artar; çünkü kültürel hegemonya kuramadıkları için gençliği korku ve ahlak üzerinden disipline etmek isterler.

3)Siyasi iktidar var ama kültürel hegemonya eksik; çünkü halk kendi değerlerini ve kendi önderlerini kendi kahramanlarını hâlâ yaratıyor yaratmaya da devam edecek. Yaratan ve üreten tek güç halktır.

4)Halk devrimcileri tanır; çünkü tarih boyunca adalet, eşitlik ve direniş ekseninde ölümsüz kahramanlar yaratmıştır.

5)Faşist ahlak maskesi işe yaramaz; çünkü açlığı, işsizliği ve gelecek kaygısını çözemez, sadece öfkeyi yanlış hedefe yönlendirir.

6)Ünlüler hedef seçilir; çünkü gençliğin kültürel örneklerle kontrol etmenin, hegemonya boşluğunu doldurmanın hızlı yoludur.

7)Ahlakçılık üzerinden rıza üretilir; çünkü zor tek başına uzun vadeli iktidar meşruiyeti yaratamaz.

8)Halk yozlaşmayı sistemde tanır; çünkü bireysel suçlamalar kriz ve eşitsizlikleri gizleyemez.

9)Devrimciler direnir; çünkü halkın hafızasında adalet ve özgürlük değerleri sistematik olarak kaydedilmiştir.

10)Faşizm bireysel ahlak üzerinden kriz üretir; çünkü sınıf mücadelesi ve sınıfsal eşitsizlikleri görünmez kılmak zorundadır.

11)Bilal Erdoğan kültür vurgusu yapar; çünkü kültürel hegemonya boşluğunu ideolojik ve manevi araçlarla doldurmak isterler.

12)Gençlik korkutulur; çünkü öfkenin sisteme değil, bireylere yönlendirilmesi istenir.

13)Uyuşturucu söylemi ahlaki görünür; çünkü ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri tartışmayı depolitize eder.

14)Faşizm geçici meşruiyet üretir; çünkü zor ve ahlakı birleştirerek rıza yaratır.

15)Halk Köroğlu’yu, Pir Sultan’ı, Yılmaz Güney’i hatırlar; çünkü onlar ahlakçılıkla değil, adalet ve direnişle örnek olmuşlardır. Böyle oldukları için ahlaklıdırlar. Ahlaklı oldukları için tarihsel örnekler olmamışlardır. Adalet ve direnişle örnek olmuşlardır.

16)Kültürel hegemonya eksikliği kriz yaratır; çünkü iktidar sadece yasaları ve devleti kontrol ederse toplumsal rıza hâlâ özerktir.

17)Faşist söylem “toplum bozuldu” der; çünkü gerçek nedeni yani kapitalist kriz ve sınıfsal eşitsizlikleri gizlemek ister.

18)Halk öfkesini doğru yere yönlendirir; çünkü tarihsel hafıza yozlaşmanın kaynağını bireylerde değil, sistemde tanımlar.

19)Ahlak maskesi kısa süreli etki sağlar; çünkü halkın gündelik yaşamında adaletsizliği ve yoksulluğu değiştirmez.

20)Devrimcilik uzun süreli etki yaratır; çünkü halkın tarihsel hafızasına, kültürel değerlerine ve kolektif belleğine dayanır.

21)Başaramazsınız: Ahlakçı operasyonlar, halkın sınıfsal hafızasını ve devrimci örnekleri ortadan kaldıra-maz.

22)Maskeyi düşürür: Faşizm ahlak ve temizlik maskesiyle görünür ama işlevi sistemsel kriz ve sınıf pasifleştirmedir.

23)Halk ve devrimciler tanır: Tarihsel hafıza ile yozlaşmayı sistemde ve iktidarda görürler.

24)Köroğlu, Pir Sultan, Yılmaz Güney, Grup Yorum: Direniş ve adalet sembolü olarak maskeyi parçalar; sistemin ve faşizmin gerçek yüzünü açığa çıkarır.

Sosyal ağlarda paylaşın