Caracas / New York, 4 Nisan 2026 – Venezuela’nın meşru Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores, 26 Mart’ta New York’taki federal mahkemede ikinci kez hakim karşısına çıkarıldı. ABD Emperyalistleri Ocak 2026’da ABD’nin Caracas’a düzenlediği askeri baskınla Maduro’yu ve yakınlarını kaçırıp New York’a getirdi. Emperyalist Washington, “narkoterörizm” ve uyuşturucu ticareti gibi uydurma suçlamalarla Venezuela Devrimi’ni yargılamaya kalkışıyor. Oysa gerçek suçlu, 60 yılı aşkın abluka, darbe girişimleri ve şimdi de açık kaçırma operasyonuyla Venezuela’nın egemenliğini çiğneyen ABD’dir.
Manhattan Federal Mahkemesi’nde Yargıç Alvin Hellerstein’in huzurunda görülen duruşmada Maduro ve Flores, yine turuncu hapishane kıyafetleriyle, kelepçeli halde getirildi. Savunma, ABD’nin Venezuela devlet fonlarını bloke ederek avukat ücretlerini ödemeyi engellemesinin anayasal hakkı ihlal ettiğini, dolayısıyla davanın düşürülmesi gerektiğini savundu. Yargıç, davayı düşürmedi ama fon yasağının “savunma hakkını zedelediğini” kabul etmek zorunda kaldı. Bu itiraf bile, emperyalizmin iki yüzlülüğünü ortaya seriyor: Bir yandan “hukuk devleti” diye nutuk atıyorlar, öbür yandan kendi uyguladıkları soyguncu yaptırımlarla o “hukuku” boğuyorlar!

Maduro, ilk duruşmada olduğu gibi bu sefer de dimdik durdu. “Ben Venezuela’nın anayasal devlet başkanıyım, kaçırıldım ve masumum” mesajını bir kez daha dünyaya haykırdı. Eşi Cilia Flores ile birlikte Brooklyn’deki Metropolitan Detention Center’da tutuluyorlar. Trump yönetimi ise duruşma sonrası kabine toplantısında “Maduro’ya ek davalar açmayı” tartışıyor. Bu, açıkça Venezuela’nın petrol rezervlerini, altınını ve doğal kaynaklarını yağmalama planının devamıdır. 2020’den beri hazırlanan iddianameler, 2026’da askeri operasyonla “uygulamaya” kondu. Manuel Noriega’ya yapılanın aynısı: Bağımsız bir lideri kaçır, uydurma suçlarla yargıla, ülkesini talan et.
Venezuela halkı ve Latin Amerika’nın özgürlükçü güçleri bu rezaleti lanetliyor. Maduro, Hugo Chávez’in Bolivarcı Devrimi’nin mirasını taşıyor; emperyalizmin her türlü kuşatmasına, darbe teşebbüslerine ve ekonomik savaşa rağmen halkının yanında durdu. Bugün New York mahkemesindeki bu tiyatro, sadece Maduro’yu değil, tüm anti-emperyalist cepheyi hedef alıyor. Küba’dan Nikaragua’ya, Bolivya’dan Filistin’e kadar ezilen halklar, bu saldırıyı kendi mücadelelerinin bir parçası olarak görüyor. “Birimiz hepimiz için” şiarı bir kez daha yankılanıyor: Venezuela düşerse sıra Küba’ya, sonra bize gelecek.
Bu dava, ABD’nin “kurallara dayalı uluslararası düzen” diye pazarladığı yeni sömürgeciliğin açık itirafıdır. Maduro’yu kaçırarak Venezuela’nın iç işlerine silahla müdahale etmek, Birleşmiş Milletler Şartı’nı, egemenlik ilkesini ve insan haklarını ayaklar altına almaktır. Washington’un “demokrasi” diye sattığı şey, aslında kendi tekellerinin çıkarını korumaktır.
Venezuela halkı sokaklarda, Maduro’nun yanında olduğunu haykırıyor. Ordu ve devlet kurumları meşru hükümete bağlılığını koruyor. Emperyalizm ne kadar mahkeme tiyatrosu düzenlerse düzenlesin, Bolivarcı Devrim ayakta kalacaktır.